1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yusuf Dülger
  4. Türkiye’nin Savaşsız İşgali (3)

Türkiye’nin Savaşsız İşgali (3)

featured

Bu köşe yazısı, Türkiye’nin 2010 yılından bu yana kontrolsüz bir göç dalgası aracılığıyla adeta “savaşsız bir işgal” yaşadığını öne süren eleştirel bir bakış açısı sunmaktadır. Yazar, yabancı sığınmacıların artışıyla birlikte toplumsal yapının, ekonominin, dilin ve kültürel kimliğin ciddi bir bozulma sürecine girdiğini savunmaktadır. Özellikle milli değerlerden uzaklaşılması ve sadaka kültürünün yaygınlaşması, ülkenin gelecekteki nüfus dengesi ve bağımsızlığı için büyük bir tehdit olarak nitelendirilmektedir. Devlet yetkililerinin ve kolluk kuvvetlerinin bu duruma karşı kayıtsız kalması eleştirilirken, vatandaşların milli kimliklerine sahip çıkmaları ve zihinsel bir uyanış yaşamaları gerektiği vurgulanmaktadır. Metinde, göçmenlerin insan onuruna yakışır şekilde muamele görmesi gerektiği belirtilse de mevcut politikaların Türkiye’yi bir Ortadoğu ülkesine dönüştürdüğü uyarısı yapılmaktadır. Sonuç olarak yazar, toplumun tembellikten kurtulup kendi kaderini tayin etmemesi durumunda vatanın ve kimliğin kaybedileceği bir gelecek tablosu çizmektedir.

 

(Yabancı Hayranlığının Sonuçları)

Türkiye 2010’dan beri yabancıların işgalinde. Pakistan, Afganistan, Irak, Suriye, Somali gibi ülkelerden Amerika’nın tertibiyle çıkarılıp Türkiye’ye getirilen göçmenler yurdumuzu yaşanmaz hâle getirdi. Aile yapımız, ekonomimiz, eğitim ve kültürümüz bozuluyor. Soyumuz ve cumhuriyetimiz tehdit altında.

Göçmen sayısı arttıkça Türkçemiz kirleniyor. Anadillerini henüz öğrenmemiş gençlerimiz ve çocuklarımız yabancı dillerin karanlığında boğuluyorlar. Bütçemizden eğitime ayrılan paranın bir bölümü göçmen çocukların eğitimine gidiyor, millet kalma irademiz zayıflıyor. Kimi üst düzey devlet erkânının Türkçe ve Türk milletini umursamama hastalıkları yukarıdan aşağıya doğru yayılıyor.

“Muhacir” (?) çocuklarının camilerde kendilerine göre olan davranışları; büyüklerinin camiye çorapsız, entarili, şalvarlı huyları rol modelimiz oluyor.

Türkiye bir Orta Doğu, Afrika ülkesine evriliyor.

Göçmen çocukları ve gençlerinin akşamları cadde ve sokaklarda çıkardıkları seslerden rahatsız olmamak mümkün değil. Susturucusu sökülmüş motosiklet sesleri insana “Şehirden çöle mi gidiyoruz?” dedirtiyor. Kolluk kuvvetlerinin bunları hiç görmemesi ilginç; “bana ne” felsefesi tavan yapıyor. Uygar olmak, uygarlık yolunda yürümek çok zordur ama bedevi olmak, geri dönüş yapmak çok kolay.

Genç sığınmacı kadınların çocuk arabalarına, kucaklarına bakıyorum; çoğunun iki, üç, dört, beş çocuğu var. Nereye gidiyoruz, 10-20 yıl sonra Türkiye’nin nüfus dengesi ve adımız ne olacak? diyorum.

Aşevlerinin önünde soğuk, sıcak, yağış demeden her gün ekmek ve yemek almak için 30-40 kişilik insan kuyruklarını görüyorum. Yardım edecekseniz, bunu insani bir yolla yapın. İsterse göçmen olsunlar, insanların onuruyla oynanmamalıdır. Hayır gizli yapılır. Hayırsever derneklerimiz, ilgili idari birimlerimiz yardımı insanlık dışı yollarla yapıyorlarsa kendimizi yetiştirmemiz gerekiyor. Örf ve dinimize göre yardım gizli yapılır.

Biz 15-20 yıldır sadaka kültürüne alıştırıldık. İnsanlarımızın bir bölümü devletten aldığı hibelerle yaşıyor, tembelleşiyor. Bizi besleyen tarla, bağ ve bahçelerimiz işlenmiyor. Çalışmayan, yardımla yaşayan insanlar haksızlıklar karşısında susarlar; duygu ve inanç sömürücülerinin oyuncağı olur. Böylesi bir toplum insan olma, millet kalma özelliğini kaybeder. İnsan olma, millet kalma özelliğini kaybedenler bedenlerini ve yurtlarını satarlar.

Savaşsız işgale razı olursak, kimliğimizi korumazsak yurdumuz ve bedenlerimiz pazarlanır; sokak, cadde ve illerimizde İsrailli, İngiltereli, Amerikalı, Yunanlı insanlarla yaşamak kaçınılmaz olur.

Bize bunları yaşatacak etkenlerin başında akıl ve beden tembelliği, millî kimlikten uzaklaşma gelir. Yaşımız, işimiz, tahsilimiz, siyasi tercihimiz ne olursa olsun düşünme ve beden tembeli olmayacağız; kendimiz düşüneceğiz, kararımızı kendimiz vereceğiz, kimliğimizi koruyacağız.

Türkiye’deki göçmenleri tümden suçlamıyor, aşağılamıyorum. Onlar da insandırlar, insan haklarından yararlanacaklar. İçlerinde dürüst, çalışan, Türkiye’ye uyum sağlayan çok insan var.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!