DOLAR 13,71940.4%
EURO 15,56840.18%
STERLIN 18,2262-0.32%
ALTIN 786,210,93
BIST 1.910,411,61%
BITCOIN 673311-7,18%
Ankara
11°

KAPALI

06 35

İMSAK'A KALAN SÜRE

Yerli ve Milli Kaşeli Oyun

Yerli ve Milli Kaşeli Oyun
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geldik Kasım’ın sonuna…
Resmi olarak birkaç gün sonra Sonbahar’ı uğurlayacağız; Aralık, Ocak ve Şubat aylarından oluşan Kış’a merhaba diyeceğiz. Memleket yangın yerinden farksız, 8-9 şiddetinde deprem yaşamıştan beter halde. Kış öncesi bu durum ister istemez rahmetli Demirel’in “Kara kışı geçirsinler de görek” lafını zihinlerimize düşürdü. Kaldı ki karakış girmedi bile… Bu sefer, merhaba sizlere can dostlarım. Merhabalar…

Beni çoğunuzun tanımış olması gerekir. Günlük ve sûni gündemlere mümkün olduğu kadar girmemeye gayret ederim. Neticede iş oraya gelir dayanır ama sıkı bir direnç gösteririm.

Uzun zamandır yazmak istediğim bir konu vardı. Nasip bu güneymiş. Şu bizim meşhur TUİK’i hepiniz bilirsiniz. Rakamları araştırarak ve piyasaya göre değil; talimatlara göre yayınlar. Onun için en iyimser biçimde, (×2) demek hepimizi doğruya biraz daha yaklaştırır…

Bu gün işsizlik rakamlarını ve onun arkasındaki gizli resmi gözleriniz önüne sermek istiyorum.

Başta muhalefet olmak üzere hepimiz, genel işsizliği değerlendiririz. Şu kadar artmış, bu kadar eksilmiş diye konuşma hedefleri oluştururuz. Çok nadir olarak “Genç işsizlik” rakamları gündeme gelir. Ben bugün buradan hareketle yaklaşımlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir ülkenin genç nüfusu ne kadar çok ise, üretime güveni de o kadar çok olur. Teknolojide zirve yapmış yaşlı Avrupa’nın en büyük korkusu, dinamik ve genç nüfuslu Türkiye idi… Bu korku onları bazı çalışmalara itti. Bugünkü konumuz o değil; neticesi…

Belki başka bir yazımızda oraya da gireriz. Bizi AB’ye almamalarının en önemli sebeplerinden biri olan vaka bir kenarda dursun… Üretim patlaması yapacak, teknoloji devrimi gerçekleştirecek, donanımlı genç nüfus son yirmi yıldır marûz kaldığı muamelelerle bir köşede paslanmaya terk edildi.

Yolunu bulanlar yurt dışına giderek, faydayı bilerek veya bilmeyerek aleyhimize tersyüz ettiler. Bir Sancar Hoca, bir Uğur Hoca ve bunun gibi adı bilinen veya bilinmeyen niceleri yurtlarında kalsalardı ne olacaklardı…

Kısır akademik çatışma ve menfaat sisteminin çarkları arasında paramparça olacak ve bir köşede her ay maaşını almaktan başka hiç bir gayeye sahip olmadan, 67 yaşlarını bekleyeceklerdi…

İşte durumun özeti bu…

Oyun; kaliteli, bilgili, donanımlı genç nüfus üzerine kurgulandı. Netice ne mi oldu? Hep birlikte görüyoruz…

Çanakkale Savaşı, bir tanıma göre “Okumuş savaşı”dır. Başta, Tıbbiye talebeleri askere koşmuştur. O güzide lisemiz, Galatasaray bile neredeyse tam kadro Conkbayırı tekmillerinde hazır bulunmuştur. Bu yüzden uzun süre belimizi doğrultamadık. Okullar doğal olarak 5-6 sene mezûn veremediler… Bu durumun post modern halini şimdiki iktidar içerde yapıyor… Pırıl pırıl, Memleket aşkıyla yoğrulmuş, yüksek lisanslar, doktorolar yapmış, imkân verilse boşalmış zemberek misali ülkesini şaha kaldıracak genç güçler, kahve köşelerinde asgari ücretle atanacakları işleri beklerken; çürümekte ve umutlarını dahi yitirerek, işsizlik listesinin bile dışına itilmekteler…

