1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Erol Sunat
  4. “Bir Yerde Ümit Biter, Solar Laleler Güller”

“Bir Yerde Ümit Biter, Solar Laleler Güller”

featured

Erol Sunat’ın bu yazısı, ümidin insan hayatındaki hayati önemini ve yokluğunun yarattığı derin boşluğu duygusal bir dille ele almaktadır. Yazar, ümidi karanlığı aydınlatan bir güneş ve yaşam enerjisi olarak tanımlarken, beklentileri karşılanmayan toplum kesimlerinin yaşadığı hayal kırıklıklarına dikkat çeker. Metne göre ümit tükendiğinde neşe kaybolur, yerini karamsarlık ve manevi bir yalnızlık alır. Özellikle işçi, emekli ve gençlerin maruz kaldığı ilgisizlik ve anlaşılamama hissi, toplumsal bir tükenmişlik sembolü olarak sunulur. Ancak yazar, tüm engellere rağmen ümidin küllerinden yeniden doğabilen sönmez bir ateş olduğunu vurgulayarak teselli verir. Nihayetinde bu kaynak, insanı yaşatmanın yolunun ona taze bir umut sunmaktan geçtiğini savunan bir çağrı niteliğindedir.

 

Neyi var neyi yok yitirmişleri, her şeye kahredenleri, hayattan bezmişleri, çok çekmişleri, kaderin silkelediklerini tek bir şey kendine getirebilir.

Ümit…

Varsın “ümit fakirin ekmeği” desinler…

Ümit kime lazım değil ki?

Ümitsiz yaşanması mümkün olmayan bir dünyada yaşıyoruz.

Tutunacak bir dalımız…

Sırtımızı yaslayacağımız bir kayamız…

Bir ümidim de şurada kaldı” diye konuşacak lafımız olsun isteriz.

Gerçi ümit hiç tükenmese de biz ümit hakkında neler söylemeyiz neler…

Ümit tükenince…

Hayat durur…

Dünya zindan olur…

Yaşama sevinci denen o güzellik alır başını gider… Bülbül terk eder gülü…

Lale solar, gül solar…

Gözlere yaşlar dolar…

Her şey birbirine karışır.

Günler dolaşır…

Kördüğüm olur.

Ne gündüzün ahengi kalır ne gecenin o kendine has güzelliği.

Hüzün çöker, hatta hâkim olur her yere.

Çağıldamaz yanı başımızdaki dere.

Bir içli şarkının ilk mısraları olsa da “Bir yerde ümit biter…” diye başlayan mısralar şarkı olmaktan çıkar, gelir hepimizi can evimizden vurur.

***

Ümit bitmemeli…

Yaşamalı…

Yaşatılmalı…

Ümidin olmadığı yerde derler ya hani…

Ümit, tükenmişlik sendromu denilen hâllerde bile, cümle bakış açılarını ters kepçe getirip “ben geldim” diyebilir.

Tuttum elini, gel benimle, bekleme artık bu sonu gelmez ümitsizlik dehlizlerinde” diye seslenebilir.

Yaratan, “Kulum benden umut kesme…” diye sesleniyor.

Onun için büyüklerimiz, “Çıkmadık candan ümit kesilmez…” derler…

Ümit, en ümitsizlerin bile hiç beklemedikleri bir anda omuzlarına konan, yüzlerine gülen bir talih kuşudur.

Ümit elbette piyango değildir.

Yaratılan, “kayboldu, gitti, dönmez” dese dahi, onu arayan, bulan, “ben geldim” diyen, adına ümit denilen bir güneş pırıltısı vardır.

Ümit, zifiri karanlıklara doğan bir güneş gibidir. O geldi mi bağlar bahçeler çiçeklere bürünür, dağlar tepeler yeşillenir, şenlenir, yollar hareketlenir, sofralar bereketlenir.

Yolumuz ümitle kesişmedi yıllardır. Ümit diye nerelere başımızı çarpmadık ki…

İnsanlar yorgun argın…

İnsanlar dargın…

Kırgın çiçeklere döndü kırık kalpleri.

İnsanı en çok ne bitirdi bilir misiniz?

Anlaşılamamak…

***

Nerede benim emeklim?” diye kalmadı bir soran…

Nerede benim işçim, köylüm, çiftçim, asgari ücretlim, memurum, derdine çare bulamayan öğrencim, atanamayan, iş bulamayan, kapılar yüzüne kapanan gencim?” diyen sıcacık bir anlayış olabilseydi neler olmazdı?

Güllük gülistanlık olurdu memleketin dört köşesi, dört bucağı…

Yok ki bir soran, yok ki öyle bir ümidimiz…

Dur demekle, bekle demekle, biliyoruz, farkındayız demekle çözülseydi bir şeyler, ortalık güllük gülistanlık olurdu.

