Zeliller Meclisi

featured

Yazar Yusuf Dülger, Zeliller Meclisi başlıklı yazısında, kendi iradesini terk ederek sadece liderlerinden gelen emirlere göre hareket eden milletvekillerini sert bir dille eleştirmektedir. Arapça kökenli “zelil” kelimesinden yola çıkarak, doğruluktan sapan ve onurunu koruyamayan siyasilerin Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında topluma zarar verdiğini savunmaktadır. Özellikle içeriğini bilmedikleri belgelere imza atan vekillere değinen yazar, bu kişilerin vatanın bütünlüğü ve milletin iradesi için büyük bir tehdit oluşturduğunu vurgulamaktadır. Günümüzdeki iradesiz tutumlar ile Cumhuriyetin ilk yıllarındaki bağımsız ruhlu meclis yapısı arasında karamsar bir karşılaştırma yapılmaktadır. Metnin ana iletisi, seçmenlerin bu kişiliksiz siyaset anlayışına karşı uyanık olması ve hür iradesini teslim etmeyen isimleri desteklemesi gerektiği yönündedir. Sonuç olarak yazar, şahsi onurunu siyasi çıkarların üzerinde tutamayanların Türk milletini temsil etme liyakatini tamamen yitirdiğini belirtmektedir.

 

Konuya girmeden önce ZELİL sözcüğünün anlam ve türevleri üzerinde duracağım. Bu bizi biraz oyalayacak ama niyetin anlaşılması için iyi olacak.

Zelil sözcüğü Arapçadır; zelle sözcüğünden türemiştir. Zelle, “ayağı kaydı” demektir. Zelle sözcüğünün başına edatı getirildiğinde “görüşünde/düşüncesinde hataya düşmek”, an edatı getirildiğinde “doğrudan sapmak” anlamına gelir. Meclis, oturup konuşulan yer demektir. Meclis ile milletvekillerinin Ankara’da toplandıkları binayı kastediyorum.

Ankara’daki Meclis’in (TBMM) yeri, malzemesi, ait olduğu ülke ve millet zelil olmaz. Zelil olanlar; Türkiye’nin değişik illerinden vekil olarak seçilip geldiği hâlde görevini yapmayan, sorumsuz davranan, verdiği oylarla millet ve devletimizi sıkıntıya sokan kişilerdir.

Bir milletvekili göreve başlamadan önce; “Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağına, demokratik ve laik Cumhuriyete bağlı kalacağına, Anayasaya sadakatten ayrılmayacağına namusu ve şerefi üzerine” yemin eder de sonra;

Parti genel başkanının işaret veya direktifiyle oy kullanırsa, bir sapık ideolojiye, bir dinî otoriteye koşulsuz bağlı kalırsa, o milletvekili saygın olmaz, zelil olur.

Buna göre bugün TBMM’de ayağı kayan, gelen işaretlere göre davranan birçok milletvekili var. Bunlar zelil (zillet sahibi) oldukları kadar ahmaktırlar da.

Bunun son örneğini, PKK’lı teröristlerin affedilmelerine ilişkin çalışmalarda, gelen taslağın içeriğini görmeden boş kâğıda imza atmalarında gördük.

Metni görmeden boş bir kâğıda imza atan bir milletvekili Türk milletini temsil edemez. Böylesinde insanlık, hürriyet ve onur bulunmaz. Böyleleri olsa olsa mecnun, dilsiz, sağır, satılmış bir tür olur.

Böyleleri Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletinin geleceği için çok tehlikelidirler.

Bunlarda akıl ve onur diye bir şey yokmuş. Merak ediyorum, bunlar yarın içimize nasıl girecekler, yüzümüze nasıl bakacaklar? Burada bize düşen görev şudur:

Hür olarak Ankara’ya gidip, sonra köle ve cariye (zelil) olarak yanımıza gelen bu adamların yüzlerine bakmamak, “Yürü, git!” demektir.

Önümüzdeki seçimlerde kendisini genel başkana ve karanlık güçlere teslim etmeyen, makam ve paraya tapmayan kişileri bulup milletvekili yapmaktır.

Unutmayalım, bu iradesizler isterse babamız, anamız, oğlumuz veya kızımız; kim olurlarsa olsunlar, bunlara hak etmedikleri değeri vermeyelim. Bugün bunlara hak etmedikleri değeri verirsek, böyleleri yarın yurt ve namuslarımızı da satarlar.

Türkiye’nin 1920 ve takip eden yıllardaki Meclis üyeleri özgür düşünceli idiler. Onlar, hürriyet ve insanlığımız adına destanlar yazmışlardı. Bu yüzden onları saygı ve rahmetle anıyoruz. Onlar asildiler, bugünün iradesizleri ise zelildirler.

Dünküleri ve bugünün hürlerini saygıyla anıyorum.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!