İşte başta siyasilerimiz, onun da başında muhalefetin bakacağı konu ve resim budur. Bu tablo düzelmediği sürece, türevleri de umut vermekten uzaklaşır, benden söylemesi…

“Yerli ve Milli” kaşeli oynanan uluslararası oyun görülerek, dahili işbirlikçiler ile yollar hemen ayrılmalıdır. Yoksa yurdumuzu talan olmaktan ve de tasviyeden kurtaramayız…

Tasviye ve talan demişken başka bir konuya da parmak basma ihtiyacı hasıl oldu. Artık, havaya atılan taşın sadece bir kuşa değmesinin önemi kalmadı. İkinciye, üçüncüye hatta dördüncüye de değmesi isteniyor ve de bekleniyor. Geçtiğimiz günlerde haberlere, Edirne’ ye gelerek alışveriş yapan Bulgar vatandaşlarının görüntüleri düştü. Ülkelerinde peynir 10€ imiş burada 50 TL ( 4-4.5 € ). Kıt beyinlilerimiz sevindi, “Bak adamlar perişan, bizdeki ucuz mallara hücûm ediyorlar” diye… Ben size Bilo’nun da anlayacağı şekilde anlatayım… Orda ortalama 2000 € maaş alan kişi aylığıyla 200 kg peynir alabiliyor. Bizde ülke ücreti olan asgari ücreti ( 2800 TL) alan kişi ise 56 kg peynir alabiliyor. Memleketinde maaşıyla 200 kg peynir alabilen kişi, Edirne’ye gelince, bizde 5€ ( 50 TL ) olan peynirden 400 kg alabiliyor diyeyim, değerlendirmeyi içinizden siz yapın. İşin içinden çıkamazsanız da “Almanya, Fransa, Amerika perişan, biz bolluk içindeyiz” safsatasına sığının…

Bu arada yuvarlak kafasında sivri zekası olanlar itiraz edebilir. “İhracaat için yırtınıyoruz, adamlar ayağımıza geliyor hala hoşnut değilsin” diyebilirler. %50 haklısınız ama o dediğiniz, bütün dinamikleriyle üretim patlamalarının olduğu zamanlar için geçerlidir…

Çiftçisi tarlasını ekmekten vazgeçmişse, besici süt hayvanlarını kesime yolluyorsa, üretim dibe vurmuşsa, bir aralar kendine yeten yedi ülkeden biriyken, Bulgaristan’dan saman Amerika’dan nohut, mercimek; Rusya’dan buğday alır hale gelmişsek, dedikleriniz geçerli değildir..

İşin ucu nereye dayanıyor? Başta anlatmak istediğimiz noktaya geliyoruz… Şimdi taşlar zihninizde yerli yerine oturmaya başladı mı?..

Bu başarı gibi gösterilen olayların muhtemel neticelerine de bakalım mı? Geriden gelen üretim yeterli olmadığı için, arz talep dengesi gereği peynir 70-80 TL’ye çıkar… Bulgarlar, artan kur avantajıyla gene teneke teneke götürürler, bizler de sadece vitrinlere bakarak hayal aleminde peynir tüketebiliriz…

Şimdilik başka bir konuya bulaşıp zamanlarınızı almayayım. Bunun yarını da var. Hepiniz Allah’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…

Devamını Oku

Refah Ortamından Savaş Ortamına Nasıl Geldin?

Refah Ortamından Savaş Ortamına Nasıl Geldin?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hani ekonomide kara günler vardır. Bunlar bazen Kara Pazar, bazen Kara Salı gibi adlarla anılır. Biz bu konuda da dünyanın önüne geçtik. Her günümüz kara hatta duble kara oldu. Günler arasında tefrik yapmayan gelişmeler, bugünkü konumuz olacak… Cumartesi ve Pazar günleri, saklanan ama bilinmesi gereken konuları işleme isteğimiz, malûm olayları ilave baskı olarak karşınıza getirme zaruretini oluşturdu. Hepinize Merhabalar…

Boks müsabakalarında, aşırı yumruk yiyen boksör kendinden geçer, şuursuzca ayakta kalmaya çabalar. Bu durum ölümüne bile sebep olabilir. Buna abondone olmak denir. İşte o andan itibaren hakemlerin ve antrenörün devreye girmesi gerekir. Ya maç durdurulur ya da havlu atılarak aynı sonuç alınır ve perişan haldekinin sağlığı korunmaya çalışılır.

