1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Erol Sunat
  4. Talihlinin Hikayesi

Talihlinin Hikayesi

featured

Erol Sunat tarafından kaleme alınan bu anlatı, bir kervan baskınından sağ kurtulan ve haramilerce büyütülen Talihli lakaplı bir genç kızın sıra dışı yaşamını konu almaktadır. Savaşçı kimliği ve keskin zekasıyla öne çıkan genç kadın, kendisine babalık yapan harami başının ihanetini fark ederek onu cezalandırır ve adaleti aramak üzere payitahta yönelir. Sultanın takdirini kazandıktan sonra öz ailesinin geçmişini araştırmak için doğduğu şehre dönen kahraman, burada akrabalarının kurduğu hain tuzakları belgelerle gün yüzüne çıkarır. Gasp edilen haklarını ararken devlet otoritesinin desteğini alan Talihli, kendi şehrine kadın bir yönetici olarak atanarak düzeni yeniden tesis eder. Hikâye, kötülerin cezalandırıldığı ve ilahi adaletin tecelli ettiği sembolik bir başarı öyküsü niteliği taşımaktadır. Toplumsal dersler içeren bu metin, dürüstlüğün ve cesaretin en zor şartlarda bile kişiyi hak ettiği konuma ulaştıracağını vurgular.

 

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde yaşayan genç bir karı koca, kundaktaki kızlarını da alıp katılmışlar bir kervana. Kervan öyle bir felaket baskın yemiş ki haramiler kervanda kimseyi sağ bırakmamışlar. Harami başının kime böyle bir hıncı olduğunu kimse ona sormaya cesaret edememiş. Haramiler dağılıp gittikten sonra, haramilerden bazılarının karıları kervanda işlerine yarayacak ne var diye tekrar o felaketin yaşandığı yere gelmişler. Kadınlardan biri, ağlayan bir bebek sesi duymuş. Hemen çocuğu sarıp sarmalayıp, kimselere göstermeden atlamış atına, bir dağın yamacında bulunan köyüne varmış, kimselere görünmeden evine girmiş. Evinde eski bir beşik varmış. Hemen onu düzenleyip bebeği yatırmış beşiğe. Birkaç gün sonra harami kocası çıkıp gelmiş. Bakmış ki karısının kucağında bir çocuk. Meseleyi öğrendiğinde yüzü karışmış. “Harami başı beni de öldürür seni de” demiş. “Bu kız çocuğu, can düşmanı adamın kızı. Kervandan sağ kurtulan olmadı dedik, hayvanlar dâhil sağ olan yoktu. Bu çocuğu demek ki kimse fark etmedi” demiş. “Bak hatunum” demiş, “bu kız talihli bir çocuk, biz bunun adına Talihli diyelim. Kendi kızımız gibi yetiştirelim.” Harami başı kimin kimden çocuğu var, kaç yaşında gibi mevzulara bakmazmış. Her gün çapula çıkar, yol keser, hiç kimseyi sağ bırakmaz, o şekilde de etrafa dehşet saçarmış. Kervanlar, “Yolumuza o çıkmasın da kim çıkarsa çıksın” demeye başlamışlar. Harami başını yıllarca hiç kimse yakalayamamış. Bu arada haraminin karısının bulduğu kız, küçük yaşından itibaren çapula gider, yol keser, kimsenin bulamadığı akçeleri, altınları, ziynet eşyalarını bulurmuş. Kim üzerinde ne taşıyor ne saklıyor, nerede saklıyor faslına varıncaya kadar korkunç bir gözlem yeteneğine sahipmiş. Haramileri yok etmek için Sultanın kurduğu özel birlikten defalarca kurtulmuş. Birlik başı, “Bu kadar da talihli olunmaz” diyormuş. “Defalarca elimizden kaçtı. Yüzünü hiç göremedik. Atik, çevik ve çok zeki. Öyle bir kılıç kullanıyor ki benim diyen yiğit karşısında duramaz. Haramiler bu kızı özel yetiştirmiş” diye düşünmeye başladık. Harami başı kızın maharetlerini duyunca çağırmış yanına. “Talihli” demiş, “bu sefer Sultanın kervanını basacağız. Acımak yok. Kervanda Sultan dahi olsa merhamet etmeyeceğiz.” Harami başı oldukça kalabalık bir harami grubuyla dikilmiş kervanın karşısına. Sultan öyle bir tuzak hazırlamış ki bu tuzaktan kurtulmanın imkânı yokmuş. Harami başı tuzağa düşttüğünü, bazı adamlarının kendini sattığını anlamış anlamasına amma Sultanın seçme birliği haramileri yok etmeye başlamışlar. Harami başının elindeki kılıç çarpışmaktan kırılmış, son bir hamleyle kellesi uçmak üzereymiş ki Talihli, ona kalkan kılıcı biçmiş; harami başını atının terkisine aldığı gibi tuzağın içerisinden sıyrılıp çıkmış. Öyle iyi bir atı varmış ki o ata ok erişememiş. Birkaç saat sonra gizlendikleri yere geldiklerinde harami başı yaşadığı şokun etkisiyle düşmüş bayılmış. Ayıldığında, “Talihli” demiş, “bu sefer talihinin yanına beni de aldın. Hayatımda ilk defa çaresiz kaldım. Kılıcımın kırıldığını hiç hatırlamam. Nasıl geldin, beni nasıl kurtardın, o ateş çemberinin içinden nasıl çıkardın hiç bilmiyorum. Lakin çıktım. Kurtuldum, yaşıyorum. Dile benden ne dilersen.” Talihli, “Ağam” demiş, “sen başımızda ol yeter, ben başka bir şey istemem. Akçem de var, altınım da; anam sağ, babam kale gibi yanımda, sen ulu dağlar gibi ardımda… Benim bir isteğim yoktur, yeter ki sen var ol, başımızda ol.” Harami başı, en yakınındaki adamına, “Ben” demiş, “babama güvenmem. Kimseye itimadım yoktur. Ancak Talihli beni Sultanın elinden aldı. Bunu da unutmayacağım. Bak, tok gözlü de. Başkası olsa hemen altın, akçe isterdi. Her neyse, bir müddet ortadan kaybolalım. Sultan da kervanlarda beni az biraz unutsun.”

