1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yusuf Dülger
  4. Türkiye’nin Savaşsız İşgali (1)

Türkiye’nin Savaşsız İşgali (1)

featured

Bu köşe yazısı, Türkiye’nin demografik yapısını ve sınır güvenliğini tehdit eden göç politikalarını eleştirel bir bakış açısıyla ele almaktadır. Yazar, 2009 yılında Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi girişimiyle başlayan süreci, ülkenin savunma hattının zayıflatılmasının ilk adımı olarak nitelendirir. 2011 yılında sınır kapılarında tanık olduğu düzensiz hareketlilik üzerinden, sığınmacı akınının doğal bir süreçten ziyade planlı bir organizasyon olduğunu savunur. Metne göre, uygulanan dış politikalar neticesinde Suriye’nin istikrarsızlaşması, Türkiye’nin güney sınırlarını terör ve uyuşturucu rotasına dönüştürmüştür. Sonuç olarak yazar, yaşanan bu kontrolsüz göç dalgasını Türkiye’nin geleceğine yönelik stratejik bir tehdit ve “savaşsız bir işgal” biçimi olarak tanımlar.

 

(Suriyeli, Afganistanlı, Somalili Göçmenler)

Yıl 2009. İktidarda AKP Hükümeti var. Recep Tayyip Erdoğan Başbakan.

AKP Hükümeti geçmişte, Türkiye’nin güvenliği için Türkiye-Suriye sınırına döşenen mayınların temizlenerek tarım yapılması amacıyla bir yasa taslağı hazırladı. Mayınları temizleme işini İsrailli bir şirkete vermek ve o toprakları 44 (veya 49) yıl işletmek üzere İsraillilere devretmeyi planladı.

AKP’nin tüm milletvekilleri tasarıya “evet” oyu verirken, CHP ve MHP’nin o günkü milletvekilleri buna karşı çıktılar. Taslak Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Tasarı sonra bazı düzenlemelerle Meclis’ten geçti, Türkiye-Suriye sınırı açıldı.

Yıl 2011. Güneydoğu Anadolu’muzun bazı illerini gezmek, görmek için 26 Haziran’da Reyhanlı’dan geçiyordum. Baktım Cilvegözü Sınır Kapısı’nın Türkiye tarafı; kapıya 4-5 km mesafede geniş bir arazi dozer ve kepçelerle düzeltilmiş, çakıl ve kumlar serilmiş, ışıklandırılmış, alanın etrafı çevrilmiş; görevliler Suriye tarafından gelen aile ve kişileri karşılıyorlar, içeri alıyorlar.

“Ortada savaş yok, olağanüstü doğal bir afet yok, bu neyin nesi?” diye merak ettim, içeri girmek istedim. Görevliler salmadılar. “Falan müdürle görüşeceğim” deyince içeri aldılar.

Bir saat kadar olup bitenleri izledim. Sığınmacılar; görevlilerin “Niye geldin, kalmak istiyor musun?” gibi sorularına kuşkulu, şaşkın cevaplar veriyorlar, “İstersen dönebilirsin” açıklaması üzerine bazısı “Kalacağım” derken, bazısı “Dönüyorum” diyordu.

Olup bitenlere bir anlam veremiyordum. Orada bir iki Suriyeliye: “Türkiye’ye niçin geldin, sizi kim getirdi?” diye sordum. Aldığım cevapların özü şuydu: “‘Gideceksiniz’ dediler, geldim. Bunu kim yaptı bilmiyorum…”

Sınır kapısının önüne kadar vardım, yamaçtaki bir köye girdim. Birkaç köylüyle konuştum, bu olayı sordum. Şu tür cevaplar aldım: “Biz de anlamıyoruz. Bilmiyoruz. Bir şey var ama…”

Gününde ve zamanında anlamadığımız, bilmediğimiz böylesi olayların arkasından kimlerin çıktığını (dışarıdan ve içeriden) bugün öğreniyoruz. Daha çok şey öğreneceğiz. Ben, anladıklarımın, öğrendiklerimin bir ikisini belirteyim:

1- “Siyonizm, Katil İsrail, Allah” diyerek şöhret yapıp iktidar olanlar, iktidar olduktan sonra topraklarımızı İsrail’e kiralamaya kalktılar, Türkiye-Suriye sınırını güvensiz hâle getirdiler, Suriye’nin zayıflamasında rol üstlendiler. Sonra İsrail Suriye’ye girdi, Türkiye’nin güneyden komşusu olmaya, Türkiye’yi tehdit etmeye başladı.

2- Türkiye’nin de içinde bulunduğu bir koalisyon, önceki Suriye yönetimini “zalim” ilan etti, Suriye’yi kaosa soktu, Batı’ya bağladı.

3- Suriye hududumuz yolgeçen hanı, terör koridoru, uyuşturucu hattı oldu.

4- Bugün biz, gelinen bu olumsuzluklar üzerinde durmaz ve ilgilenmezsek, yarın daha büyük olumsuzluklarla (acılarla) karşı karşıya kalacağız.

Yazımı bitiriyorum. Çünkü okurlarımın bir bölümü yazılarımın çok uzun olduğunu söylüyorlar. Bu başlık altında daha yazacaklarım var.

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!