Mehmet Edip Ören tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’nin siyaset, güvenlik ve ekonomi gündemindeki karmaşık dinamikleri eleştirel bir perspektifle değerlendirmektedir. Yazar, terör örgütünün kendisini feshetmesinin bir başarı değil, aksine örgütün siyasi amaçlarına ulaştığının bir göstergesi olabileceği konusunda sert uyarılarda bulunmaktadır. Özerklik şartı ve yerel yönetimlerin silahlı güç oluşturma ihtimali gibi konular üzerinden milli güvenliğe yönelik riskler vurgulanmaktadır. Yazıda ayrıca, küresel sağlık ve ilaç sektörü ile sosyal güvenlik sistemleri arasındaki çatışmanın emekli maaşlarını ve yaşam kalitesini nasıl olumsuz etkilediği analiz edilmektedir. Toplumsal meseleleri kişisel anekdotlarla harmanlayan eser, iktidarın ve muhalefetin mevcut politikalarını ihanet ve hezimet kavramları çerçevesinde sorgulamaktadır. Sonuç olarak kaynak, okuyucuyu siyasi belirsizlikler ve ekonomik sömürü düzeni karşısında dikkatli ve bilinçli olmaya davet etmektedir.
Beyler çok karmaşık ve de belirsiz siyaset sistemleri içinden geçiyoruz. At izinin it izine karıştığı bu dönemler çeşitli tehlikeleri de uhdesinde muhafaza eder. Tıpkı bilinmeyen bir numarayı açmak veya linke tıklamak gibi hayatımızı altüst edecek şeylerle karşılaşabilirsiniz. Sizi uzun zamandır aramayan, selam sabah etmeyen, paylaşımda bulunmayan kimselerden birdenbire hareket hissederseniz dikkatli olun… Hele hele 3-5 kişi bir araya geldiğinizde birileri önünüze düşme çabasındaysa biliniz ki bu muhteremin ikbali için bir yerlere pazarlanacaksınız. O yerler de çoğu zaman ihanet noktaları olabilir, aman dikkat… Herkese merhabalar olsun, Türkiye birden büyüktür…
Şimdi size bir şeyler yazacağım. Sakın yazının tamamını okumadan sövmeye başlamayın… Yapılan görüşmeler neticesinde PKK’nın hafif ve ağır silahlı grupları, üç tabur halinde teşkilatlandırılarak Türk Ordusu’na entegre edilmiştir… Bu taburlar bulundukları yerden ayrılmayacak, komutanları ise değişmeyecektir. Sayın “kurucu önder”, “barış elçisi” Apo İti’nin yardımcısı Murat Karayılan ise Savunma Bakanlığına getirilecektir… Okullarda ve resmi dairelerde Kürtçe ikinci dil olacaktır… Bu durumlar kesinlik kazanıp sistem oturunca, PKK yaptığı incelemelerden de durumu olumlu olarak müşahede ederse “fesih” kararı alınacaktır… Böyle bir haber halka sunulsa ne olur? Yer yerinden oynar. Peki biz, ülkemizde böyle bir habere sevinme ihtimalinden bile yoksunken Suriye’deki durumu nasıl Türkiye’nin, hatta Sayın Cumhurbaşkanı’nın başarısı olarak kabul edebiliriz? Bu başarısızlığın bile ötesinde, adeta felakettir. Beyler, çoğunuz biliyor ama biz yazılarımızı bilmeyenler için de yazıyoruz. Bu sebepten kısa bir izahat: Terör örgütleri, terörden elde ettikleri kazanımları muhataplarına dikte ettirmeye başlar ve birebir eşit duruma gelirse işin siyasi faslı başlar. Dolayısıyla örgüte ihtiyaç kalmaz, son kullanım tarihi bitmiş sayılır. Bu yüzden SDG’nin, YPG’nin —her ne karın ağrısı ise bu üç harfliler— kendi kendini feshediyorsa devletler açısından işler yolunda gitmiyor, terör örgütü başarıya ulaşmış demektir… Gelelim yurt içine: Pek sayın “Kurucu Önder”, “Barışsever” Apo İti eğer TBMM’ye yön veriyorsa, taslakları onaylıyor, her şey terör örgütünün istediği şekilde cereyan ediyorsa burada da PKK’ya gerek