1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Nazım Peker - Eğitimci/Yazar
  4. Atatürk’e Göre İç Cephe Nasıl Olur?

Atatürk’e Göre İç Cephe Nasıl Olur?

featured

İç cephe, bir ülkenin dış tehditlere karşı direnebilmesi için sahip olması gereken toplumsal birlik ve beraberlik anlamına gelmektedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün görüşlerine dayandırılan bu kavram, milletin içerideki irade, direnç ve bütünlüğünü askeri savunmadan bile daha üstün bir konuma yerleştirmektedir. Dış güçlerin asıl hedefi, kaleyi dışarıdan zorlamak yerine mezhepçilik, etnik ayrımcılık ve partizanlık gibi unsurlarla içeriden zayıflatmaktır. Meclisin tutumu ve siyasetçilerin söylemleri de bu birliği zedelememesi, aksi takdirde düşmana fırsat vermemesi açısından hayati önem taşımaktadır. Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı herkesin ortak paydada buluşması, iç cephenin sağlam tutulmasının ve her türlü dış tehlikenin bertaraf edilmesinin yegane koşuludur.

 

Sevgili okurlarım! Son günlerde bir iç cephe lafıdır sürüp gidiyor.

Nedir iç cephe ve iç cephe nasıl olmalıdır? ABD+İSRAİL ortak yapımı savaşta kazanan İran iç cephesinin birliği idi. Bu sayededir ki, ABD ve İsrail amaçlarına ulaşamadı ve fren yaparak, anlaşma yolunu tercih ettiler. Ülkelerin kalkınması, dış ve iç millî olmayan odaklara karşı iç cephenin: birlik ve beraberlik içinde olması çok önem arz eder. İran’ın ABD+İSRAİL ortak yapımı savaşında güçlü olmasının nedeni; iç cephedeki birliğidir.

Bu konuda biz Türklerin önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Atatürk’ün iç cephe konusundaki tespitleri, bizlere yol gösterici ve strateji tayin edicidir. O diyor ki, “Düşmana karşı asıl olan iç cephedir. Memleketi temelinden yıkan, milletleri esir ettiren iç cephenin çöküşüdür.”

Meselenin yalnızca askerî savunma hattı olmadığını, milletin içerideki direncini, iradesini ve bütünlüğünü kastetmektedir.

Dışarıdan gelen tehditlerin asıl başarı zemini, içeride meydana gelen çözülmedir. Bu nedenle iç cephe çökerse, dış cephe ne kadar güçlü görünürse görsün, devletin ve ulusun dayanma gücü sarsılır.

O büyük önder Atatürk’ün “Gerçekten kaleyi, içinden almak; dışından zorlamaktan çok kolaydır.” sözü de aynı gerçeği anlatmaktadır.

Buradaki mesele yalnızca klasik casusluk veya bozgunculuk değildir. Asıl tehlike, milletin kendisini bir arada tutan esasların içeriden aşındırılmasıdır. Mezhepçilik, tarikatçılık, azınlık ırkçılığı, körü körüne particilik gibi.

Ortak kimlik tartışmalı hâle getirildiğinde, ortak dil sıradanlaştırıldığında, ortak tarih parçalandığında, ortak kültür ve değerler tartışıldığında ve gevşetildiğinde kale, dışarıdan değil, içeriden zayıflatılmış, yıpratılmış olur.

Şunu da asla unutmayalım, Meclisin zihniyeti de iç cephenin bir parçasıdır.

Bu açıdan Atatürk’ün Meclis’e ilişkin uyarıları da son derece önemli ve değerlidir. O, bu konuda: “Meclis’in zihniyeti, çalışmaları ve durumu düşmana ümit verici olmadıkça iç ve dış cephelerimizin yerinden oynamasına imkân ve ihtimal yoktur. Meclis’te bir veya birkaç üyenin karamsarlık telkin eden sözlerinin bile aleyhimizde yararlanma çareleri aranmakta olduğuna şüphe edilmemelidir.”

Bu sözler, Meclis’in yalnızca yasama yapan bir kurum olmadığını, milletin istikametini, iradesini ve mukavemet azmini temsil ettiğini gösterir. Meclis’ten çıkan her söz, her işaret ve her yönelim yalnız içeride karşılık bulmaz; dışarıdaki hesapların da malzemesi hâline gelebilir.

Sevgili okurlarım! Atatürk’ün şu ikazı ise bugün için daha da öğreticidir.

“Kesinlikle arz ederim ki, istemeyerek de olsa, düşmanlara ümit verecek en ufak belirtilerden kaçınılmadıkça, millî davanın sonuçlanması gecikir.”

“İki ayyaş” diye hor görülmeye, bu asil milletin gönlünden ve zihninden silinmeye çalışılan Atatürk’ün ikazlarına keşke kulak verip O’nun izinden gidebilseydiniz; sonucunun nereye varacağını kestiremediğiniz ve sizleri büyük bir açmaza sokan “Terörsüz Türkiye” söyleminde sıkışmazdınız.

Burada dikkat çekici olan nokta şudur: Ben kuru bir Atatürk söyleminde değilim. O’nun bu ülke için geleceğe ışık tutan görüş ve düşüncelerini, bu asil millete duyurma gayretindeyim. Atatürk yalnız açık ihaneti değil, istemeden verilen yanlış işaretleri, söylemleri de tehlikeli görmektedir. Çünkü dışarıdaki Türkiye karşıtı odaklar, içeride doğrudan sonuç alamadıklarında, en küçük tereddüt işaretinden, en küçük kavram kaymasından, en küçük siyasî gevşemeden kendilerine imkân üretmeye çalışırlar.

Siz konuşmanızda; Kürt, Laz, Çerkes, son zamanlarda Arap diye etnik kimlik sayarsanız, iç cephenizi hangi ortak payda üzerinde kuracaksınız?

Onun için iç cephe önemlidir. Millî şairimiz M. Âkif Ersoy’un, “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez / Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez” mısraında olduğu gibi, bu asil millete “şucu-bucu” diye ayrılık sokulmadıkça: İÇ CEPHE daima sağlam olur. Aksi hâlde yıkılmak veya parçalanmak kaçınılmazdır.

Türkiye Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes TÜRK’TÜR.

“Ne mutlu Türk’üm diyene” bu milletin ortak paydasıdır, unutulmaya.

Esen kalınız.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!