İşte o maçlar gibi idaredeki kimseler abondone olmuş durumdalar, ne yaptıklarını bilmiyorlar, sadece donuk donuk etrafa bakıyorlar. Ülke Titanik’in batışı gibi yavaş yavaş sulara gömülüyor… Bu durumda ya halk ya da TBMM ringe havlu atmalı, maçı bitirmeli. En kısa zamanda yapılacak seçimlerle de sağlıklı yönetimine kavuşmalı…

Bir askeri kışla kantininin bile yönetilemeyeceği usûllerle ülke uçurumdan aşağı yuvarlanıyor. Kenardaki bitkilere tutunabilmek son umut…

Ekonomide sistemler vardır. Bunlar işin pirleri vasıtasıyla her türlü denenip, neticeleri görülerek ortaya konulan prensiplerdir. Şaibeli ekonomi bilgisi olan bir kimsenin kendi kafasına göre yeni yollar bulması, ancak bir bakkal dükkanı riske edilerek hayata geçirilebilir. Ülkenin tamamı hiç bir zaman kumara vasıta olamaz. Yurdumuz, acemi kantin muhasebecilerinin deneme alanı veya laboratuvarı değildir. Buna kim destek verirse, kapı önü, kulübe efradı da olsa, ahirette iki elimiz yakalarında olacak…

Memleket sulara gömülürken gene de yirmi yıl olduğu gibi habire umut aşılanıyor. Uçmak, kaçmak, şahlanmak, tünel ucu göründü edebiyatı iflas ederek bu sefer “aydınlık günler yakın” edebiyatı öne çıktı…

Geçenlerde dediğimiz gibi; ‘henüz kara kışa girmedik.’ Nasıl geçeceğini düşünmek bile istemiyorum…

Çalışma Bakanı bile yangından mal kaçırır gibi asgari ücreti bir hafta içinde çözeceklerini söylüyor. Çünkü daha sonraki haftalara güvenemiyorlar…

Artist sarı Ali’miz geçenlerde boy gösteriyordu. Belediyelerden atılan dolgun maaşlı bankamatik memurlarının önüne düşmüştü. Kamu-Sen’in 1000 TL ve %3 refah payı talebine karşı sadece susmakla yetiniyor. Eeee %1 ilave alarak asrın zammına imza attı ya, daha ne olsun…

Kitapçı bir kaç gün önce ne diyordu? Herkesin durumu iyi, evlerin önünde iki araba var, ceplerde üç telefon var. Kapıcıların bile arabası var. Peki ne oldu da 2-3 gün sonra Ekonomik Kurtuluş Savaşı’na girdik. Bu durum bizi eşek yerine koymanın da önüne geçti. Acemi kantinci bu refah ortamından savaş ortamına nasıl geldin? Ne olur, Bilo’nun anlayacağı gibi anlatıver. Hangi lafına itibar edeceğiz, neye inanacağız?.. Sen her gün birbirine zıt fikirleri savunup yaklaşımlar içinde oluyorsun. Saate varmayan tezatlarını, malûm yalakaların hepsini ayakta alkışlıyor. Bu insanlık ucubelerinin genetiği incelenmeli. Bunlar nasıl yaratıklar… Biyologlar, genetikçiler, sosyologlar bir neticeye varmalı…

‘Kimse zam yapmasın. Tepelerine bineriz’ diye herkesi tehdit ediyorsun ama akaryakıta anında zam yapıyorsun… Senin tepene kim binecek? Kim mi? Söyleyeyim; bu millet öyle bir binecek ki bütün sebep ve neticelerinle yok olacaksın. Hadi seni anladık da bu Ca-Ce ‘yi neresinden yakaladın? Senden önce, senin adına herkese saldırmayı vazife edindi. Eyyy Ülkücü Kardeşlerim bu ayıptan kurtulun. İşe el koyun. Allah’ın müjdesini beklemeden, o makamı temizleyin. Hanginiz oturursa otursun gelir kucaklaşırız…

Ey Reyis sayende memleketimiz talan edilen, yağmalanan bir mekan haline geldi. Sadece Bulgarların gıda harekatı değil, herkes eskiye nazaran yarıya yakın dolarla istediği her şeye el koyabiliyor. Her karışı yüzlerce şehit kanıyla tapulanan mülkümüz, bir kaç dolara, denize döktüklerimize peşkeş çekiliyor.

