Devlet yetkilileri ve MHP lideri Devlet Bahçeli, İmralı’daki terör örgütü liderine yeni bir konut tahsis edildiğini ve kendisinin silahsızlanma sürecinde resmi olmayan özel görevler üstleneceğini açıklamıştır. İktidar temsilcileri bu gelişmeleri “terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda atılan adımlar olarak savunurken, PKK kanadından ise Öcalan özgürlüğüne kavuşmadan ve siyasi haklar tanınmadan silah bırakılmayacağı yönünde şartlar öne sürülmektedir. Yazar, bu süreçte iktidarın teröristbaşını meşrulaştıran rutin dışı yöntemler uyguladığını eleştirirken, muhalefet lideri Özgür Özel’in bu duruma yeterince tepki göstermeyip odak noktasını siyasi tutsaklara çevirmesini de yetersiz bir tutum olarak değerlendirmektedir.
MHP Lideri Devlet Bahçeli, İmralı’daki teröristbaşını “kurucu önder” ilan etti… “Barış süreci siyasallaşma koordinatörlüğü” gibi bir statü verdi. Son olarak da teröristbaşı için İmralı’da 250 metrekarelik, “villa” olmayan bir konut yapıldığını müjdeledi (!); ancak henüz “statüsü” tanınmadığı için bu konuta geçmeyi reddettiğini, yani teröristbaşının resmen devlete kafa tuttuğunu açıkladı.
Bahçeli’ye göre teröristbaşı “villa” olmayan bu konutu ne için kullanacakmış? Çalışmalarını yürütüp gazetecilerle görüşecek, mesajlarını aktaracakmış!..
Bunu, teröristbaşının Mısır Kraliçesi Nefertiti’ye benzettiği Pervin Buldan da doğruladı. Buldan, yeni konutun teröristbaşının “silahsızlanma ve siyasallaşma sürecinde çalışmalarını ve görüşmelerini daha uygun koşullarda yürütmesi amacıyla hazırlandığını”, ayrıca bu yapıyı kullanabilmesi için bir çalışma ekibine ihtiyaç duyduğunu, taşınmanın bu nedenle henüz gerçekleşmediğini söyledi.
Sanırsınız ki Türk hukuku ve AİHM onayıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan bir teröristbaşı değil, “sürgündeki lider”!..
Bahçeli’nin konut tahsisine ilişkin gerekçesi de ilginç; “26 yıldır cezaevindeymiş… Yaşı ilerlemiş… Bu süreçte örgütü feshetmesi önemliymiş… 2025’teki açıklamasıyla, Şubat 2026’daki açıklaması birbirinden farksızmış ve örgütün ortadan kalkması noktasında bu sürecin arkasında olması kıymetliymiş”.
İktidarın ve Bahçeli’nin söylemlerine göre terör örgütü kendisini feshedip silah bırakmaya başlamamış mıydı?
Öyleyse teröristbaşı daha ne çalışması yürütecek? Silahların yerini gösterip bunları toplamaya mı çıkacak?..
Veya kimlerle ne görüşüp ne mesajlar verecek? Zaten on yıllardır konuşup ne istediğini anlatmadı mı? İmralı postacıları ve Kandil’dekiler, medya aracılığıyla bunları duyurmadı mı? Üstüne, ayağına gönderilen milletvekillerine konferans vermedi mi? Öyle ki MHP’den giden Feti Yıldız bile teröristbaşına, “Uzun uzun Türkiye’nin siyasal geçmişinden konuşmayacaklarını, örgütün kurucusu olarak yaşamını ve geçirdiği siyasi evreleri bildiklerini, son olarak üzerinde çalıştığı komünal ve liberal belediyecilik kavramlarını anladıklarını, örgütün tarihi üzerinde konuşmanın şu an için gereksiz olduğunu” söylemedi mi?
Demek ki başka işler çevirecek. Ne gibi mi? Pervin Buldan’ın ifadesiyle “PKK’nın siyasallaşması”, Cengiz Çandar’ın da netleştirdiği üzere PKK’nın “devlete ortak” yapılması çalışmalarını yürütecek!..