kalmamış, feshine bir engel yok demektir. Hal böyle iken hâlâ silah bırakma ve fesih için şartları değerlendirmek ihanetin daniskasıdır… PKK burada Nasreddin Hoca’nın meşhur tavşanın suyunun suyu meselesini kovalamakta, “ne elde edersem kâr” prensibiyle hareket etmektedir… Peki, iktidar hezimeti başarı olarak satmaya çalışırken Genç Kripto’nun Yeni Rakı’sı ne iş yapıyor? Neticesi aynı, hatta daha tehlikeli olacak farklı bir yoldan giderek post-modern bir çözüm (!) süreci inşa ediyor… Türkiye’nin AB ile görüşmelerinin tıkanmasına sebep olan “Avrupa Özerklik Şartı” vaatler arasına alınıyor. Bunu çoğu kimse bilmediği için iş yine başa düşüyor. Şu denmek isteniyor: Bir yerde adı konmamış özerklik anlamı çıkacak durum, yasayla sabit hale getiriliyor. Yani belediyeler kendi kolluk güçlerini kurabiliyor… Sen sayacını okuyacak PKK’lıdan korkarken adam yasal yollarla polis gücü oluşturabilecek. İlk çözüm sürecinde nasıl belediye imkân ve ekipmanlarıyla tüneller kazıldıysa bu durumda buna bile gerek kalmayacak; eli silahlı yasal güçler karşımıza dikilebilecek…

Konu önemli olduğundan biraz uzadı. Hemen başka bir yere geçiyoruz… TRT’deki kameramanlık yıllarımın müdürü, aynı zamanda hemşerim de olan Ağabeyim Müslüm Başaran’ı hepiniz tanırsınız. “Nereden tanırım?” diye sormayın, birkaç saniye önce tanıdınız… Tamam ama TRT’nin emekli müdürü, ekibimizin değerli el-amanı, kendisine Yahya Kaptan dediğimiz Yahya Erecekler’i tanımıyorsanız diyecek lafım yok; çünkü tanıtmadım… Müslüm Ağabeyim, karatı tespit edilemeyen pırlanta gibi bir ağabeyimizdir… Ufak bir kusuru var; o kadar kusur kadı kızında da olur. Söylemesi ayıp, Apo İti ve İ. Melih hemşerileri olur (Halfeti’li)… Ha bir de tabii bana göre başka bir kusuru daha var: Bütün tezviratlarıma rağmen Yahya Kaptan’a arzu ettiğim nispette fırça attıramıyorum… Geçtiğimiz günlerde telefonla görüşürken konu konuyu açtı; birisi için “Not al, yazarsın” dedi. Müdür der de biz yazmaz mıyız? Tabii ki gereği yapılacak. Eh, ilk konudan dolayı oluşan geriliminiz geçmiştir sanırım. Yoksa biraz daha mavra yapabilirim. Anlaşıldı, konumuza dönebiliriz… Emeklimizin malum halinin düzelmesi bu mantaliteyle mümkün değil… Dünyanın etkili iki gücü var: Birisi silah, diğeri sağlık ve ilaç. Bu sistemlerin baronlarının belli hedefleri var. Mesela ilaç sisteminde beklenen ve istenen, insanların 90-100 yaşına kadar yaşamaları ama ilaçlara bağımlı olarak yaşamaları… Buna karşın devletlerin kara deliği ise sosyal güvenlik sistemleri. Burası da insanların 65 yaşına kadar çalışmalarını, prim ödemelerini ama emekli olunca en geç 1-2 yıl içinde ölmelerini istiyor… Bakanımız bile ne dedi: “Emeklilerimiz uzun yaşıyor…” İleri yaş ilaç tüketimi arttıkça maaş hesaplama sistemleri emekli aleyhine devreye giriyor. Buradan elde edilen ek kaynak, ilaç baronlarına aktarılıyor… Çok güçlü ve dünyayı idare edecek güçteki sistem geri adım atmayacağına göre onun alacağı pay sürekli artacak. Bu artış da emekliden tahsil edilecek. Şimdi anlaşıldı mı emeklinin hali niye iyi olmayacak? Bu insanların alım gücünün azalması, vitaminsiz kalmaları vs. gelecek hastalıkları tetikleyecek, o da sağlık sistemine kazanç olarak yansıyacak.
Biraz uzadı, hakkınızı helal edin. Hepiniz Yüce Yaradan’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…