En son, yakın zamana kadar düşman olduğumuz BAE yetkilileri, çanta dolusu dolarlarla yağmadaki yerlerini aldılar…

Bizden beş misli daha fazla oranda nüfusları artan, 8.5 Milyon Arap’ı da hesap ettiğinizde, ileriki zamanlarda tebâ sıkıntısı da çekmeyecekleri ortada…

Şahsi olarak, yayıncılık hayatımdan kalma bazı sıkıntılar kaynaklı tasvip etmediğim; değerli dostum ve büyüğüm rahmetli Muzaffer Özdağ ağabeyimin oğlu, hepimizi çok ilginç bir video ile uyarıyor. Mülkümüz, tek bir kurşun atmadan elimizden gitmek üzere. Çok kısa zamanda tedbir almaz isek, geldiğimiz bozkıra dönmekten başka çaremiz kalmayacak, O da eğer kabûl görürsek. Soydaşlarımız bile olsalar, bizim gafletimize düşeceklerini zannetmiyorum.

Türk Dünyası’nın değerli evladı, artık uyan. Seni din masallarıyla kandıranları sırtından at…
Unutma ki din kişiseldir. Sen de benim; Ben de senin, ne sevabına ne de günahına ortak olabiliriz. Herkes kendi adına ibadette bulunabilir. Kimse kimse adına mesela namaz kılamaz, oruç tutamaz. Bu yüzden madrabazların eline düşme, dinini iyi öğren, sahte dincileri de çevrenden kovala…
Bizim müşterek tek yanımız var o da Türklük. Diğeri, Allah’la kendi aramızda özel…

Böylece ekstra baskının da sonuna geldik. Nasipse Cumartesi birlikteyiz…
Hepiniz Allah’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…

Devamını Oku

Düşün bu milletin yakasından

Düşün bu milletin yakasından
1

BEĞENDİM

ABONE OL

21 Kasım 2021’deyiz. Bu tarih benim için çok önemli… Günde iki paket uzun Samsun sigarası içen biri olarak 1990 yılının 21 Kasım’ında bir çırpıda sigarayı bıraktım. Bu işi tetikleyen çok değerli kardeşim TRT Yönetmenlerinden, devrem İsmail Saygın Seçer için de Allah’tan rahmet, sizlerden de Fatiha istiyorum… İşin hikayesi uzun. Bu satırları fazlaca şahsi kullanmamam gerektiğini de biliyorum. Bu yüzden esasa dönebiliriz. Ama önce ne var… Tabi, tabi, hepinize kucak dolusu “Merhabalar” var…

