Bu köşe yazısı, Türkiye’nin güncel ekonomik ve siyasi krizlerini eleştirel bir perspektifle değerlendiren bir köşe yazısıdır. Yazar, resmî enflasyon verilerinin halkın gerçek geçim sıkıntısını yansıtmadığını ve toplumun büyük bir kesiminin aşırı yoksullukla mücadele ettiğini savunmaktadır. Eğitim sistemindeki adaletsizliklere ve öğretmenlerin yaşadığı mağduriyetlere değinilirken, çözüm yolu olarak Atatürk ilkelerine dönülmesi önerilmektedir. Siyasi analiz kısmında ise ana muhalefet partisinin mevcut iktidarla örtülü bir iş birliği içinde olduğu ve “Truva atları” vasıtasıyla sistemin dizayn edildiği iddia edilmektedir. Son olarak yazar, kurtuluşun ancak Atatürk çizgisindeki bir birleşmeyle mümkün olacağını belirterek kendi siyasi duruşunu ve yazı vizyonunu vurgulamaktadır.
Eylül Ayı… İçinde hüznü barındıran, yaz aşklarının bittiği zaman diliminin başlangıcı… Haziran’da ateşi azalan, küllenen duyguların tekrar harlanması, yeniden içleri ısıtması, “Nerede Kalmıştık”ların zamanı… Büyüleyici uykulardan gerçek hayata dönme vakti… Hoş geldin Eylül… Sizlere de merhabalar olsun, sayın okuyucu.
Türkiye birden büyüktür…
Bir Türkiye klasiğini daha yaşadık. Her daim olduğu gibi Merkez Bankasının enflasyon tahminleri gene tutmadı. Diyeceksiniz ki: Ne zaman tuttu ki şimdi tutsun? Haklısınız… Bizler gene tahmin edilen, yani tutmayan, oynanmış enflasyonlara göre maaşlanacağız ama piyasa kendi reel değerleri ve oluşumları üzerinden şekillenecek. Yani, daha önceleri dediğimiz gibi: TÜİK’e göre kazanıp ENAG’a göre harcayamayacağız. Aradaki fark, ekonomi ilmi kullanılarak cebimizden çalınacak. Rahmetli Demirel enflasyon için ne demişti: “En acımasız vergi.”
Sık sık çeşitli yayın organlarının tespitleriyle karşılaşıyoruz. Gıda fiyatları bu kadar, çalışanların ücreti bu kadar arttı diye… İşte orada ortaya çıkan tablo: “Çalışanı, emekliyi enflasyona ezdirmedik” türküsünün nakaratı…
Şu Belçika’nın, pardon bizim Aile Bakamayan’ımız var ya… Hatırlayın canım, kocası Yunus Emre Vakfını ham etti. Gene mi hatırlayamadınız? Sizler de haklısınız. Yurt dışında geçirdiği süre içeride kaldığından fazla, nereden anımsayabilirsiniz ki… Her neyse, O Muhtereme’nin Bakanlığı açıklama yapıyor: Türkiye’de 11.2 milyon aile aşırı yoksul… Bunların “Allah bir” dediği rakamdan başkasına inanmam ama velev ki doğru diyelim. Basit bir hesap: Mini aile üye sayısı olan dört rakamıyla bildirilen rakamı çarpın… Kırk beş milyon gibi bir rakam elde edersiniz. Yani ülkenin %55-60’ı yoksul değil, aşırı yoksul… Bunu Kürt asıllı İngiliz Memoş’un hangi bağlarıyla çakıştırabilirsiniz?

