1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yusuf Dülger
  4. Zaman Ayarlı Gelişmeler

Zaman Ayarlı Gelişmeler

featured

Yusuf Dülger tarafından kaleme alınan bu metin, Batı dünyasının Türkiye üzerindeki stratejik emellerini ve tarihi “Şark Meselesi” projesinin güncel yansımalarını eleştirel bir dille analiz etmektedir. Yazar, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan nüfuzuna girmesini ve Büyük Ortadoğu Projesi gibi girişimlerin ulusal bütünlüğü tehdit ettiğini ileri sürmektedir. Metne göre, küresel güçler yerli işbirlikçiler aracılığıyla Atatürk ilke ve inkılaplarını zayıflatmaya çalışmakta ve ülkeyi üniter yapısından uzaklaştırmayı hedeflemektedir. Toplumsal kutuplaşma ve dini söylemlerin siyasi çıkarlar için kullanılmasını bir algı yönetimi olarak nitelendiren yazar, mevcut kaosa rağmen Türk ulusunun bekasına olan inancını korumaktadır. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin egemenliğini koruması için milli bir uyanışa ve kararlılığa ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan karamsar fakat dirençli bir perspektif sunmaktadır.

 

Batı’nın “Şark Meselesi” diye adlandırdığı bir projesi var. Geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan bu projeye göre Türkler Anadolu’da tamamen yok edilecekler; bu olmazsa Asya’nın bozkırlarına kovulacaklardı.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı Devleti yenilip yıkılınca, Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğündeki Millî Mücadele ile Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduk.

İkinci Dünya Savaşı’ndan (1939-1944) sonra Amerika ve Rusya Yalta’da (Şubat 1945) dünyayı bölüştüler; Türkiye, Amerika’nın hissesine düştü.

Amerika 1990’lı yıllarda, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adını verdiği bir proje hazırladı. Projeye göre Türkiye dâhil birçok ülke dağıtılacak, Türkiye ve komşu ülkelerin toprakları üzerinde “Büyük Kürdistan ve Büyük İsrail” kurulacaktı.

Bu projelerin gerçekleşmesi için çok yönlü çalışıldığı görülüyor.

Amerika ve bazı Batılı ülkeler Türk, Arap, Afgan, İran halklarının cahillik, gerilik ve yoksulluklarından yararlanıyor; bu halkların millî kimliklerini eritiyor, savaş çıkarıyorlar.

Bu süreçte, Müslüman dünyadan hoca, İslam âlimi, şeyh, dindar yönetici, milliyetçi olarak birtakım kişiler çıktılar; bu kişiler “Yeşil Kuşak, Komünizmle Mücadele, BOP görevlisi” olarak Amerika ve Batılılara hizmet ettiler, 40-50 bin insanın katilini affedip bir statüye kavuşturmak için uğraştılar.

Bunlar Türk ulusunu NATO’nun, AB’nin uydu ve uşağı yapmak için uğraşıyorlar.

Amerika ve Batı bu süreçte biraz yerli ve millîliği olan kişi, parti ve hükümetleri yıktı; yerlerine kontrolüne aldıklarını iktidar yaptı, bunlardan aldığı destekle Irak, Libya, Suriye, Mısır gibi ülkeleri kaosa soktu.

Bu süreçte Amerika yönetimi ve Türkiye’deki temsilcileri bizim yöneticilere alenen ve defalarca dedi ki: “Üniter ve demokratik hukuk devletinizi yıkın. Atatürk ve Cumhuriyet’e saldırın. Sultanlığa geçin, biz de sizin saltanatınızı uzatalım.” Böyle de oldu.

Şimdi şöyle bir düşünce oluşturuluyor:

Laik devletin ömrü bitiyor. Hilafet ve saltanat gelecek. Asya’nın, Afrika’nın başını biz çekeceğiz. Büyük millet, büyük devlet oluyoruz. Herkes bizi kıskanıyor.

Bu süreçte milleti uyutmak için her şey yapılıyor. Örneğin;

“Mekke Anlaşması” PKK’lıların affından doğan kızgınlığı unutturuyor, İran’ı yalnızlaştırıyor, Rusya ve Çin kuşatılıyor.

Bir cemaatin mallarına çökülerek maddi sıkıntı geçici de olsa gideriliyor,

Cumhuriyet ve Atatürk hassasiyeti bulunan asker ve siviller içeri alınarak korku rejimi tesis ediliyor,

Ebedileşme hastalığı artıyor,

………………………

Desek, kısmen bile olsa gerçekçi olmaz mıyız?

Deniz ve gölette boğulmak üzere olan bir canlı, çırpındıkça çırpınır ama sonuç değişmez.

Kişiler, kaprisler ve tuzaklar her şeye rağmen boğulacaklar ama;

T.C. ve Türk ulusu yaşayacaktır. Yeter ki biraz çabamız ve umudumuz olsun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!