Talihli varmış ana ve baba bildiği haramilerin yanına. Kadın, “Talihli” demiş, “harami başı kendinden başkasına güvenmez. Eğer yiğit bir er olaydın, onu kurtardığının ertesi günü seni yaşatmazdı ‘yerime geçmeye namzet’ diye. Sen hatun kişisin. Şimdilik bir tehlike yoksa da harami başı bu. Sen yine her an tetikte ol benim güzel kızım” demiş. Baba dediği harami ise, “Anan doğru der” demiş, “beni dinlersen seni öldürmeye birilerini gönderir. Sen şu anda onu ölümden kurtardın. Ondan daha meşhur oldun. Harami başı bunu kaldıramaz.” Talihli evden çıkmış, köyün girişinde yoldan görünmeyen bir yere pusu kurmuş. Gerçekten üç harami akşama doğru köye doğru gelmeye başlamışlar. Talihli önce o üç kişiyi ortadan kaldırmış. Sonra dağ tarafından gelen iki kişiyi, sonra da ana ve baba bildiği haramilerin evini basmaya gelen diğer iki kişiyi hareket edemez hâle getirmiş. Konuşturmuş, meseleyi çözmüş. Binmiş atına, harami başının kaldığı haneyi basmış. Herkesi öldürmüş. Harami başı ne söz verdiyse dinlememiş; kellesini alıp koymuş bir çuvala, varmış Payitahta. Harami başının kellesinin olduğu çuvalı saray kapısının önüne fırlatmış atmış. Muhafız başı, “Sultanım” demiş, “baştan ayağa silahlı bir kız geldi. Harami başının kellesini sarayınızın kapısına attı. Kapıda bekliyor.” Sultan çağırtmış kızı. “Bu caniyi” demiş, “sen mi öldürdün?” Kız, “Evet” demiş. “Senin elinden de ben kurtarmıştım. Kurtarmaya değmezmiş.” Sultan, “Sen” demiş, “o Talihli diye anlatılansın. Talihinin ne kadar daha yaver gideceğini düşünüyorsun? Kaçacak bir yerin yok. Belli ki kılıcın dâhil bütün silahları iyi kullanıyorsun. Beni onca korumaya rağmen öldürebilirsin de. Sende hayatta çok az insanda gördüğüm bir özellik var. Sen harami olsaydın böyle yapmazdın. Anlat bakalım hikâyeni.” Kız, “Sultanım” demiş, “ben yaklaşık yirmi yıl kadar önce bir kervan baskınında harami bir kadın tarafından kurtarılmışım. Bunları ana ve baba bildiğim haramiler anlatırlarken dinledim. Olayları deştim. Harami başını öldürdükten sonra onun mağarasında bazı belgeler buldum. Ana ve baba bildiğim haramiler bana okuma yazma öğrettiler. Harami kadınlardan ve ağabeylerden silah kullanmasını, çapul yapmasını, soygunculuğu öğrendim.” Sultan, “Talihli” demiş, “kendi şehrine gitmek, akrabalarını tanımak, bilmek ister misin?” Talihli, Sultanla bir şeyler konuştuktan sonra çıkmış Payitahttan; günler sonra gelmiş kendi şehrine. Şehrin meydanında memleket çapında bilinen bir han varmış. Varmış o meşhur hana. Hancı, “Beli kılıçlı bir kız” demiş, “az gördük bu şehirde. Yolunu şaşırmadın değil mi?” Talihli, “Hancı” demiş, “bana bir oda, atıma da iyi bakılsın. İki altın yeterli mi?” Hancı’nın gözleri parlamış. “Altın ha!” demiş, “Hemen hanımım.” Haber şehre çarçabuk yayılmış, “Beli kılıçlı zengin bir kız şehre geldi” diye. Şehrin Beyi, “Bu kız” demiş, “Payitahttan geliyor olsa gerektir. Yarın huzuruma getirin.” Ertesi gün Talihliye, “Bey” demişler, “seni ister.” “Bey” demiş, “keyfe keder istedi diye gidemem. Kahvaltı etmedim. Şehri dolaşıp gezmedim. Ben istersem gelirim.” Hancı, “Bey” demiş, “asabi biridir.” Talihli, “Ben” demiş, “onun kapısında duranlardan değilim. Adı üstünde yolcuyum. Bu şehir de geçerken uğradığım bir yer. Bana ne Beyden, bana ne Beyin ‘Gel’ demesinden! Var git öyle söyle. ‘Gelmiyormuş’ de. Çok istiyorsa kendi gelsin.” Bey, “Kendine güveni olmayan hiç kimse bana böyle bir cevap veremez” demiş. “Bırakın, belki de kendi hâlinde bir yolcudur.” Talihli, “Hancı” demiş, “konuştuklarımı birine dersen, aktarırsan seni yarın han kapısına asılı bulurlar.” Hancı, “Aman hanımım” demiş, “ne