Mehmet Edip Ören’in kaleme aldığı bu metin, Türkiye’nin güncel siyasi ve toplumsal meselelerini sert bir dille eleştiren muhalif bir perspektif sunmaktadır. Yazar, özellikle ana muhalefet partisinden ayrılan yeni oluşumları Batı güdümlü ve bölücü politikalar izlemekle suçlayarak ulus devlet yapısının tehlikede olduğunu savunmaktadır. Yerel yönetimlere özerklik verilmesi tartışmalarını milli güvenlik sorunu olarak gören yazar, çözümün kuruluş değerlerine bağlı milliyetçi bir blokta birleşmekten geçtiğini vurgulamaktadır. Siyasetin yanı sıra ekonomik adaletsizliklere de değinilerek İşsizlik Fonu’nun işçiden ziyade işverene hizmet etmesi ve denetlenmeyen pestisitli tarım ürünlerinin halk sağlığını tehdit etmesi eleştirilmektedir. Toplumu liyakatsiz yönetim anlayışına karşı uyanık olmaya çağıran bu yazı, ülkenin hem idari hem de sağlık alanında büyük bir risk altında olduğunu ileri sürmektedir.
Kurt girmiş elma gibi, Ağustos ayı da tükenmeye başladı. Cebimizdeki para gibi, günlerin de bereketi kalmadı… Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…
CHP’den bozma Yeni Parti, kriptoluk düzenindeki amiral gemisini devraldı. Atatürk’ün Partisi CHP’nin yapmaktan ar edeceği şeyleri tüzüğüne işleyerek ABD ve AB’nin sadık bendesi ve emir eri olacağını teyit etti… Sömürge valisi edasıyla hareket eden çapsız ve terbiyesiz Barak’ın dediği ve de emrettiği gibi, ulus devlet sisteminin karşısındaki yerini aldı… Anlamayan beyinsizlere, ezbere peşe koşanlara hatırlatayım… Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın hayata geçirileceği söyleniyor. Bunun ne demek olduğunu bilmeyen milletimiz anlasın. Bu, bir yerde yerel bazda bölünme demektir. Belediyelerin kendi polis ve militarist güçlerini kurması demektir. Yani DEM Partili belediyeler, Apo itin tasdikiyle TBMM’de affedilen PKK’lı militanları polis olarak görevlendirebilecek demektir. Bu ve buna benzer birçok hakkı da getiren sistemin detayına şimdilik girmeyeceğim. Bu sistem Londra’da, Brüksel’de işleyebilir. Mesela Paris ve Marsilya’nın hiçbir farkı, etnik problemi vs. yoktur.

Bu yüzden kendi polis güçlerini kurmaları abesle iştigal olmaz ama Türkiye’nin durumu farklı; bu yüzden onlar için makul olan şey bizim için çok tehlikeli olabilir… Yeni Parti, Kürtlere kendilerini eşit hissedene kadar destek vereceğini söylüyor… Dünkü yazımı da okuyanların hissedeceği gibi, bu onların elinden birçok hakkın alınması anlamına gelir. Çünkü Türklerin elinde olmayan hakların birçoğuna sahipler… Yeni Parti, dakika bir gol bir yaptı. Milleti litrelik Yeni Rakı içmiş gibi uyuttu. Durumdan anlaşılacağı üzere, daha önce söylendiği gibi bütün demokratlardan değil, sadece “Kürt demokratlar (!)” üzerinden ilerlenmek isteniyor. Bu belki AKP’nin önünü kesmek gibi görünse de ateşle oynamaktan farkı yok. Kart Kripto’dan (Kılıç Kemal) görevi devralan Küçük Kripto işe hızlı başladı. Bana Kart Kripto’yu deşifre ettiğim zamanlar küsenler, kızanlar, sövenler yine aynı moda girmek üzereler. Ne yaparsanız yapın razıyım ama ikinci kere aynı tezgâha düşmeyin. Urfa’mda bir söz vardır: “Eşek olan bir kere düşer” derler. En azından eşeklikte sabit kalalım, daha ileriye gitmeyelim… Kart Kripto’ya tepkiler oluştururken diğerine, genç kriptoya rahat bir alan bırakmayalım. Peki ne yapacağız diyenlere yine aynı adresi göstereceğim: Milliyetçi Blok’ta yerinizi alın. Şek ve şüphe götürmeyecek biçimde bu ülkenin kuruluş değerlerine sahip çıkmış olursunuz. Diyecekler çıkabilir; Yılmaz Özdil gibi düşünenler çoğunlukta olabilir: Prof. Dr. Ümit Özdağ ile Musavat Başkan derhal birleşmelidir… Halka yeni bir umut kapısı açmayanların manevi sorumluluğu ağır olur… İş başa düşerse birleşmeyi sandıkta yaparız. Ben şu anki yaklaşımımla Ümit Hoca’nın yanındayım. Sistemin benliğinden arınıp tez elden birleşmesi gerektiğine inanıyorum. Şu DEM’liler gibi olamıyorsunuz. Gerekirse Eş Başkanlık sistemi oluşturun. Bu milletin makûs talihini yenin… Beyler; “Hadi bu gitsin, elimizde daha bir sürü memleket var” diyecek konumda değiliz, herkes aklını başına alsın…
Eveeet… Biliyorsunuz bir konuyu yayarak günü kurtarmak adetim değildir. Bu yüzden bir iki konudan daha bahsetmek istiyorum. İşsizlik Fonu’nu bilmeyenimiz yoktur ama bu fonun bir tek işsizlere hayrı dokunmaz. Gündem saptırma siyasal mühendisliğinin had safhaya çıktığı bugünlerde araya karışıp gitti… Fondan işsizlere ayrılan meblağ %30’lara çekildi. Yani %70’i işverenlere tahsis edilecek. Tam AKP usulü işsizlik fonu. “Yaparsa kim yapar?” deneyin, yapan yaptı bile.
Bir başka konumuz da ürünlerimizdeki yasaklı maddeler ve pestisitler… Sıkı durun, sizlerle bir rakam paylaşacağım: Son altı ay içinde 254 ürünümüzde pestisit tespit edilerek geri gönderildi. Buraya kadar “Kim hata yaptıysa cezasını çeksin” denir ama diyemiyoruz. Bu kadar mebzul miktardaki ürün nerede imha edildi? Yahu binlerce ürünün birinin bile cep telefonu görüntüsüne rastlayanınız yok mu? Yoksa bizler “Ammada ucuzlamış” diyerek marketlerden kapışarak alıp hepsini afiyetle yedik mi? Yahu kardeşim; ihraca giden bu mallara hiç mi laboratuvar kontrolü yapılmaz? Yapılıp temiz denenler iade edildiğinde hiç mi kimseye ceza verilmez? Tarım Bakanlığı ne işe yarar? Ülkenin prestiji ve güvenirliği kimlerin; hangi cahil, hangi liyakatsiz kimselerin elinde…
Hepiniz Allah’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…











