Öküz

featured

Nazım Peker’in kaleme aldığı bu hikâye, üniversite yemekhanesinde bir öğrenci ile kibirli bir profesör arasında geçen olayları aktarmaktadır. Aşırı öz güveni ve tepeden bakan tavırlarıyla bilinen profesör, öğrenciyi küçük düşürmek amacıyla çeşitli hamleler yapar. Ancak zeki öğrenci, her defasında hazırlıklı ve akıl dolu cevaplarla profesörü mahcup etmeyi başarır. Yaşanan bu diyaloglar, akademik unvanların insanlara başkalarını hor görme hakkı tanımadığını gözler önüne serer. Son sahne ise hiç kimseyi aşağılamamak ve her bireye saygı duymak gerektiğini güçlü bir dersle hatırlatır.

 

Üniversitenin yemekhanesine giren öğrenci yemeğini alır. Öğrenci bölümü hınca hınç doludur. Oturacak yer bulamayan öğrenci, akademisyenlerin bulunduğu bölümdeki bir masaya oturur.

Yemeğini yemeye başlar. Karşısında oturan profesör, öğrenciye tepeden bakarak: “Hayret! Ne zamandan beri öküzlerle kartallar aynı masada oturuyorlar?” diye hakaret yollu bir gönderme yapar.

Bu sözlere alınan öğrenci, “İzninizle ben uçayım” diyerek masadan ayrılır.

Bu okkalı göndermeye, yediği ani gole fena bozulan profesör öğrenciye iyi bir ders vermek ister.

Günlerden bir gün, bu projesini uygulamak için öğrenciyi odasına çağırır.

Profesörün odasına gelen öğrenci kapıyı tıklar ve saygıyla içeri girer.

— Beni çağırtmışsınız hocam, buyurun sizi dinliyorum.

Koltuğuna yayılan ve tepelerden bakan profesör:

— Evet, çağırttım. Geç otur bakalım.

Öğrenci, profesörün karşısındaki koltuğa saygıyla oturur.

Profesör kendinden emin bir şekilde:

— Yazılı kâğıdını okudum. Hiç fena değil.

Öğrenci:

— Teşekkür ederim hocam, ana babama yük olmamak için öğrencilik görevimi yapıp derslerime çalışıyorum.

Profesör öğrenciye illa bir hakaret edecek ya!

Koltuğunda şöyle bir doğrulur ve:

— Sana bir soru soracağım.

Öğrenci:

— Buyurun hocam, sizi dinliyorum.

— Yolda gidiyorsun, iki paket düşmüş yere. Birinde epey bir para, diğerinde de akıl var. Hangisini alırsın?

Öğrenci, hiç tereddüt etmeden:

— Elbette paralı olanı alırım hocam.

Profesör bir gedik yakaladığını sanır ve: “Ben olsam akıl dolu olanı alırdım.”

Öğrenci istifini bozmadan:

— Olabilir hocam, bu bir tercih meselesidir. Kişi kendinde ne eksikse ya da ne yoksa onu alır. Tanrı’ya şükür bende akıl var ama param yok. Onun için paralı olanı alırım.

Bir gol daha yiyen profesör iyice bozum olur. Bir gol daha yemenin ezikliği ile öğrenciye gidebileceğini söyler.

Yazılı kâğıdını verir.

Öğrenci kâğıdını alıp teşekkür ederek dışarı çıkar.

Odadan biraz uzaklaşan öğrenci kâğıdına bakar ki ne görsün?

Kâğıdın üzerinde kocaman kırmızı kalemle “ÖKÜZ” yazmaz mı?

Öğrenci geri döner ve profesörün kapısını tıklatır.

— Giriniz!

Sesi üzerine odaya giren öğrenci, profesör konuşmadan:

Hocam, kâğıdıma imzanızı atmışsınız ama notumu vermeyi unutmuşsunuz.

Sevgili okurlarım, bizde bu durumlar için çok güzel sözler vardır: “Kepenek altında aslan yatar”, “Her kuşun eti yenmez”, “Deveden büyük fil vardır” gibi.

Hiç kimseyi hor görmeyeceksin, her canlıya saygı duyacaksın. Profesör bile olsan saygıda kusur etmeyeceksin. Adam gibi adam akademisyenlerimizden özür dileyerek… 20.02.2026

Esen kalınız.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!