1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Mehmet Edip Ören
  4. Dün Bakkaldık, Bugün Ne Olduk?

Dün Bakkaldık, Bugün Ne Olduk?

featured

Bu metin, toplumsal kurallardaki eksiklikleri ve günlük yaşamda karşılaşılan nezaketsizlikleri nostaljik bir bakış açısıyla ele almaktadır. Yazar, binalardaki otopark sorunlarından ve yenilenebilir enerji sistemlerininzorunlu olmayışından dert yanarken, market kasaları ile bankamatiklerdeki düşüncesiz davranışları eleştirmektedir. Toplu alanlarda başkalarını rahatsız eden gürültü ve sigara kullanımı gibi konulara değinilerek, toplumun birlikte yaşama kültüründeki zayıflıklar vurgulanmaktadır. Yazının son bölümünde ise geçmişin eczane kültürü ve çocukluk hatıraları üzerinden eski ile yeni arasındaki yaşam tarzı farkları betimlenmektedir. Genel itibarıyla eser, modern hayatın getirdiği bencilliklere karşı geçmişin sadeliğini ve toplumsal sorumluluk bilincini hatırlatmayı amaçlamaktadır.

Nostalji mi yapalım yoksa toplumsal konuları mı gündeme getirelim derken, “Neden her ikisi de olmasın?” diye düşündüm. İsterseniz bir başlayalım, sonu gelir. Hepinize merhabalar. Türkiye birden büyüktür…

Eskiden bina inşaat ruhsatları verilirken otopark mecburiyeti yoktu. Bu yüzden hem hareket eden hem de duran taşıtlar tek bir yolu paylaşmak zorunda kaldı; binaların altı boş yere heba edildi… Şimdiki ruhsatlarda otopark mecburiyeti var ama onlar da yeteri kadar değil… Yeni bir bela da bakıyorsunuz kapalı otopark var ama araçlar içeri giremiyor. Dönüş mesafeleri iyi hesaplanmadan yapılanlar maksadın aksine boş duruyor… Her neyse, kâğıt üstünde de olsa şimdilerde otopark mecburiyeti var. Gerisi ancak sıkı denetimlerle halledilir.

Bugün yazmak istediğim şey aynı mantık ama değişik olaylar… Mesela, niye hâlâ inşaat ruhsatları verilirken çatılara elektrik üreten güneş panelleri veya rüzgâr sistemleri mecburiyeti getirilmez? Çok az hizmetle azami kâr eden elektrik dağıtım şirketlerinin menfaatleri mi ön planda tutulur? Niye sadece “akıllı ev” denilen sistemlerde bina kendine yetecek elektriği üretir, artanı da enterkonnekte sisteme vererek satar? Bu durum her yere şamil olacak hâle niye getirilmez?

Siyasete bulaşmayacağız, buna kararlıyız; ama bugün sadece nostalji değil, diğer toplumsal davranışların da birkaçını ele almak istiyorum. Bunlardan biri, market kasaları önündeki lüzumsuz yığılmalar… Önümde bulunanlardan biri mutlaka alışveriş bitiminde para vereceğini unutur. Kasiyerle uzun müddet göz göze geldikten sonra “Nakit mi, kart mı?” sorusunu duyup cebini karıştırmaya başlayanlardan bahsediyorum. Her ne hikmetse o cepte veya ceplerde para veya kart bir türlü bulunmaz… Siz de arkada, hele hele acele bir işiniz varsa, çıldırır durursunuz…

Gelelim bir diğer kullanım arızasına: Bankamatikler. Acil ve kısa işlemler için planlanmış bu cihazlar, bazılarının oyuncağı hâline gelmiştir. Arabayı yolun ortasına bırakmış, hemen para çekip gitmeyi düşünürken biri dakikalarca ve her işlemde uzun uzun düşünerek cihazı meşgul eder. İşin garip tarafı, akşama kadar da uğraşsa bunu kendine hak bilir. Benim de başıma birkaç defa geldi. İki işlem yapmam gerekiyordu; birinciyi bitirince kartımı çıkarıp tekrar sıranın sonuna gittim. Çok şaşırdılar ama en azından bir eğitim faaliyetini başarıyla uyguladığımı anladım…

Bu bölümün son konusu ise toplu yerlerdeki davranışlarla alakalı… Yer, İstanbullu herkesin bildiği Moda Aile Çay Bahçesi. Genelde elit ve görmüş geçirmiş kişilerin geldiği yer… Buralarda bile oluyor; oturup sadece tek bir çöp kibrit kullanarak bir paket sigarasını bitirenler var. Siz şimdi bitti diye bir türlü sevinemiyor, dumanından istifade (!) ediyorsunuz… Cep telefonundan bütün bahçenin duyacağı tonda bir saat konuşanlar ise işin cabası. Hülasa, toplum olarak birlikte yaşamayı öğrenmemizin önünde daha çok mesafe var…

Bayram adetimiz bozulmasın, kısa bir nostalji turuyla işi bağlayalım…

Opon, Gripin nedir dersem çoğunuz bilmezsiniz… Benim yaşımda olanların küçükken bakkal raflarında gördüğü bir şeydi derim… Peki ne işe yararlardı? Birinin isminden de anlaşılacağı gibi soğuk algınlığı, grip vb. hastalıklar için kullanılırdı. Eski bakkallar bir nevi eczane görevi de üstlenmişti. Şimdiki kadar çok değillerdi. Mahallede eczane olması artı bir durum demekti. O devrin eczanelerinde güneş yağı, deniz simidi, tavla falan gibi şeyleri göremezdiniz. Hatta ilaç bile çok azdı; doktorların yazdığı reçeteyi sabah bırakıp akşama veya ertesi sabaha alırdınız. Eczacılar imalatı kendileri yapardı…

Şimdilerde her evde olan tartılar, o devirde sadece eczanelerde bulunurdu. İlaç almak demek, kilo ve boyunuzu da öğrenebilmek demekti… Daha sonraları caddelere konan makineler, attığınız para karşılığı kilonuzu söylerdi. Biz üç arkadaş aynı anda tartıya çıkıp para atardık; çıkan kilo not alınınca birimiz inerdi. Yeni rakamla önceki arasındaki fark, inenin kilosu demekti. Böylece bu yolla bir paraya üç çocuğun kilosunu öğrenmiş olurduk… Antibiyotikler yoktu, ağrı kesici sadece aspirinden ibaretti. Askerde iken revire giden herkese hastalığı ne olursa olsun büyük bir kavanoz içinden bir avuç ilaç, yani aspirin verilirdi.

Sizleri bu bayramda siyaset çirkefine bulaştırmadan yazının sonunu bulduk. Niyetimiz haftaya buluşmak. İnşallah sizlerin de istekleriyle çakışıyoruzdur. O zamana kadar Yaradan’ıma emanetsiniz. Hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!