1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yusuf Dülger
  4. Türkiye’nin Savaşsız İşgali (2)

Türkiye’nin Savaşsız İşgali (2)

featured

Yusuf Dülger tarafından kaleme alınan bu köşe yazısı, Batılı güçlerin ve özellikle Amerika’nın stratejik hamlelerle Türkiye’yi içeriden çökertme çabalarını eleştirel bir dille ele almaktadır. Yazar, ülkenin silahlı bir çatışma yerine kontrolsüz göç dalgaları, ekonomik bağımlılık ve kültürel yozlaşma yoluyla sessizce işgal edildiğini savunmaktadır. Metne göre, dini duyguların istismar edilmesi ve terör örgütlerinin desteklenmesi toplumun direncini kırmak için kullanılan temel araçlar arasındadır. Yazar, mevcut siyasi anlayışın bu sürece göz yumduğunu belirterek milli kimliğin ve toplumsal ahlakın ciddi bir tehdit altında olduğu konusunda uyarılarda bulunmaktadır. Sonuç olarak kaynak, halkın biat kültüründen uzaklaşarak sorgulayıcı bir bilinçle bu sinsi plana karşı direnmesi gerektiğini vurgulayan politik bir manifesto niteliğindedir.

 

(Çöküntüden Görüntüler)

Amerika’nın başını çektiği, bazı Batılıların destek verdiği bir yapı var. Bu yapı; Asya-Afrika halklarının zenginliklerini sömürüyor, oralarda kendine bağlı yöneticileri işbaşına getirip ayakta tutuyor, tarikat ve cemaatler aracılığıyla bilinçsiz kitleler oluşturuyor. Bu yapı 25-30 yıldır atağa kalktı; soğuk-sıcak savaş yöntemleriyle Afganistan, Pakistan, Irak, Libya, Suriye gibi ülkeleri işgal ediyor. Bugün İran ve Türkiye üzerinde çalışıyor. İran ilkeli davranıyor, iyi direniyor; Türkiye can sıkıyor.

Türkiye’nin önceden NATO’ya alınması, Amerika’nın Türkiye ile yaptığı anlaşmalar, Amerika’nın bazı yöneticilerimize desteği, desteklenenlerin Amerika’ya minnet borçları, emperyalizmin PKK’yı beslemesi ve PKK’ya devlet vaadi… Bunlar Türkiye’nin savaşsız işgali için atılan adımlardır.

Amerika ve ortakları Türkiye’nin etnisitesini değiştirerek; kültür ve kimliğimizi delik deşik ederek, “barış, barış” diyerek Türkiye’yi yutmak istiyor. Bizim bağımlılarımız ve saflarımız da oyuna geliyor.

Amerika ve sömürgeci Batılılar Orta Doğu ülkelerini, özellikle Türkiye’yi yutmak için birden çok terör örgütü kurdurup desteklediler. Bu örgütlerin bazı öncül ve ardıllarını “Allah, şeriat” diyerek kandırdılar; insanları birbirine öldürttüler. Bu örgütlerin militanları ile sefil ve cahil taraftarlarının bir bölümü Türkiye üzerinden Batı’ya göçmek zorunda kaldı. Bunlar aynı zamanda uyuşturucu ve fuhuş ticareti yaptılar. Amerika bunu yaparken içimizde, T.C. ve millet düşmanı insanlar yetiştirdi, “ümmetçilik” akımını körükledi, beynimizi parçaladı.

“Niye kanıyoruz, kanmayalım” derseniz haklısınız. Kanmamak için biat kültürüyle yetişmemek, aklımızı kullanmak, sorgulama alışkanlığı kazanmak, güdülen değil düşünen insanlar olmak, içimizdeki uşakları tanımak gerekiyor.

Burada bir olguya dikkat edelim. Emperyalistler Doğu’dan Batı’ya gerçekleşecek düzensiz göçlerin vereceği sıkıntıları bildikleri için, 2016’da Avrupa Birliği (AB)-Türkiye arasında bir anlaşma sağladılar. Anlaşmaya göre mülteciler, Türkiye’ye verecekleri paralarla Türkiye’de bloke edilecek; Türkiye sinsi bir planla içeriden de çökertilecekti. Bu plan tuttu; Afganistanlı, Pakistanlı, Iraklı, Suriyeli, Somalili, ne oldukları belirsiz milyonlarca göçmen Türkiye’ye yerleştirildi. Bunlar sosyal yapımızı bozmaya, Türkiye’yi bir Orta Doğu ülkesi yapmaya başladılar.

Bir bölümümüz buna tepki göstermeye başlayınca; iktidar partisi AKP zihniyeti ve bilinçsiz dindarlar bizi: “Sen ırkçısın, merhametsizsin” diye suçlamaya başladılar. Bunlar, ortaya çıkan sosyal ve ekonomik çöküntülere rağmen hâlâ: “İnsanız, mazlumlara kucak açıyoruz, zorda kalmışlara yardım ediyoruz, ümmet olmanın sorumluluğunu taşıyoruz” diyerek avunuyorlar, yıkıcılık yapıyorlar. Böylesi propagandalara sessiz kalmak; fakirleşmek, yozlaşmak, kimlik ve bilinç kaybına uğramak, her geçen gün daha fazla çökmek demektir. Bu çöküntünün bir boyutuna örnek olmak üzere, yaşadığım bir olayı anlatayım.

Dört yıl önce, emlakçı bir tanıdığım elimdeki bir evi Pakistanlı birisine kiraya verdi. Kiracı 8-10 gün sonra evi bir başka Afganistanlıya devredip kayboldu. Gece 24’ten sonra eve değişik kadın ve erkekler girip çıkmaya başlamış. Komşulardan gelen şikâyet ve bilgileri esas alarak ilgili karakola gittim, bu ahlaksızlığın takibe alınmasını istedim. Aldığım cevap: “Sen suçüstü yap, sonra bizi çağır” oldu. Emniyetin ilgili birimine gittim, durumu anlattım. “Mahkemeye ver, biz ne yapalım” dediler.

Türkiye’nin işgal ve çöküşü ne kadar sürecek? Her birimiz bir ahlak zabıtası mı olacağız? Yapacağımız bir şey yok mu? Bu sorular üzerinde düşünelim.

 

Devam edecek    

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!