Malûm köşemiz, “Bu ara bizi kim eşek yerine koydu?” bölümü, gedikli sahibi tarafından geri alındı. Yardımcılarına ufak bir kıyaktan sonra dönüşü muhteşem oldu… “Ben ekonominin kitabını yazdım ve de yazıyorum” diyerek, zirvedeki yerinin ne kadar hakkı olduğunu adeta haykırdı… Memleketin şu anki durumunu gören,  aklı selim sahibi kimseler,  bu kitabı derhal zararlı kitaplar listesine alarak, çocukların ulaşamayacağı yerlere koysunlar. Dünya’ya dağıtılmış olanlar varsa, Allah rızası için hepsi bir meydana toplanarak yakılsın külleri de Ganj Nehri’ne serpilsin. Veya kurşun kasalar içine toplanıp , ağzı da iyice mühürlenerek okyanusun en derin ve basınç açısından kimsenin ulaşamayacağı bir yerine atılsın. İktisat Fakülteleri için yardımcı kaynak olarak tavsiye edilmişse, taslakları dahil hepsi toplatılıp, Hz. Mevlâna’nın Mezarı gibi kimsenin giremeyeceği, teşebbüste bulunanların heba olacağı yerlere istiflenmeli… Dün sabrettim. Yazmayayım diyorum da içim elvermiyor… Hazret, dışarıdan döndüğünü hissetti ki gene kükremeye başladı. “Bu faiz illetini milletin sırtından indireceğim” dedi… Ne anladınız bundan… Herhalde yakın zamana kadar “Bay Kemal” iktidarda idi, o da faizleri yükseltti, ama şimdi Reyis var bakın görün ne yapacak faizi… Asrın liderine (!!!) gazeteciler soruyor.  Merkez Bankası yarın sabah nasıl bir faiz açıklayacak diye, Kitap Yazarı böyle bir soru sorulur mu edasıyla cevap veriyor. “Merkez Bankası bağımsız bir kurum, onlar açıklayacak” diyor. Doğru söylemeyenin hafızasının kuvvetli olması gerekir. “Merkez söz dinlemedi, görevden aldık” lafı ne olacak? Mişon, Salomon’a borçludur ve ödeme günü gelmiştir. Elde para olmayınca gözüne uyku girmez. Karısı yatmasını söyler ama o kalkar giyinir , gider gece yarısı Salomon’un kapısını çalar, parayı ödeyemeyeceğini söyler, eve gelip karısına, “Şimdi artık o uyuyamayacak” der ve kafasını yastığa koyduğu gibi derin bir uykuya dalar… Yahu senin kitabını seveyim… Ülkeyi batırdın. İflastan beter olduk. Freni patlamış TIR gibi yokuş aşağı gidiyoruz. Duvara vuruyoruz gene duramıyoruz. Kenar da ezmedik araba bırakmadık ama yavaşlayamadık bile. Ne elektrik direği ne bariyer bir türlü duramıyoruz. Motor bir tarafa, kaporta bir tarafa gitti ama sürekli hızlanıyoruz. Az ilerisi uçurum. Yahu Allah aşkına çekip gidin. Düşün bu milletin yakasından… Oh be rahatladım biraz. Kim uyuyamazsa uyuyamasın, bana ne…

Asgari ücretimiz “Köle işçiler yurdu” Çin’ in gerisine düştü. Hem de az buz değil nerdeyse 80-90 $ gerisine. Bu arada gelişmiş ülkelerdeki asgari ücret çalışanların %2-3 seviyesinde,  bizde çalışanların %50-60’ı seviyesinde, bunu da belirtelim… G-20’ye katılamayacağımızdan bahsediliyor. Pazarlarda akşam artığı ve atılacağı olan şeylerin karşılığı durumundaki marketlerin ezik çürük bölümlerinde kuyruklar oluşmaya başladı… Saymaya kalkarsak hacmimiz elvermez. Bütün bunlar mevcutken, çağdaş Hasan Sabbah’lar , bize “Herkes bolluk içinde, kapıcıların çift arabası, üç telefonu var” masalları anlatıyor. Devrin haşhaşı TV kanalları da bu minval üzere yayınlarıyla sürekli Millet’ in beynini yıkıyor. Seyredenler,  “Demek ki sadece benim ve benim gibi az da olsa bazı kimselerin durumu kötü, halk bolluk içinde” diye düşünerek, gene hallerine şükrediyorlar. Ne de olsa işin içinde “Huriler, baldan ırmaklar vs” var.  Derin şirke girerek Vatandaşa Cenab-ı Allah’ın kesesinden vaatler de bulunanlar, iş kendilerine geldiğinde çok farklı düşünüyorlar… Şehirlerimizin işlek bulvarlarının sol şeritlerine dikkat ederseniz tablonun bir parçası karşınız çıkar… Ağır ağır seyreden çok değerli jeeplerden yol alamazsınız. Sağından geçip giderken gördüğünüz manzara hep aynıdır… Yeni dinin üniforması niteliğindeki ABD tasarım kıyafete bürünmüş, bir hanım kızımız, iki eliyle sımsıkı sarıldığı direksiyonda, şoförlük tarihini yeniden yazıyordur… Hiçbir artısı olmayan, adil bir yönetim altında , gündelikçi bile olamayacak liyakatteki kimselere bu imkanlar nasıl pazar ediliyor… Yeni dinin bir özelliği daha ayan beyan ortaya çıktı…”Komşunun açlığı bizi ilgilendirmez.”  Biraz sıkıştırın, “Onların ecri artıyor” laflarıyla karşılaşırsınız. Bu ne demektir, Allah’ın kesesinden vaat demektir… Garibanlar da sürekli şükreder, hiçbirinin aklına da “Yüzlerce huriye ne gerek. Bize 5-10’u yeter , biraz da dünyada karnımız doysun” demek gelmez…