2 YILDA NE GİBİ MESAFELER KAT EDİLDİ?
Ama Bahçeli’nin bambaşka bir şikâyeti var; 2 yıldır devam eden “terörsüz Türkiye” sürecinde basının daha aktif görev alıp süreci vatandaşlara anlatması gerekirken, sabahtan akşama önce Ekrem İmamoğlu’nun, şimdi de Mansur Yavaş’ın konuşulduğunu, resmen PR çalışması yapıldığını belirterek, o kanalları izletip Mansur Yavaş’ın adının kaç kez zikredildiğini saydırdığını açıkladı.
Mansur Yavaş’ın değil, teröristbaşının PR’ının yapılması istendiğine göre, hadi onu konuşalım.
Erdoğan hem de Gaziler Günü’nde, “Geride bıraktığımız 2 yılda tüm tahriklere, tüm tuzaklara rağmen önemli mesafeler kat ettik… Yine bu dönemde Gazi Meclisimizde 467 oy gibi tarihî bir mutabakatla kabul edilip yasalaşan kanunla, kritik bir eşiği daha aşmış olduk.” dedi.
Teröristbaşı, PKK ve DEM’in “kök yasa, ilk adım” saydığı bu yasanın kabulüyle övünen Erdoğan, birinci açılım sürecinde teröristbaşı Meclis’te bir “akil adamlar veya izleme komisyonu” kurulmasını istediğinde nasıl bir tepki göstermıştı, hatırlar mısınız?
Aynen şunu söylemişti:
“Meclis’i sürece dahil ederek, PKK’nın muhataplık seviyesini yükseltmek ve meşruiyet kazandırmak istiyorlar. Örgüte meşruiyet kazandırma gayreti içindeler. Ama bu meşruiyet olmayacak.”
Ezcümle; 2 yıllık süreçte katedilen en önemli “mesafe” bu oldu!..
“ÖCALAN ÖZGÜR OLMADAN SİLAH BIRAKMAYIZ”
Ya PKK’nın feshi ve silah bırakması?
AKP Genel Başkan Vekili Efkan Ala, alt kurulların sahada çalışmalarına başladığını, silah bırakma sürecine ilişkin tespit işlemlerinin devam ettiğini ve yeni yasama döneminde Meclis’te bir izleme komisyonu kurulacağını belirtirken, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Gönül ister ki, tabii, daha hızlı olsun her şey. Örgüt Mayıs 2025’te kendisini feshettiğini ve silahlı mücadeleye son verdiğini deklare etmiş… Eylül 2026’dayız. Bir yıldan fazla bir zaman geçmiş. Silahların bırakılmasıyla ilgili somut adımların atılması şu ana kadar gerçekleşmedi.” açıklamasını yaptı.
Peki teröristbaşı, son olarak 13 Eylül’de İmralı’ya giden DEM heyetiyle nasıl bir mesaj gönderdi?
“Barış ve siyasallaşma” denklemi kurup “Barışın karşılığı silah bırakmaya, siyasallaşmanın karşılığı demokratik siyaset ve demokratik topluma tekabül eder.” diye buyurdu.
Yani “siyasallaşma sağlanmadan silah bırakılmayacak” demeye getirdi!..
Kandil’deki teröristbaşı Cemil Bayık da bunun altını şöyle doldurdu:
– “Yeni aşamada siyasi ve hukuki alanda pratik adımların atılması gerekiyor… Gazeteciler, danışmanlar, bazı siyasetçiler ve akademisyenlerin İmralı’ya gitmesi gerekiyor. KCK’nın, bizim de Apo’nun yanına gitmemiz gerekiyor. Bu olmazsa, süreç sağlıklı ilerlemez.”
– “Apo özgür olmazsa silahları bırakmayız ve Türkiye’ye gitmeyiz. Eğer silah bırakacaksak demokratik siyaset faaliyeti yürütme hakkımızın olması gerekiyor… Türk hukukunda Kürtler yok. Değişiklik yapılmazsa, Kürtlerin her türlü baskı altına alınması ve yok edilmeye çalışılması devam edecektir. Türkiye bu zihniyetle devam ederse, zarar görecektir.”