Ümitleri olsaydı…

Ne işleri vardı; kendi hâlinde, işinde gücünde, memleketini seven, memleketine bağlı insanların sokaklarda, caddelerde, çeşitli kurumların önünde?

Bu insanlar iyi insanlar, temiz insanlar, dürüst insanlar, kimseye bir zararı dokunmayan insanlar.

Ümitten yoksun kalmaması gereken insanlar…

Ne yazıktır ki…

Ümidin bittiği yerdeler…

Ümit biter mi?

Bitmez elbet… Bitmez amma…

Ümidin önünde set var, engel var, duvar var, tümsek var…

Dahası laf var…

Lafın çok olduğu yerde…

Ümit diye ıslık çalınır…

Ümit, abrakadabra misali kaybedilir, bekleyen bekler kalır.

Bekle” denir… Öğle olur, akşam olur, ertesi gün sabah olur…

Az daha bekle… Biraz daha bekle…

***

Ümidi kaybolanın, neşesi kaybolur; neşesini kaybeden kahrolur…

Hayatı, karamsarlık sislerinin arasında iki adım ötesini göremez.

Ümit olmayınca, çıkış olmaz…

Hayal kurulmaz.

Zaman durur.

Ağaç kurur.

Olanlar hep garibe, yoksula olur…

Ne mi olmalı?

Çalınan kapılar artık açılmalı…

Asık suratlı, tok sözlü, “neye geldin, niçin geldin?” diye soran, bakan kim varsa o kapılardan alınmalı.

Çare olduğu hâlde çareye saklambaç oynatanlar değişmeli…

Bu kapı çare kapısı, çare bulma kapısı; “iyi ki geldin, safa geldin, hoş geldin” diyenlerin insanları karşıladığı kapılar olmalı.

Biz yüzümüze gülünmesini özledik…

Bir çift tatlı lafı özledik…

Ne derdin var?” diye sorulmayı özledik…

Biz bir şey demeden kolumuza girilmesini özledik…

Bizi dinleyeni, bize selam vereni, gün aydın diyeni özledik.

Biz yalnız kalmayı da yalnız bırakılmayı da hak etmedik.

Hele ihmal edilmeyi hiç…

***

Ümit denen o erdemi kim nereye götürdü?

Onunla aramıza o kalın duvarları kim ördü?

Ne istendi ümitten?

Ne günahımız, ne suçumuz, taksirimiz vardı bizim?

Ümitsiz bekleyişler kaldı elimizde…

Ümide dair bölük pörçük kelimeler dilimizde.

Hiç ümidim yok, derman kalmadı dizlerimde” diye konuşup duruyoruz işte…

Evlerde insanların duvarlar üzerine üzerine geliyor.

Atıyorlar kendilerini sokaklara…

Ümitsizce adımlıyorlar sokakları, caddeleri…

İş yok, aş yok, derde derman kapı yok, başvurdukları yerlerden “gel” diyen yok.

Neden yok?

Olmayınca da insanlarda…

Ümit yok…

İnsanlarda ümidin sadece kırıntıları kalmış gibi…

***

İnsan, kalabalıkların arasında yapayalnızdır aslında…

Kaybolmuş gibidir.

Belki de kayboldu da o kaybolmayı belli etmemek için ayak diriyor olabilir.

Ruh hâli fena perişan insanların.

Bir yerde ümit bitmiş.

Bir yerde neye ellerini uzatsalar ellerine vuran olmuş.

Dur diye, bekle diye, bu ne acele diye, sıranı bekle diye…

Bir yerde kalakalmışlar öylece…

Farkında mısınız?

Benim insanım kaybolmaz, ben kendi insanımı kaybedemem, kıyamam, ona bir şey olmasına göz yumamam” diyecek olanları beklemiş durmuş insanlar.

İnsanı yaşatmak denen şey böyle bir şey.

İnsanı yaşatmak ona ümit vermektir.

Ümidini yeşertmektir… Ümidini taze ve diri tutmaktır.

Ümit hiç sönmeyen ateştir aslında. Üflemekle, üzerine su dökmekle sönmez…

Ümit zapturapt altına alınamaz. Aldım diyen, kendini kandırır.

***

Bir yerde ümit bitse de bir başka yerde filizlenir, yeşerir, çiçek açar, “ben geldim” der, “üzülme artık bitti. Solan laleler, güller açtı, korkma…

Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler” dememişler mi?

Korkma bundan böyle…

Hem de hiç…

Neden yalnız bıraksın seni ümit, neden bırakıp gitsin; ümit arar bulur en ümitsizleri bile…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!