Her şeye %25-35 bandında zam geldi ve geliyor. Eskiden bir lirayla yapılan işler şu an on lirayla yapılıyor. Yüz lira bozuk para yerine geçti, hiçbir hükmü yok… Bütün bu olumsuzluklara karşı toplumsal bir morale ihtiyacımız var… Ben TUİK’ten ümitvarım… Bir altın vuruş yaparak 3 Aralık’ta enflasyonu eksi açıklayabilir mi… İşsizlik %1’e düştü, perişan durumdaki ve de bizi sürekli kıskanan “Alamanya’dan” işçi getireceğiz diyebilir mi… Toplumun çok ihtiyacı var haydi TUİK haydi…

Mavra, muhabbet kısmını da aradan çıkardıktan sonra finali yapalım… Şu oldu bu oldu, geçen yıl şu kadardı, Damat varken bu kadardı gibi her gün kafanıza çivi gibi çakılan rakamlarla meşgul etmeyeceğim sizleri. İki tespitle bitireceğim. Birisi herkesin bilebileceği bir hesap işi… Doların bir kuruş artışıyla dış borçlarımızın ne kadar yükseldiğini araştırın… Bu para saraylar da yağ bal ejder içinde oturanlardan çıkmayacak. Tıpış tıpış siz ödeyeceksiniz , ama öyle ama böyle… İkincisi ise şahsi tespitim. Katılırsınız veya katılmazsınız. Doğru da olabilir , yanlış da…  Kamyon dolusu dövizi olanlar bu işten ne kadar kazandılar? Bu kazanç giderayak, son bir altın vuruş muydu? Bunları düşünün. Neticeye varmanız için fazla gayrete gerek yok. Her şeyi de benim sırtıma yıkmayın…

Haftaya nasipse. Hepiniz Allah’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…

Devamını Oku

Konyalıyı gördün mü, Konyaspor Başkanı?

Konyalıyı gördün mü, Konyaspor Başkanı?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Net olarak Kasım’ın 2\3 ü geçti. Bir şey anlayan var mı? Yahu kardeşim, elinde kalem yazan sensin, söyle diyenlere verilecek cevabım, “Valla ben de bir şey anlamadım…” Hepinize Merhabalar olsun. Bizi seven sevmeyen hepimiz canlarımızsınız, hayatımızın renklerisiniz.  Tekrar tekrar merhabalar…

Hepimizi uzun kulak yerine koyan Temel, bu sefer iyice kafayı sıyırdı ve “şirk”in göbeğine düştü… Yeni dinin marifetlerini görmeye devam ederken hayretlere gark oluyoruz. “AKP’ye oy verenlere Allah sevap yazıyormuş”… Nereden biliyorsun. Sana mesaj mı çekti yoksa kulağına mı fısıldadı? Allah kullarıyla ancak vahiy yoluyla; o da Peygamber Efendimiz (SAS) gibi habipleri olursa haberleşir. Bunun dışında, kulağa ve içe gelen her türlü ses veya his ya şeytanidir ya da cinlerle bağlantılıdır… Bu kardeşimiz en kısa zamanda nefesi kuvvetli gücü kuvveti yerinde bir hoca efendiye kendisini üfletsin yoksa biz milletçe üfleyeceğiz

