Motorinin litresi ilk kez üç haneye çıktı. Güz ekimine hazırlanan çiftçi, tohumu almadan önce mazot faturasıyla karşılaşıyor. Hesap bugün pompada başlıyor, faturası gelecek yaz tarlada, sonra da rafta ödenecek
17 Eylül sabahı pompalardaki tabela değişti. Motorin İstanbul’da 100 lirayı aştı, Ankara ve İzmir’de 101’i, doğudaki bazı illerde 103’e yakın rakamı gördü. Pazartesi günü gelen 6,62 liralık zammın ardından 4,60 lira daha eklenince Cumhuriyet tarihinde ilk kez mazot üç haneli oldu. Şehirli sürücü bunu bütçesinde hisseder. Güz ekimi için traktörünü hazırlayan çiftçi ise aynı rakamı, tohumu almadan önce, ilk masraf kalemi olarak görüyor.
Pompadaki rakamın arkası
Brent petrol ağustosta ortalama 91 dolardı. Eylülün ilk on gününde ortalama 103’e çıktı, 15 Eylül’de 108 doları da gördü. Savaş öncesinde varil 70 dolar civarındaydı. Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiği daraldı, dizelde arz sıkıştı. BirGün’ün hesabına göre motorin Ocak’tan bu yana yüzde 92 artmış. TZOB ise geçen yıla göre yaklaşık yüzde 58 diyor, DAP gübresinde artışın yüzde 25’i, kompozede yüzde 30’u aştığını söylüyor. İki hesabın dönemi farklı, birinin resmî seriyle teyit edilmesi de gerekir. Ama yön ortada.
Mazot yalnızca traktörde yanmıyor. Biçerdöver de, sulama motoru da, yem kamyonu da, süt tankeri de, sebzeyi hale götüren kamyon da aynı depodan dolar. Merkez Bankası bu hafta yayımladığı Para Politikası Kurulu özetinde enerji fiyatlarını enflasyon görünümü için yukarı yönlü risk olarak gösterdi. Ağustosta tarım ürünleri üretici fiyat endeksi aylık yüzde 0,93 geriledi, yıllık artış yüzde 21,91’de kaldı. Tüketici enflasyonu ise yüzde 31,51. Tarlada fiyat durulurken rafta ateşin sönmemesinin sebebini bir yerde aramak lazım. Bence farkın bir kısmı yakıttan, nakliyeden ve soğuk zincirden geliyor.
Çiftçinin hesabı
Kangal Ziraat Odası Başkanı Basri Çoban’ın anlattığına göre üretici tohumu, gübreyi ve mazotu nasıl karşılayacağını hesaplayarak ekime giriyor. Bu bir şikâyetten çok bilanço özeti. Ekim kararı bir yatırım kararı çünkü buğdayı bugün ekiyorsunuz, parasını gelecek yaz alıyorsunuz. Arada kuraklık var, fiyat var, ödeme vadesi var. TZOB haziranda hububat bedelinin 45 gün beklemesine bu yüzden itiraz etmişti. Üretici kazancını bilmeden maliyeti peşin bağlıyor. Harmanda açıklanan hububat alım fiyatları da maliyet artışının gerisinde kaldı. Politika faizinin yüzde 37, ticari kredi maliyetinin yüzde 40’ın üzerinde olduğu bir ortamda, aylar sonra hesaba yatacak destekleme primi bugün tohum aldırmıyor.
Pamukta tablo daha net. Kütlü maliyeti sektör hesaplarında kilogram başına yaklaşık 40 lira, Söke Ziraat Odası’na göre 47 lira. Kütlü rekoltesinin yüzde 32 civarında düşüp 1,3 milyon tona inmesi bekleniyor. Düşüşün ana nedeni verim değil, daralan ekim alanı. Yani çiftçi hesabı yaptı ve ekmemeyi seçti. Fındık ve kuru üzüm gibi ihraç ürünlerinde fiyatlar geçen yılın altında kaldı, girdiler ise yükselmeye devam etti. Bu yıl yağış bol geldi ve çiftçi bunu bir toparlanma fırsatı olarak gördü, ama kuraklık yapısal bir risk olarak masada duruyor. TZOB’un dile getirdiği afet zincirini de unutmayalım: don, kuraklık, sel, dolu, hortum. Üstüne üç haneli mazot binince “bu sene idare ederiz” cümlesi zayıflıyor.