– (Suriye PKK’sı konusunda) “Demokratik entegrasyon, her şeyi devlete teslim etmek anlamına gelmez. Kürt bölgelerinin özerkliği olmalıdır.”
– (İran PKK’sı konusunda) “İran rejimi Kürt sorununu çözmemesi halinde çökecek… Demokratik entegrasyonun gerçekleşmemesi ve savaş çıkması halinde hazırlıklı olunmalı.”
“RUTİN DIŞI YÖNTEMLER” VE ÖZGÜR ÖZEL’İN GİDİŞATI
İmralı’daki konutu Bahçeli, teröristbaşının “silahsızlanma alt komisyonunda” görev alacağını ise Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanı ve Erdoğan’ın Başdanışmanı Mehmet Uçum resmileştirdi.
Uçum’un söylediğine göre, kuruldaki görev “hukuken resmi bir görev” veya “imtiyaz” değil, *“bekleneni daha iyi yapabilmesi için ona sağlanan bir imkândan ibaret”*miş… *“Hukuka aykırı tarafı yok”*muş… “Rutin dışı süreçler rutin dışı yöntemlerle yönetilir”miş…
İktidarın pozisyonu bu, teröristbaşı ve örgütünün dayatmaları da gün gibi ortada olduğuna göre; kimbilir daha nice “rutin dışı yöntemler” göreceğiz!..
Durum bu iken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in garip ötesi tavrına değinmemek olmaz.
Bahçeli’nin konut açıklaması üzerine, “Sürece toplumsal katkıyı sağlayacak olan, Öcalan’ın yeni konutuna kavuşmasından ziyade Demirtaş’ın evine kavuşmasıdır. Yani biz bu tartışmada Demirtaş’ın evine, eşine, ailesine kavuşmasıyla ilgiliyiz. Mesele Öcalan’a adada ev yapıldı mı, eve gidecek mi; bunlar bizim gündemimiz değil. İlgilenmemiz gereken mesele demokratikleşme adımları.” dedi.
Önceki gün de şunları söyledi:
“Biz attığımız imzayla, kullandığımız oyla, yaptığımız konuşmayla bağlıyız. Örgüt silah bırakıyorsa ve silah bırakma şartlarını devletin çeşitli mekanizmaları çalışmışsa, bize buna ‘hayır’ demek düşmez. Tarih önünde bir terör örgütünün silah bırakmasıyla ilgili düzenlemeye hayır diyecek halim yok… Biz imzayı bütün bir rapora attık. Sadece altıncı madde, silahların bırakılması maddesine ve ötesinde Abdullah Öcalan’ın statüsü nedir, konforu nedir, iletişimi nedir; bu meselelere yoğunlaşmayı bir kere şu yönüyle çok sakıncalı buluyorum. Toplumsal destek azalıyor. Toplumsal karşıtlıklar çıkıyor. Sinir uçlarını kaşımak risktir… ‘Öcalan’a daha konforlu bir hayat, bir ev yapalım, Öcalan’a Ada’da bir ev yaptık.’ Bu işler, zaten tedirgin olan toplumu boşu boşuna geriyor. Oysaki, şimdi toplumsal desteği arttırma sürecindeyiz. Bunu yapmak için karşılıklı gerginliklere değil, karşılıklı jestlere ihtiyaç var… Ben Abdullah Öcalan’ın Ada’da ev değiştirmesi, yeni bir eve kavuşması yerine Demirtaş’ın, Figen Hanım’ın, tüm siyasi tutsakların… evine kavuşmasını önceliyorum.”
Teröristbaşına özel konut yapılmış… Devletin kurulunda görev alacağı açıklanmış… Ama Özgür Özel, bunların “evet” verdiği yasanın veya komisyon raporunun neresinde yazdığını soracağı yerde, hâlâ PKK’nın “silah bıraktığı” zannıyla, “Bunlar toplumu geriyor, konuşmayalım” demeye getiriyor!..
Gidişata bakılırsa, yarın öbür gün “rutin dışı yöntemlerle” teröristbaşı ve PKK’lıların diğer talepleri karşılandığında da ses çıkarmayacak.
Ört ki, ölem!..











