Yusuf Dülger’in Anadolu Yanıyor adlı yazısı, Türkiye’nin maddi ve manevi anlamda karşı karşıya kaldığı büyük yıkım ve çöküşü ele almaktadır. Metinde, orman yangınları ve tarımsal gerileme gibi çevresel ve ekonomik sorunların yanı sıra, yetkililerin duyarsızlığı ve devlet kurumlarındaki ihmalkarlıklar sert bir dille eleştirilmektedir. Özellikle kırsal bölgelere kadar yayılan uyuşturucu bağımlılığı, cezaevlerindeki skandallar ve adli makamların yetersizliği toplumsal çürümenin boyutlarını gözler önüne sermektedir. Ayrıca dini kurumlardaki yozlaşma ve manevi değerlerin zedelenmesi, ülkenin içinde bulunduğu bu bunalımın derinliğini artırmaktadır. Yazar, geçmişte yapılan bir uyarıya atıfta bulunarak Anadolu’nun adeta ateş içinde kaldığını belirtmekte, ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen umudun tamamen yitirilmemesi gerektiğine dikkat çekmektedir.
Türkçe Sözlük’e göre yanma; maddelerin ısıyla yanıp kül olması, -mecazen- bir kişi ve toplumun değerini yitirmesi, kötülüğe uğraması demektir. Bugün Türkiye; toprak ve bitki örtüsü, insanları, millî ve manevi değerlerinin kaybıyla yanıyor.
Ormanlarımız yanıyor. “Yangın uçakları ve helikopterlerimiz bozuk, tamirleri pahalı” denerek satıldıklarını, anında müdahale edilmediğini, dışarıdan uçak-helikopter kiralandığını unutmayalım.
29.06.2026 günü Bozkır’ın Hisarlık, Hadim’in bazı köylerindeki meşelerin bilinçsiz ve kuşkulu bir biçimde kesildiğini gördüm ve sonra ilgili mercilere gittim. Yetkililer konuşmaktan çekindiler. Konunun incelenmesi için 30.07.2026 günü CİMER’e bir şikâyet dilekçesi gönderdim. Devletten bir ses yok, herhalde felç var.
Tarım ve hayvancılıkta kendimize yeterken, ihracat bile yaparken Asya, Afrika, Amerika kıtalarından tarım ve hayvan ürünü ithal etmeye mecbur kaldık.
“Terörsüz Türkiye” uyutmasıyla 40-50 bin suçsuz insanı öldüren PKK’lılar affediliyor, terör örgütünün başı (Amerika ve İsrail uşağı) Türkiye’de söz kesen oluyor, kendisine saray yapılıyor. Ama Toroslardaki bir parka çadır kurup sessiz sedasız bir gün dinlenmek isteyen Anadolu’nun gönüllü insanları gece çadırlarından çıkarılıp kovuluyorlar. Bu bir akıl tutulmasıdır, gece yangınıdır.
70 yıldır elinin emeğiyle geçinen, namuslu, erdemli, cefakâr ve fedakâr tanıdığım bir bacı var. Evlat ve torunları işsiz, kimisi uyuşturucu müptelası, kadın sefil.
Hadim’in bir köyünde doğup büyümüş, yükseköğrenimli tanıdığım bir esnaf var. Köyüne gittikçe görüyormuş; köyünün gençleri, hatta bazı öğrenciler uyuşturucu hastalığına tutulmuşlar, bileklerinden iğne yaptırıyorlar, kendilerinden geçtikten sonra “ona buna efelik yapıyorlar” imiş.
09.09.2026 günü Gazlıgöl’de (Afyon), Konya’nın … ilçesinin … köyünden olduğunu söyleyen bir yurttaşımızla tanıştım. On dakika kadar sohbet ettik. Dertli birisiymiş. Ömrünü inşaatlarda çalışarak geçiren bu insan şunları anlattı: “Yeğenlerim köyde uyuşturucu ticaretiyle geçiniyorlar. Odalar uyuşturucuyla dolu. Yapmayın, milleti zehirlemeyin dedim, dinlemediler. Şikâyet ettim, arkama düştüler. Hayatım tehlikeye girdi. Hanımı aldım, kırk gündür buralarda, sağda solda dolaşıyorum. İlçeye göçsem orada bulacaklar. Evimi, tarlamı satıp bilinmeyen başka bir yere göçeceğim. İnsan yeğenlerini şikâyet eder mi diye herkes beni suçladı. Yaptığım yanlış mı?”