Gelir düşerken maliyet artan üreticinin önünde üç yol var: ekmemek, az ekmek ya da gübreden ve ilaçtan kısmak. Hangisini seçerse seçsin sonucu bugün görünmüyor. Gelecek haziranda verim düşerse rekolte eksik kalır, buğdayı dışarıdan almak zorunda kalırız, faturası yine dövizle ve rafta ödenir.
Devletin argümanı
Hükümet tarafının söyleyeceklerini hafife almamak lazım. Ağustosta motorinin ÖTV’si geçici olarak sıfırlanmıştı, pompa fiyatı yaklaşık 9 lira gerilemişti. Eylülde vergi yeniden devreye girdi, motorin eşel mobil kapsamından çıkarılıp yıl sonuna kadar önceden belirlenmiş bir vergi takvimine bağlandı. Kulislerde ekimde yeni bir ÖTV artışı da konuşuluyor. Resmî bir teyit yok, o yüzden bunu haber olarak değil risk olarak okumak gerekiyor. Bütçe disiplini ve dezenflasyon hedefi ciddi gerekçeler. Dekar başı desteklerin artırılması, sübvansiyonlu krediler, TMO’nun besicilere uygun fiyatlı arpa satışı da sahada işe yarayan adımlar. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hayvancılıkta aşı ve kimliklendirme ücretini kaldırması, üreticinin sırtından yaklaşık 6 milyar liralık bir yükü alıyor. Bunu somut bir kazanç olarak görmek gerekir.
Ama destek çekle gelir, mazot nakit gider. Arpa yetiştiriciye nefes aldırsa da süt fiyatı yem maliyetini karşılamadıkça ahırdaki hayvan kesime gitmeye devam eder. Petrol dünyada pahalı, Türkiye ithalatçı, zam kaçınılmaz, bunlar doğru. Kaçınılmaz olmayan, şokun kimin sırtına yüklendiği. Genel vergi politikasıyla üretim politikasının aynı tabloda çözülmesi şart değil. Otomobilin yakıtıyla ekmeğin girdisi aynı vergi mantığıyla ele alınmak zorunda kalmamalı. Yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29’un üzerindeyken “dezenflasyon rayında” demek de sahada karşılık bulmuyor. Çiftçi için enflasyon bir endeks değil, motorin fişi, yem faturası ve hal komisyonudur.
Ne yapılmalı
Önerim basit. Güz ekimi başlamadan önce mazot ve gübre için hedefli, doğrudan verilen bir destek. Ürün alım fiyatlarının ekimden önce açıklanması. Hasatta ödeme vadelerinin kısaltılması. Bunların maliyetini hesaplamak Hazine’nin işi, ama üreticiye önünü görme imkânı vermenin bedeli, boş kalan tarlanın bedelinden küçük olur. Orta vadede kısa tedarik zinciri, yerinde işleme ve kooperatif lojistiği de nakliye kaleminin inadını kırmanın yolu.
Ben bu işin saha tarafını uzun yıllardır görüyorum. Tabeladaki 100 lira bir eşik ama asıl eşik başka yerde: bu fiyatla ekim yapan çiftçi, emeğini rafa ulaştıracak gücü elinde tutabiliyor mu? Tutamıyorsa mesele akaryakıt olmaktan çıkar, gıda güvenliğine dönüşür. Pompadaki 100 lirayı sürücü hatırlar. Boş kalan dekarı ise hepimiz gelecek yıl hatırlarız. Faturayı kimin ödeyeceği de ekimden önce belli olmalı.