Bu ara spordan daha doğrusu, Türkiye’de anlaşılır şekliyle futboldan hiç bahsetmedik… Bunu “Demiştik” köşemize alarak devam edelim… Ali Koç ülkemizin yetiştirdiği önemli ve müstesna kişilerinden birisidir… Kendisini çağdaş ve Atatürkçü yaklaşımlarıyla tanırız. Gezi Olaylarındaki performansıyla da gönüllerimize taht kurmuştur. Sürekli okurlarım hatırlar. Birçok nasihatlerde bulunmuştum. Bunları anlamadığı gibi, üstüne tuz biber olmayacak dualara da “Âmin” demeye yeltendi… Bıçkınlığını ve apaşlığını sevmem ama Emre Belözoğlu’nu niye yolladın? Onun yerine getirdiğinin bir işe yaramayacağını, gelen her yabancı gibi kesesini doldurup ve de tatilini yaparak gideceğini bilmiyor muydun? Eğer bilmiyorsan, bu işleri daha ehil ellere bırakacaksın… Bak, şimdi iyi mi oldu. Gözbebeğimiz konumundayken “Defol git” tezahüratlarına maruz kaldın… O zamanlar da demiştim, şimdi de diyorum… Bundan sonraki maçlara Paff takımıyla çık. RTE’yi ziyaretten başka bir gayesi olmayan, Milli takım yerine Almanya’yı tercih eden ruhsuzlar abidelerinden bu takıma hiçbir fayda gelmez… Bu ve bunun gibi futbol molozlarını da , ibreti alem için satma, kadro dışı bırak, hayatlarını bitir ki gidip başka canlar da yakmasınlar. Böylece yeni bir çığır açarak, herkesin kendisine çeki düzen vermesini sağlayabilirsiniz… Bu işin öncülüğünü de FB yapmış olsun, parsayı da siz toplayın… Tren hareket etti, son vagon hizamızda. Hemen tutunmazsan “Yuhlarla” kovulmak üzeresin, durumun vahametini anla artık Ali Efendi… FB Türkiye’nin seyirci ve taraftar bakımından en büyük kulübüdür. Bu büyük kitlenin huzursuzluğu çaresizliği inanın ki ülke üretimine bile menfi olarak yansımaktadır… Taraftar olmadığım halde rahatsızım. Cevher Cevheri gibi Kerem Ezer gibi canlarımın psikolojileri ve hoşnutsuzlukları beni bile etkilemekte , varın gerisini siz düşünün…  Genel olarak , cahil ve kültürsüz , aldığı paralarla rotasını şaşıran, manken peşinde koşmaktan başka hiç bir gayesi olmayan, sadece saç modeliyle farkındalık yaratmak isteyen ama saçın altındaki tabakaları boş olan gürûh bizim ve kimsenin umudu olamaz… Daha kaliteli ve okumuş insanların sporu olan, basketbola, voleybola aynı yatırımı yapsak, dünyanın değişmez lideri oluruz…

Artık elimizi bulaştırdık futbolla devam edelim… Geçtiğimiz günlerde Galatasaray Kulübü yöneticileri, sağ olsunlar açıklama yaptılar. Fatih Terim’in maaşı ile ilgili abartılı paylaşımlara birinci ağızdan noktayı koydular. Hazret ayda 21 milyoncuk cüzi bir para alıyormuş. Mutlaka daha öncelerden kalma birikimleri vardır. Yoksa bu parayla faturalarını bile ödeyemez. Bu terbiyesi ve efendiliğiyle akıllara kazınmış müstesna insana gerekirse bu millet çorabını satar gene para yetiştirir… Bir tek Çeşmeli kebapçı aynı düşünmüyor olabilir ama o da önemli değil…

Futbol hayatının önemli bir bölümünü sakatlıklarla tamamlayan muhtemelen başka bölgelerine de sakatlık bulaşan, Şeytan lakaplı birisi haddini fazlaca aşmaya devam ediyor. Sırtını dayadığı Reyis gidince ne olacak merak ediyorum… Zaplarken ara sıra karşıma çıkıyor, durduk yerde kulvallahuya sığınmak zorunda kalıyorum. Atalar boş yere dememişler. Ne şeytanı gör ne de kulvallahu oku diye…

Yakın tarihimize bakalım mı? Hatırlayın , bir Konyaspor Başkanı vardı… Kulüp olur da başkanı olmaz mı dediğinizi duyar gibiyim. Bu başkan farklı idi. İktidara yaltaklanmak için “Bir tek Konya’da , İzmir Marşı okunmadı” demişti. Bizleri çok üzen bu haber maalesef herkesi üzmedi. Bilhassa “Keşke Yunan kazansaydı” diyenler adeta bayram ettiler… Tuttukları tarafın İzmir’den denize dökülüşünü, hatırlatan bu parça Konya’da söyletilmiyordu… Ne güzel, İnşallah, diğer şehirlerde aynı yola girer diye dua ediyorlardı. Gel gör ki geçtiğimiz haftalarda Konyaspor’un Fenerbahçe’yi ağırladığı ve de yendiği gün, bütün stat inledi… İzmir Marşını hep bir ağızdan söylediler… İzmir’in dağlarında değil, bütün Türkiye’de çiçekler açtı… Altın güneş sırmalarını, bütün Yurduma saçtı… Sadece İzmir’den değil, ülkemin her tarafından ayıklanan düşmanlar yel gibi kaçtı… Ve O eşsiz Komutanın adı, mücevherden kıymetli olan yüreklerimize yazılmadı, adeta kazındı… Bize bütün bunları hatırlattığın için sen çok yaşa emi Konya… Haydi , bütün Türkiye , hep bir ağızdan… “Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa. Adın yazıldı mücevher taşa”…

