Yazar Yusuf Dülger, bu metinde toplumsal ahlakın bozulması ve kadın düşmanlığı üzerine yaptığı gözlemleri eleştirel bir dille paylaşmaktadır. Bir hastanedeki manevi danışmanla yaptığı görüşme üzerinden, dini temsil eden bazı kişilerin kadınları günahın kaynağı olarak gören sığ ve ayrımcı yaklaşımlarını ifşa eder. Ayrıca Çankırı’daki bir okul afişinde kız öğrencilerin sansürlenmesini örnek göstererek, eğitim sistemindeki cinsiyetçi zihniyetin vardığı boyutlara dikkat çeker. Dülger’e göre, toplumsal çürümeyi sadece kadınlara yüklemek büyük bir hatadır ve bu durum köhne bir geleneksel anlayışın ürünüdür. Sonuç olarak yazar, dini kavramların yanlış yorumlanmasının ve kadınların toplumsal hayattan dışlanmasının milli terbiyemize zarar verdiğini savunur. Bu gidişatı durdurmak için liyakat sahibi kadroların yetiştirilmesi ve insani değerlerin her türlü ideolojinin üstünde tutulması gerektiğini vurgular.
Bir hastanede yürürken odalardan birinin duvarına “Manevi Danışmanlık Hizmeti” yazısının asıldığını gördüm. Konu hakkında bilgi edinmek için içeri girdim. Masada oturan genç görevliden yaptıkları iş hakkında bilgi istedim. “Manevi (dinî) tedavi önemli, hastalara ayet ve hadisler okuyoruz, menkıbeler anlatıyoruz. Faydalı oluyoruz. Hasta yakınlarıyla hastaya bakanlar da bundan yararlanıyor” dedi.
Nerede okuduğunu, bu göreve nasıl geldiğini sorunca şunları anlattı:
“İlahiyat fakültesi mezunuyum. Yüksek lisans yaptım. Diyanet’in personeliyim, müezzinim. Kadrom müftülükte. Yapılan sınavı kazandım, bu görevi yapıyorum.”
Bu görevi yapmak için katıldığı kurs, seminer ve sınavları; sağlık ve din psikolojisi gibi dersleri okuyup okumadığını, yararlandığı kitaplar varsa adlarını sordum. “Hastalar için ayet ve hadisleri okumak, menkıbeler anlatmak iyi oluyor” dedi. Bilinen bir cemaat liderinin hastalarla ilgili kitapçığını verdi, “Al senin olsun, oku” dedi.
Konuşurken konu Türkiye’nin bugününe gelince: “Ahlakımız bozuldu. Bunun sorumlusu kadınlar. Anne kapalı ama kızları çok açık. Fuhuş ve zinaya kadınlar sebep oluyor. Zina eden bir kadın zina ettiği erkekle evlenmeli. Bir erkek 3, 4, 5 kadınla zina ettiyse hepsiyle evlenmeli. Bunu Kur’an söylüyor” deyince araya girdim:
Hep kadınları suçluyorsunuz. Zina tek taraflı yapılmaz. Erkekler dürüst olsalar kadınlar zina yapamaz. Zina iki taraflı olur. Kur’an 4’e kadar evlenmeye müsaade ediyor diyorsunuz ama bunu 5’e çıkardınız. Böyle şey olmaz. Bana bu ayetin sure ve sayısını söyle de evde okuyayım dedim. “Var” dedi, Kur’an’ı karıştırdı. “Neyse…” deyince oradan ayrıldım.
Bu olaydan bir gün sonra TV kanalları şu haberi verdiler:

Çankırı’daki bir İmam Hatip Lisesinin 19 öğrencisi YKS sınavında başarılı oluyor. Okul yönetimi bunu duyurmak için bir afiş hazırlatıyor ama afişte sırf erkek öğrencilerin fotoğrafları var, kız öğrencilerin fotoğrafları yok. Kızlar sansürlenmiş. Afiş tartışma konusu olunca bir sendika başkanı kız çocuklarının fotoğraflarını “kişisel verilerin korunması yasası” adına savunuyor. Tartışma sürünce okul yönetimi afişi tümden kaldırıyor. Anlattıklarımla ilgili düşüncelerimi şöyle sıralıyorum:
1- Diyanet’in hastane personeline manevi destek vermesine ne dersiniz?
2- Diyanet hastanelerdeki hastalara manevi destek verecekse, bunu daha birikimli, daha deneyimli kişilerle yapmalı değil mi?
3- Ahlaksızlıkları ve çürümeyi sırf kadınlara yüklemek kabul edilebilecek bir iddia değildir, bu hastalığın kaynağı tek (kadın) yönlü değil, çift ve çok yönlüdür. Bu iddia kadını şeytanlaştırmanın, kadın düşmanlığının apaçık bir örneğidir. Bu ve benzeri iddialar yanlıştır, bozuktur.
4- Verdiğim örnekten de anlaşılacağı üzere din görevlilerimizin Kur’an’ı anlama ve anlatmalarında eksiklikler var. Böyleleri hem din hem toplum için sorundurlar.
5- Çankırı İmam Hatip’in afişinden de anlaşılacağı üzere Türkiye’de kızlarını erkeklerden aşağı, güvenilmez, saptırıcı, utandırıcı sayan bir zihniyet var. Bu zihniyetin kaynağı Orta Çağ’daki Arap geleneği ve medrese kültürüdür.
6- Kız çocuklarının perdelenmesi olayında kişisel verilerin korunması gibi bir hedef yok, takiye var. Böyle olsaydı, erkek çocuklarının da resimleri perdelenirdi. Aynı zamanda eğitimci olan bir sendikanın başkanı bu kadar basit ve iki yüzlü olmamalı.
7- Ahlaki yapımız, millî terbiyemiz çöküyor. İnsanlığımızı bile kaybediyoruz. Bunu durdurmak için uğraşmak herkesin görevidir. Bu noktada taraf olmak, laf üretmek, politik yatırım yapmak yanlıştır. Aynı düzeyde durmak yerine daha yükseğe bakmak daha çok kazanç sağlar.