dersen kabul.” Talihli, “Bana” demiş, “Talihli derler. Benim talihim bundan yaklaşık yirmi yıl önce bu şehirden kalkan bir kervanın uğradığı baskında kurtulan tek kişi olmamla alakalı. Kayıtlara göre sen benim dayımsın. Ana ve babamdan kalan her şey sana ve emmilerime kalmış. Han, kervan, aşhane, konak, bağ-bahçe her ne varsa… Onları geri isterim. Yarın hepsini çağır buraya, benim olanı almaya geldim.” Şehirde her şey karışmış, “Talihli başka ne biliyor?” diye. Bey dâhil şehrin önde gelenleri, “Bu kız o kız olamaz, o baskında ölmeyen kalmadı” diyorlarmış. Talihli, akrabaları geldiğinde, “Akrabalar” demiş, “benim sizin akrabanız olmadığımı iddia eden var mı?” Birkaç öfkeli akraba, “Sen” demişler, “bizim akrabamız falan değilsin. Bizim malımıza mülkümüze çökmeye gelen bir haramisin” demişler, çekmişler kılıçlarını. Aylarca kılıç çekmeyecek hâle gelmişler. Talihli, “Öldürdüğüm harami başının mağarasında bulduğum bir vesikaya göre” demiş, “öyle hain bir tuzak kurmuşsunuz ki ana ve babamdan, onların yanında olan yakınlarından toplu halde kurtulmuşsunuz. Bu masum insanların nesi var nesi yok size kalırken şehir dışında tarla, bahçe ne varsa harami başına kalmış. Harami başı her ne yaptıysa tek tek bunları yazmış.” Talihli sözünü bitirmeden içeri şehrin Beyi girmiş. “Talihli” demiş, “senin talihin de buraya kadar. O belgeyi bana teslim et. Benden daha güvenli bir kimse yok bu şehirde.” Talihli, “Beyim” demiş, “çok isterdim amma sizden çok daha güvenli birine teslim edip geldim bu şehre. Ben sizin yerinizde olsam bu konuda soru sormazdım. Hancı dayım” demiş, “anam senin öz bacındı. Ne istedin? Emmilerim, babam ana baba bir kardeşinizdi. En küçüğünüzdü. Dedem, malının mülkünün idaresini ona vermişti. Sultan da şehrin beyliğini vermek için Payitahta çağırmıştı. Şu an burada olanlar o gün kaybedecekleri ne varsa misliyle almışlar. Ben o insanların evladı olarak hakkımı almaya geldim. Verin hakkımı gideyim. Hakkımı vermezseniz bir şekilde elinizden alacağım.” Şehrin Beyi, “Talihli” demiş, “sen bu mevzuları kiminle paylaştın?” Talihli, “Beyim” demiş, “bu mevzuları neden eşelersin? Belgeler emin ellerde. Rahat ol. Benim akrabaların kafaları biraz karışık. Belli ki senin de. ‘Kim bu, nereden çıktı? Pişmiş aşa nasıl bir su karıştırmak bu böyle?’ diye düşünüyorlar, bir yere varamadılar. Hakkım neyse son akçeye kadar alacağım.” Bey, “Biz” demiş, “bu meseleyi çok daha kolay halledebiliriz. Şehrin eşrafından herkesin rıza gösterdiği üç yaşlı insan var. Bunlar hakem olsun. Kimden ne alacağın varsa al, ben bu şehirde gerginlik istemiyorum.” Talihlinin akrabasından gençler, “Beyim” demişler, “belli ki kolay alt edilecek biri değil. Ancak bir pusu kuralım, kurtulalım şundan.” Şehrin eşrafından üç yaşlı insan bir araya geldiğinde, “Talihli” demişler, “talihine küs; dünya kadar zaman geçmiş, elinde belge yok, vesika yok. Kılıç zoruyla hakikatleri örtbas mı edeceksin?” Herkes ne olacak diye beklerken, “Belgeler bende!” demiş bir ses. Bir de bakmışlar ki Sultan, Ecesiyle birlikte gelmiş şehre. “Aslında” demiş, “şehre birkaç gün önce geldik. ‘Talihine küs’ denilenin bu şehirden o kadar çok alacağı birikmiş ki şu üç haddini bilmez ihtiyar, Beyin tezgâhı ile Talihliyi göndereceklerdi, öyle mi? Bu meydandan sağ çıkan olmazdı. Yine olmayacak gibi duruyor.” Ahali diz üstü çökmüş, “Merhamet Sultanım!” demeye, ağlamaya başlamış. Sultanın Ecesi, “Sultanım” demiş, “münasip görürseniz Talihliyi bu şehre Bey yapalım. Çok rastlanmış bir şey olmasa da ben sonuna kadar onun yanındayım.” Sultan, “Ecem ne diyorsa öyle olacak” deyip kestirip atmış.

