Yazar Feridun Yıldız, Türk milliyetçisi seçmenlerin oylarının dağınıklık sebebiyle Meclis’te hak ettiği oranda temsil edilemediğini belirterek milliyetçi partilerin birleşmesi gerektiğini savunmaktadır. Geçmiş seçim verilerine göre birden fazla milliyetçi partinin oluşturacağı potansiyel bir Milliyetçi İttifak seçimin seyrini değiştirebilecek bir siyasi güç barındırmaktadır. Ancak bu birleşmenin başarılı olabilmesi için önceliğin liderlik kavgasına değil, ortak ilkeler ve somut çözümler etrafında birleşmeye verilmesi şarttır. Seçmenin tabanda ikna edilmesi ve güven duyması gerektiği vurgulanırken, partilerin kimliklerini koruyarak birlikte hareket etme sorumluluğu taşımasının Türkiye’nin geleceği açısından hayati olduğu ifade edilmektedir.
Türkiye’de Türk milliyetçisi seçmen var mı? Var.
Türk milliyetçisi siyasi parti var mı? Bir tane değil, birçok tane var.
Öyleyse neden milyonlarca insanın taşıdığı kaygı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde aynı ağırlıkla temsil edilmiyor? Neden millî egemenlik, üniter devlet, sınır güvenliği ve Türk milletinin geleceği söz konusu olduğunda aynı hassasiyeti taşıyan siyasi kadrolar, sandığa ayrı ayrı gidip sonra ortaya çıkan sonuçtan şikâyet ediyor?
Bu soruları artık birbirimize sormak zorundayız.
Zafer Partisi, İYİ Parti, Anahtar Parti, Millî Yol Partisi, Kutlu Parti, Adalet Partisi ve Bağımsız Türkiye Partisi seçim öncesinde bir Milliyetçi İttifak kurabilir mi? Benim kanaatim, böyle bir birlikteliğin ciddi biçimde görüşülmesi gerektiğidir. Çünkü mesele, partilerin tabelalarını yan yana asmak değildir. Mesele, Türk milletinin geleceğine ilişkin ortak iradeyi siyasi güce dönüştürmektir.
Önce rakamlara bakalım.
Yapılan anketlerdeki oy yüzdeleri spekülatif olduğu için onları değerlendirmeye almayıp, değerledirmeyi son resmi seçim somuçları üzerinden yapacağım. Eğer anketler üzerinden yapsaydık Milliyetçi İttifak Türkiye’de iktidarla yarışan bir sonuçla ortaya çıkardı. 2023 milletvekili seçiminde İYİ Parti %9,69, Zafer Partisi %2,23, Adalet Partisi %0,20, Bağımsız Türkiye Partisi %0,40, Millî Yol Partisi ise yaklaşık %0,03 oy aldı. Yalnızca bu beş partinin o seçimdeki oylarının aritmetik toplamı %12,55’ti. Anahtar Parti, Kutlu Parti ve için aynı seçime ait bir oy sonucu yok. Dolayısıyla %12,55’e kafamıza göre yeni rakamlar ekleyip “İttifakın oyu budur” diyemeyiz. Ama beş partinin geçmişte ölçülmüş toplamı ortadayken, yedi partilik olası bir birlikteliği yalnızca %8–10 bandına hapsetmek de doğru değildir. [1]
Bu nedenle %12’yi tabanı koruma, %15’i seçmende karşılık bulma, %18’i güçlü bir üçüncü seçenek oluşturma, %21’i ise siyasetin dengesini değiştirebilecek iddialı bir çıkış senaryosu olarak görüyorum. Bunlar anket sonucu değil, üzerinde çalışılması gereken siyasi ihtimallerdir. Hangisinin gerçekçi olduğunu ortaklığın kurulma biçimi, adayları ve seçmene sunacağı program belirleyecektir.
Milletvekili hesabında da aynı dürüstlük gerekir. %15 oy, “kesin 90 milletvekili”; %18 oy, “kesin 108 milletvekili” demek değildir. Bunlar 600 sandalyenin düz oransal karşılıklarıdır. Türkiye’de milletvekilleri ülke genelindeki oyların tek bir havuzda bölünmesiyle dağıtılmıyor. Hangi ilde kaç oy alındığı, kimin hangi listeden aday olduğu sonucu değiştiriyor.
Nitekim 2023’te İYİ Parti %9,69 oyla 43 milletvekili çıkardı. Zafer Partisi ise %2,23 oy almasına rağmen Meclis’e milletvekili gönderemedi. Türk milliyetçisi bu tabloya bakıp yalnızca “Daha çok çalışalım” diyemez. Bu oyların nasıl temsil edileceğini de düşünmek zorundadır. [2]
Benim Milliyetçi İttifak arayışını gerekli görmemin sebebi budur.
