Yazar Mehmet Edip Ören, Türkiye’nin mevcut sosyal, siyasal ve ekonomik krizlerini sert bir dille eleştirerek toplumsal bir muhasebe yapmaktadır. Metin, iktidarın seçim odaklı dış politika hamlelerini ve halkın kutuplaştırılmasını eleştirirken, ülkenin genç nüfusunu kaybetmesine ve gıda enflasyonu nedeniyle nesillerin zayıflamasına dikkat çekmektedir. Dini duyguların sömürülmesine karşı bir çözüm olarak Kur’an-ı Kerim’in Türkçe okunmasının önemini vurgulayan yazar, ibadet ile ahlak arasındaki kopukluğu yolsuzluk verileriyle örneklendirmektedir. Ayrıca toplumun milli meselelere olan duyarsızlığını yabancı futbolculara gösterilen aşırı ilgiyle kıyaslayarak eleştirmektedir. Genel olarak eser, Türkiye’nin kimlik erozyonuna ve yönetimsel hatalarına dair derin bir serzeniştir.
Geçtiğimiz günlerde aklıma geldi. Hani eskiden plastikçiler vardı; mandal, sürahi vs. satarlardı. Çoğu zaman takas da olurdu; eski giysi veya gazete vererek bir şeyler alırdık ya… Keşke bazı insanları verip yerine leğen alabilseydik… Hepinize merhabalar, “Türkiye birden büyüktür…” İsrail – Türkiye iş birliği bu konuda da devam ediyor. Netanyahu ve RTE, ikisi de önlerindeki seçim için halkların kutuplaşmasından medet umuyor. Göğsümüzde gururla taşıdığımız “Yahudi Üstün Cesaret Madalyası” ile ancak zeka özürlüleri kandıracak tondan kayıkçı kavgaları yapılıyor. Aklıma ne geldi biliyor musunuz… Tabii ki bilemezsiniz, onun için iş yine başa düştü… Seçimlere bir hafta kala başka bir mangal şovu veya harekât olabilir mi? Düşünebiliyor musunuz… Atatürk Havalimanı tahrip edilerek oluşturulan Millet Bahçesi’nde, Nemrut’un hazırlattığı büyüklükte bir ateş yakılarak şu meşhur madalya oraya atılabilir mi… Sonrası mı? Gelsin oylar…
Tehlike çanlarının sesi uzaktan değil, bayağı yakından gelmeye başladı. “3-5 çocuk yapın” sahte şovları, kamuflajların arkasındaki gerçek yüzümüze çarptı… 0-14 yaş aralığı nüfus artışımızda ciddi bir azalma olurken +65 yaş grubunda ise aşırı artış var… Şimdi bunun ne anlama geldiğini inceleyelim. Hani şu *”Yaparsa kim yapar”*cıların iktidarı gelmeden önce Avrupa’nın, hatta dünyanın en genç ve dinamik nüfusuna sahiptik. Türk ulusunu bitirmek, tekrar Orta Asya’ya sürmek isteyenlerin uykusunu kaçıran bu durum, mevcut iktidarlar tarafından har vurulup harman savrularak heba edildi. Onlar için şu an itibarıyla korkulacak bir durum kalmadı. İşsizlikle, hayat pahalılığıyla baskılanan nüfus artışı bitti; yerini gıdasızlıktan beslenemeyen, geçinemeyen, sürekli hasta olup sağlık kuruluşlarından randevu alamayan yaşlı bir kitle aldı. Tarımın bitirilmesi, gıdaya ulaşmanın zorlaşması, dünyanın açık ara “gıda enflasyonu şampiyonu” oluşumuz asla tesadüf değil… Bir zamanlar, daha doğrusu AKP’den önce ete, süte, proteine ulaşmak çok daha kolay iken şu an bulgur ve tahıl ağırlıklı beslenen bir nesil olduk. Bunun neticesinde boylu boslu, güçlü kuvvetli Türk nesli; ufak tefek, yerden bitme, cılız ve çelimsiz bir hale evrildi.

Bir müddet önce çok ilginç bir sosyal medya mesajı aldım. Kuran-ı Kerim’in Türkçesi ilkokullarda mecburi ders olarak okutulsa şu şu şeyler olmaz deniyor. Bunların hepsini sizle paylaşıp kıymetli vakitlerinizi alacağıma birkaç tanesiyle iktifa edeceğim… Mesela çok korkunç boyutlardaki holdinglere dönüşmüş, şeyhi öldüğü zaman varislerinin birbirini yediği, vurduğu sistemlerin müridi olunmazdı… “Bir lokma bir hırka” sistemini kendileri dışındaki kimselere geçerli kılanların; şükür ve sabır tavsiye edip şükrü, sabrı bilmeyenlerin peşinden kimse gitmezdi… “Eskiden pantolon ceket mi vardı, Peygamberimiz (S.A.V.) bunların hangisini giyerdi?” diyenlerin, “Niye deve yerine en lüks araçları tercih ederler?” sorusu cevap bulurdu… Cenab-ı Allah, “Ben size Kuran’ı okuyup anlayasınız diye yolladım” demesine rağmen anlama işi neden savsaklanır, sadece okuma esas alınır… İşte bu ve bunun gibi sebepler bertaraf olsun, herkes Yaradan’ının ne dediğini birinci ağızdan öğrensin diye ben de Kuran-ı Kerim’in Türkçesinin okullarda ders olarak okutulmasından yanayım… Bunun en önemli faydası ise din istismarı yaparak halkın temiz duygularını sömürenlerin foyasının ortaya çıkması olurdu… OECD kaynaklarına göre ülkemizin %99’u Müslüman, yolsuzlukta dünya ikincisiyiz… Ülkelerinin %85’i ateist olan İsveç ise yolsuzlukta dünya sonuncusu… Müslümanlık haramı, çalmayı, çırpmayı, rüşveti, suistimali, gaspı yasak ettiğine göre biz niye yolsuzluklar şampiyonuyuz… Demek ki dinimizi iyi anlamamışız. Demek ki bize din diye sattıkları şey uyduruk bir şey… Onun için kesinlikle okullarda Türkçe Kuran şart…
Geldik finale. “Görmemişin oğlu olmuş” misali olaylar… Yahu kim bu Salah’lar, Lukaku’lar vs… Bunların bu ülkeye en ufak bir faydası olmadığı gibi çok da zararı var. Bu garip millet, dişinden tırnağından artırdığı paralarla statlara geliyor, şifreli kanallara para ödüyor… Videolar yapılıyor; Salah hazretleri Trabzon’da bir köye davetli… Zannedersiniz ki Cumhurbaşkanı geliyor, herkes seferber… BJK Başkanı Adalı statta tören düzenliyor, 40 bin kişinin huzurunda imza törenleri yapılıyor. Bu kırk bin kişinin sadece bin kişisi er gazilere destek ziyaretine gitseydi olay çözülürdü…
Hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalınız…