Anlatırlar ki; Talihli şehre Bey olduktan sonra önce harami anasını ve babasını getirip kendi konağına yerleştirmiş. Elindeki belge ve vesikalar gereği öz ana ve babasından kendine ne intikal ettiyse yakın ve akrabaların elinden çekip almış. Sonra şehrin fakir ve yoksullarını çağırmış; herkesi iş güç sahibi yapmış. Bu arada o kadar çok düşman kazanmış ki hayatı o kazandığı hasım ve düşmanlarla mücadele etmekle geçmiş. On sene kadar sonra Talihliye karşı koyacak, karşı duracak kimse kalmamış. “Bir insan” diyorlarmış, “bu kadar da talihli olmaz. Lakin biz ona ve ailesine çok ettik. Ettiğimizi çekiyoruz. Hepimizi bu şehirden sürse haklı” demekten de kendilerini alamıyorlarmış. Bazıları da “Ya talihi ters gitseydi neler olurdu?” diyorlarmış. Yine anlatırlar ki Talihli daha sonra evlenmiş, çocukları olmuş. Ölünceye kadar şehrin Beyi olmayı sürdürmüş.

Şehir şehire, Talihli Talihliye, Harami başı Harami başına, harami ana harami anaya, beşik beşiğe, harami baba harami babaya, Hancı Hancıya, han hana, kervan kervana, Sultan Sultana, akraba akrabaya, şehrin eşrafı şehrin eşrafına, Sultan Sultana, Ece Eceye, meydan meydana, ahali ahaliye benzer.

Bir kıssadır anlatılan; her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçülisan eylediysek affola…

Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!