Türkiye’nin millî kimliği, bağımsızlığı ve Cumhuriyet’in kurucu ilkeleri üzerine konuşanların, seçim gecesi birbirlerinin oyunu sayarak teselli bulmasını istemiyorum. Meclis’te kanun teklifini takip eden, bütçeyi sorgulayan, yanlış bulduğu karara itiraz eden ve seçmene verdiği sözün hesabını veren güçlü bir temsil istiyorum.

Elbette yedi parti her konuda aynı şeyi düşünmüyor. Ekonomiden dış politikaya, göç yönetiminden aday belirlemeye kadar aralarında ciddi farklar olabilir. Bu farkları bir fotoğraf karesiyle örtemezler. Seçmen de buna inanmaz.
O hâlde işe “Kim ittifakın başında olacak?” sorusuyla başlanmamalı. Önce “Hangi ilkelerde anlaşıyoruz, Türkiye’yi nasıl yöneteceğiz?” sorusu cevaplanmalı.
Sınır güvenliği konusunda ortak hedef nedir? Hukuk devletini nasıl güçlendirecekler? Gençlerin iş, eğitim ve gelecek kaygısına hangi somut çözümleri sunacaklar? Göç politikasını hangi takvim ve hangi hukukî çerçeveyle yürütecekler? Üretimi, liyakati ve kamu yönetimini nasıl ele alacaklar?
Bir Türk milliyetçisi olarak benim görmek istediğim masa, yalnızca neye karşı olduğunu söyleyen bir masa değildir. Ne yapacağını, nasıl yapacağını ve yapamazsa milletin karşısına çıkıp nasıl hesap vereceğini söyleyen bir masadır.
İttifakın önündeki en büyük engellerden biri de liderlik ve adaylık meselesidir. Yedi partinin yedi genel başkanı, yedi teşkilatı, kendi tarihi ve kendi seçmeni var. Cumhurbaşkanı adayı kim olacak? Milletvekili listelerinde kimler yer alacak? Hangi ilde ortak liste daha fazla temsil sağlayacak? Bu sorular seçim takvimi sıkışınca kapalı kapılar ardında çözülmeye çalışılırsa birliktelik daha yola çıkmadan yara alır.
Çözüm bellidir: Önce ilkeler yazılmalı. Ardından kararların nasıl alınacağı belirlenmeli. Sonra il il, seçim çevresi seçim çevresi aday ve oy çalışması yapılmalı. Seçmene de açıkça anlatılmalı.
Bir başka yanılgıdan da vazgeçmeliyiz. Bir partinin seçmeni, genel başkanlar el sıkıştı diye diğer partinin adayına otomatik olarak oy vermez. İttifakın gücü, kâğıt üzerindeki yüzdelerin toplamıyla ölçülemez. Seçmenin bu birlikteliğe güvenip güvenmediği araştırılmalıdır. Yedi partinin ayrı ayrı oyunu ölçen anketle, bu partiler ortak hareket ederse seçmenin ne yapacağını soran anket aynı şey değildir.
Bugün için ortada kurulmuş bir Milliyetçi İttifak da yoktur. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin başka bir partiyle yapılmış ittifak görüşmesi bulunmadığını açıkladı. Olasılığı olmuş bitmiş bir karar gibi sunmak, tartışmaya katkı sağlamaz. [3]
Fakat görüşme yapılmamış olması, görüşülmesi gereken bir mesele olmadığı anlamına gelmez.
Türk milliyetçileri birbirleriyle konuşmayı, birbirlerinden vazgeçmek sanmamalı. Bir parti kendi kimliğini koruyarak ortak ilkelerde buluşabilir. Önemli olan, birliktelikten sonra seçmenin karşısına hangi sözle çıkacağıdır.
Benim sorum yedi partinin yöneticilerine şudur:
Ayrı ayrı ne söylediğinizi biliyoruz. Peki birlikte neyi başarabilirsiniz?
Bu sorunun cevabı varsa, Milliyetçi İttifak Türkiye için güçlü bir siyasi seçenek hâline gelebilir. Yoksa %15, %18 veya %21 tartışmasının hiçbir değeri kalmaz. Çünkü siyasette asıl güç, yalnızca oy istemek değil; o oyun yüklediği sorumluluğu taşıyabilmektir.
Türk milletinin geleceği üzerine söz söyleyenler, önce kendi aralarında konuşabilmeli, anlaşabildikleri yerde birlikte yürüyebilmeli, anlaşamadıkları yerde de bunu milletten saklamamalıdır.
Milliyetçi seçmenin oyunu sandıkta görünür, Meclis’te etkili, Türkiye’nin yönetiminde söz sahibi kılacak yol budur.
Birlik çağrısının değeri, atılan imzalarda değil; Türk milletine verilen sözün arkasında durabilmektedir.
[1] YSK kesin sonuçlarına dayanan seçim dökümü











