Mehmet Edip Ören’in bu yazısı, Türkiye’nin güncel siyasi ve toplumsal dönüşümünü sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, ülkenin Batı tipi demokrasi anlayışından uzaklaşarak otoriter modellere savrulduğunu ve yargının muhalifleri sindirmek için bir araç olarak kullanıldığını savunmaktadır. Terörle mücadele ve çözüm süreçlerine dair politikaların milliyetçi değerlerle çeliştiğini belirten metin, halkın dikkati bu suni gündemlerle dağıtılırken arka planda büyük bir ekonomik rant paylaşımı yapıldığını vurgular. Askeri arazilerin satışı ve zengin kesime aktarılan kaynaklar üzerinden, hükümetin halkı yoksullaştıran servet transferi politikaları ifşa edilmektedir. Sonuç olarak kaynak, adaletin siyasallaşmasını ve toplumsal kaynakların belirli zümrelere peşkeş çekilmesini temel bir sistem eleştirisi çerçevesinde sunmaktadır.
Ağustos’un rampasını çıktık, aşağı saldık. Rüzgâr gibi gidiyoruz. Eylül’de durur muyuz, bence asla… Musallaya kadar dolu dizgin… Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…
Ülkemiz hızla, belli bir noktaya doğru gidiyor. Menzil nedir bilen yok ama bizim gibi kafatasında eser miktar da olsa beyni olanların, naçizane, bazı tahminleri var… Nikaragua Modeli mi desem… Orta Asya Türk Cumhuriyetleri modeli mi desem… Arap ülkeleri monarşisi veya sözde demokrasileri mi desem… Bilemiyorum. Bildiğim tek şey, Batı tarzı bir demokrasi anlayışından hızla uzaklaştığımızdır… Bu da; demokrasi havarisi kesilen bir süper devletin, lütfedip bizlere atadığı, müstemleke valisi konumundaki kimsenin konuşmalarından anlaşılmaktadır… Artık normal hayatın parçası gibi görmeye başladığımız şafak operasyonları artan hızla devam ediyor. Gün yok ki bir veya iki muhalif sistem devre dışı bırakılmasın… İ. Melih gibi bir yolsuzluk abidesine Mansur Yavaş’ın oluşturduğu dosyalar sümen altı edilirken, AKP kurucularından ve özgül ağırlığı olan Bülent Arınç’ın “Ankara’yı parsel parsel sattı” sözleri ortada dururken hiçbir işlem yapmayan, ifade bile almayan yargımız, eften püften sebeplerle muhalif sistemleri devre dışı bırakıyor. Halkın oyları, masa başı oyunlarla devşiriliyor… “Ya benimsin ya kara toprağın” sistemi hız arttırarak devam ediyor. Düşünün bir kere… Oy verdiğiniz kimseler, günahınızı bile vermeyeceğiniz yerlere gidiyorlar… En güvendiğiniz adamları “vekil” olarak atıyorsunuz, ertesi gün yoldalar… Bu durumda seçimlerin hiçbir kıymetiharbiyesi kalmıyor… Yani kalksa da olabilir. Acaba bunun mu altyapısı hazırlanıyor, bilemiyorum…

Gelelim PKK meselesine. Milyon kere dedim, gene diyorum: Kürt meselesi değil, PKK’dan ve siyasal uzantısından bahsediyorum… Olay ilk başta nasıl başladı? Kayıtsız şartsız silah bırakılacak, örgüt feshedilecek… Peki durum ne? Yapılan her şeyin, yakılan (!) silahların tiyatro olduğu ortaya çıktı. Şartlar ortaya çıkmaya başladı. Apo itinin onayı dâhil her konuda inisiyatif PKK’nın eline geçti. Bir tarafta bunlar olurken ihtiyar bunak yani Ca-Ce (Canlı Cenaze), Umut Hakkı‘nın peşine düştü. Yani Apo katilinin serbest kalmasını, her yerde serbestçe dolaşmasını istiyor. Bütün bu olanların yanında, akılsızlık ürünü bazı klasik suçlamalar da devreye girdi. Apo sevici MHP’nin bir milletvekili Özdemir, İYİ Parti’yi FETÖ’cülükle suçladı. Ey beyin fukarası; FETÖ ve PKK ortaktı! Dediğin gibi olsaydı, çözüm (!!!) sürecinin en büyük destekçisi İYİ Parti olurdu. Yahu acaba milletvekili seçilme şartlarında belli bir IQ’nun altında olma şartı mı var, anlayamadım… Olay; teröristbaşına “katil” demenin suç olacağı bir noktaya doğru evrilmekte… Ben asla hitabımı değiştirmeyeceğim. Alacağım cezalar da şeref madalyalarım olur… Bu ülkede sadece PKK’lıları (Kürtleri değil) memnun ederek iş yapamazsınız. Kahır çoğunluğun Türk olduğu asla unutulmasın… Kendisini Ülkücü Milliyetçi olarak satan bir garip parti ve topluluğun mensupları yakın zamanda “Başbuğ Apo” sloganları atmaya başlarsa, bizler de duymaya hazır olalım. “Olur mu yahu” demeyin, olanlara bakın yeter.
Peki bütün bunlar olur, biz cambaza bakarken arkada neler oluyor? “Kupon Arazi” lafını zihinlere sokanı tanırsınız. İşte o zat bir kararname imzaladı. Her daim imzalıyor da “Şimdi ne oldu?” diyenlere söyleyeyim; diğerleri başka işlerle uğraşabilir… Başakşehir sınırları içinde, eski bir askeri tesisin 2,6 milyon metrekare arazisi satışa çıkarıldı. Takip edin; kimler alacak, kaça alacak… Emekli maaşlarından eski prim borçlarının kesilmesi işlemleri başlatıldı. Şah olan maaşlar şahbaz oldu… Örnekleri çoğaltıp yazıyı biteviye hale getirmeden durumu özetleyeyim: Zengine, yandaşa yönelen servet transferi hızlandı; bunun yanında el atılan cep gene fakirin cebi oldu… Şarkının nakarat kısmı ise aynı: “Çalışanı, emekliyi enflasyona ezdirmedik.” Artık biliyorsunuz: Yaparsa kim yapar…
Kargaların bile güleceği çok basit bir perdeleme ve de propaganda taktiği devreye sokuldu. Adaleti siyasetin emrine veren ve fütursuzca hareket eden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Okulu’ndan mezun Adalet Bakamıyan’ı, halka şirin ve görevinin adamı gibi görünmek için eski dosyaları karıştırmaya, kendisine oradan bir ekmek çıkarmaya uğraşıyor… Zannedersiniz ki yeni bir hükümet kuruldu, yeni Bakan da daha önce kasıtlı olarak yapılmayanları gün yüzüne çıkarıyor… Gülistan Doku olayı, Uğur Mumcu olayı vb… Eğer yapılanlar doğru ve gerçekten Adalet için yapılıyorsa, aynı Hükümet’in eski Bakanları için suç duyurusunda bulunulabilir: Görevi ihmal, suç ve suçluyu korumak, delilleri karartmak gibi…
Hepiniz Allah’a emanet olun. Hoşça kalınız…