Gezimden sonra birisiyle sohbet ederken şunları anlattı: “… uyuşturucu ticaretinden şu kadar yıl hapis cezası aldı, içeride yatıyor. İçeride uyuşturucu kullanımı ve ticareti tam gaz devam ediyormuş…” Taaccüp edip sordum: Bu kadar olmaz, olamaz dedim. “Ziyaretçilerin içinde kuryeler var, onlar bazı görevliler aracılığıyla içeriye uyuşturucu sokuyor. İçeridekiler satın alıp içiyorlar. Gardiyanlardan zengin olanlar var. Polis bunu tespit için 16-17 yaşlarındaki anasız babasız kız çocuklarını kullanıyor ama sonuç alamıyor.” Yine araya giriyorum: Bunu kimden, nasıl öğrendin? Açıkladı: “İçeride … var ya, o anlattı. Bazı avukatlar bile bu işin içinde hocam…”
Uyuşturucu ile ilgili anlattıklarıma bakın; ateş köy, ilçe, il, hapishane, cezaevi, resmî görevli, hukukçu vb. her yer ve kişiden yükseliyor, her yeri ve kişiyi yakıyor.

07.09.2026 günü İhsaniye-Afyon ilçesinin Ayazini Köyü’ndeydim. Birisiyle sohbet ederken “İmam iki gün camiye gelir. Kafası yelli, diğer günlerde babasıyla sığır besler” dedi. Halkın tepkisini, ilgili makamların bundan haberinin olup olmadığını sordum. Hiçbir yer ve kesimde bir ışık ve kıvılcımın olmadığını, bilinç ve sorumluluk gibi duyguların çoktandır yanıp kül olduğunu gördüm.
07.09.2026 günü Afyonkarahisar’ın Anıttepe Şehitliği’ni ziyarete gittim. Şehitliğe varınca üç genç oğlan ile üç genç kızdan birerinin birbirleriyle şehitliğin içinde, diğerlerinin şehitliğin bitişiğinde duygu paylaşımında bulunduklarını gördüm. O an orada alevler yükseliyordu ama “yangın var” diyen yoktu.
***
Sonraki günlerin birinde, bir il merkezinde, iç turizm, hac ve umre işleriyle uğraşan bir tanıdığımla sohbet ederken dedi ki: “… camisinin emekli müezzinlerinden … hoca, Allah rızası için hafız yetiştiriyor. Hafızlarını umreye götürmek istemiş. Diyanet on günlük umre için kişi başı bin dört yüz dolar istemiş. Bana geldi, yirmi günlüğüne, kişi başı bin iki yüz dolara götüreyim, benim de dinî bir hizmetim olsun dedim. Müftülük, ‘senin hakkında soruşturma açarım ha’ diye hocayı tehdit etmiş.”
Bunlar Diyanet’te de yangın olduğunu göstermez mi?
Diyanet’in çoğu görevlileri cehalet, makam ve dünyalık adına akıl, bilim ve Cumhuriyet’e kapalılar. Bu yüzden devlet ve milletimize cehennem hayatı yaşatıyorlar. Bir süre önce Diyanet’e, Diyanet’in düşünce ve davranışlarıyla ilgili eleştiri, düşünce ve önerilerimin yer aldığı uzun bir yazı gönderdim. Henüz bir cevap gelmedi. Gelmeyecek olursa o yazıyı kamuoyuna duyuracağım.
***
On beş yıl önce, bir arkadaşımla köyümüzden Konya’ya dönerken: “Yusuf, … köyünde (Karaman’ın) bakıcı (falcı gibi) bir kadın var. Sapalım bir konuşalım” dedi. Olmaz diyemedim, kadını da merak ettim. Köye saptık, eve girdik. Arkadaş beni tanıttıktan sonra kadın, “Derdiniz ne” filan demeden başladı konuşmaya:
“Atam Alaaddin’in (Keykubat) kemikleri sızlıyor. Tarlalarımız boş. Eken, diken yok. İsrail büyüyor, Urfa’ya yerleşiyor. Anadolu yanıyor…”
Kadın bir bakıcı gibi değil; bir tarihçi, bir iktisatçı, birikimli bir strateji uzmanı, çok yönlü bir bilge, eski bir Türk anası idi. Kendimi toparladım. İlginç ve çok önemli sözler söylüyordu. O konuştu, biz dinledik. Bakıcılık konusu hiç gündeme gelmedi. Çaylarımız geldi, içtik. Sonra teşekkür ettik, evden çıkıp yolumuza devam ettik.
On beş yıl önce yaşadığım bu olayı niye hatırladım, niçin anlattım? Kadının dedikleri doğru da ondan. Anadolu yanıyor ama çoğumuz bu yangının içinde kımıldanıyoruz, çırpınmıyoruz da ondan!
Karamsar olmayalım. Her yangından sonra her şey ve herkes ölmez, yok olup gitmez. Bir sonraki yazımın konusu bu olacak. 20.09.2026