Bu memlekette öğretmenler, “Açız, geçinemiyoruz!” diye feryat ediyor… Seslerini duyurmak isterken yerlerde sürüklenip ters kelepçeyle mağdur ediliyorlar… Eskiden özel okul öğretmenleri, devlette çalışan meslektaşlarından daha fazla ücret alırdı. Sonra aynı ücret politikası oluştu. Şimdi ise denge aleyhlerine gelişti. Özel okul talebe ücretleri astronomik rakamlara çıktı. Bunun aslan payı patrona giderken çalışana fare payı bile kalmadı…
Bana göre tek kıstas ve tek çıkar yol var… Gene rahmetliye, M. K. Atatürk’e müracaat edeceğiz. Başbuğumuz, milletvekili maaşını ne kadar yapalım diyen görevliye ne demiş: “Öğretmen maaşını geçmesin!” Derhâl, “MV maaşı öğretmen maaşı seviyesine düşürülecek” diye kanun teklifi verin, hocalarımızın sorunu aniden düzeltiverilir…
Gelelim tekrar siyasete. Cumhur İttifakı, her ne olursa olsun, gerekirse devlet parçalansın ama iktidarda kalalım yaklaşımıyla akla gelen veya gelmeyen her şeyi yapıyor… Bu çerçevede CHP ikiye bölündü. İktidarın ihtiyacı olan Anayasa değişiklikleri, yani R.T.’nin ölene kadar başımızda kalması için yapılacak değişikliklere yetecek mebus CHP içinde bırakıldı; diğerleri de kontrollü muhalefet sistemini yürütmeleri için genç kriptonun emrine bırakıldı… Yeni siyasi yelpaze AKP + MHP + CHP + DEM olarak şekillendi… Kart Kripto (K.K.) Kılıç Kemaldaroğlu, AKP’yi iktidarda tutma görevini dışarıdan yapıyordu, şimdi içeride devam edecek… Genç Kripto (Ö.Ö.) ise ağasının bıraktığı yerden görevi devralarak jübile vaktini bekleyecek… İleride lazım olur diye Menderes’te, Hatay’da, Beykoz’da, Etimesgut’ta vb. olduğu gibi içeriyi “Truva Atlarıyla” dolduracak…
Gelelim DEM meselesine. Bu yaş baklaların demokrasiyle, şunla bunla hiçbir alakaları yok. Devrin avantajlarını nakde çevirmeye uğraşıyorlar. İhanete varan isteklerini AKP sağlayacak olsa R.T.’ye oy vermeleri mümkündür. Cumhur İttifakı şu an icraatın başında olduğundan talepleri yerine getirecek konumda. Bu yüzden Yeni Rakı’cılar bu güruhu yanlarına çekmeye, onları gücendirmemeye boşuna çaba sarf etmesinler, uğraşmasınlar. Şu unutulmamalı ki: İki tavşanın peşinde koşan, hiçbirini yakalayamaz… Yapılacak tek ve garanti durum, Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Atatürk’te Birlleşme” projesine dahil olmalarıdır. Başka her yol, milletin hüsranıyla bitecek neticeleri doğurur.
Bu arada sıklaşan bazı sorulara cevap vereyim… Evet, yerimi muhafaza edeceğim… Meslek kuruluşları dâhil ulusal sistemlerden açık ve kapalı teklifler var. Ben şu an ideolojimi savunan sisteme hizmet ediyorum. Bu emeklilik dönemimde başka bir yere bulaşmam da mümkün değildir. Öyle de olacak. Herhangi bir şekli kendi açısından etik bulmuyorum…
Beni görmek istediğiniz yerleri gönüllerinizin plaketi olarak içimde muhafaza ediyorum. Yazılarımı reel siyasete göre şekillendiriyorum. Ansiklopedik bilgileri derleyip ürün oluşturmuyorum. Yazdıklarımın hepsi orijinal ve de güncel bilgilerdir. Falan şöyle demiş diyerek yarım sayfa, filan da böyle demiş diye bir yarım sayfa daha yazıp üç cümle ilave edip günü kurtarmaya da çalışmıyorum… Ölüm İlan Kurumu olmadığımdan her ölen için arşiv bilgisi toplayıp methiye yazma telaşında da değilim. Bir şeyi kuru kuruya tenkit etmem, mutlaka kendime göre çare de söylerim… Ne anlatıyorum ki, hepiniz biliyorsunuz… Kaz gibi yumurtlamaya kalkanlara da gülüp geçiyorum…
Yarına kadar veda ama sizler sürekli olarak Allah’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…