Hepiniz Allah’ a emanetsiniz. Hoşça kalınız…

Devamını Oku

Pencere açıldı Bilal Oğlan…

Pencere açıldı Bilal Oğlan…
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir 14 Kasım günü öne çıkanlarla ve de sizlerle birlikte olma dileğimiz mevcut… Bu mevcudiyetimizin yazı sonuna kadar süreceği kanaatindeyim. Ama önce ne… Merhabalar sevgili dostlarım… Adınızı bilmesem de varlığınızdan haberdar olmasam da sizler benim için çok özellerdensiniz…

Geçtiğimiz hafta yazımızın sonunda biraz değinmiştim. Geç de olsa, çok değer verdiğim Üstat Rıfat Sedaroğlu‘nun yazısı elime yeni geçti. Sürekli yazıyor da bu yazısını yeni okudum… Muhterem, AKP ve MHP’lileri ikaz ediyor. Uzatmayayım, durumun hiç iyi olmadığından bahisle çok önemli uyarılar da bulunuyor. Her satırına katılıyorum. Yalnız bir farkla. Bana göre muhatap sadece MHP olmalıydı. Bütün olaylara destek ve payanda olan onlar… Hani , bir fabl vardır… İri ağaç gövdesine inen baltalarla son anlarını yaşatmaktadır… Yanındakilere dert yanar. “Baltaya kızmıyorum, o sap var ya benden, ona üzülüyorum” der. İşte yurdumun altına konulan dinamit baltasının sapı bizden ona yanıyoruz… Ey MHP’liler, küs de olsak kardeşiz. Yapmayın. İnsafa gelin. Evet çoluğunuz çocuğunuz iş bulabiliyor. Ağanızın tenezzül etmediği birkaç ihale de size kalıyor , resmi her kurumda izzet ikbal görüyor olabilirsiniz… Değer mi? Bu millet, bağımsızlık ve Ülküsü için canını vermedi mi? İdam sehpasına çıkarken bile taviz verdi mi? Onlar hiçbir mesuliyetleri olmadan ikbal içinde yaşayacaklar, sizi de buna alet ederek, ortaya sürecekler… Mesela : “Reyis’e oy verin doların faizin ne olacağını zaten biliyorsunuz” diye propaganda yapabilirsiniz… “Yeni akil adamlar bizleriz, dediklerimizi dikkate alın” da diyebilirsiniz Ben adım gibi biliyorum ki, ATATÜRK’ün askerlerisiniz. Bırakın Atagürcü’nün, Ataarap’ın askerliğini kimler yaparsa yapsın…

Geçtiğimiz günlerde, yüksek zekasından emin olduğunuz Bilâl Oğlan birdenbire ortaya çıkıp arz-ı endam etmeye başladı. Bu durumun, babası ile ilgili bazı dedikoduların hemen sonrası oluşu ayrıyeten dikkat çekici bir durum… Sanki, derbide önemli oyuncusu sakatlanmış teknik direktörün doğru dürüst ısınmamış oyuncusunu alelacele sahaya sürmesi gibi geldi... TÜGVA toplantılarında, bilerek ve de isteyerek servis edilen görüntüleri, maksadın hasıl olması bakımından hepiniz seyretmişsinizdir… Ordaki aslanlar (!!!)sonun da ne diye bağırıyordu. “Komutanımız Bilal” diye , değil mi… Benim çok dikkatimi çekmişti. Şimdiye kadar tek isim telaffuz edilirdi… Bu arada ben halâ Emita’cıyım ,biline.  Sakın komitacıyım diye anlaşılıp da Savcılarla falan cebelleşmeyelim…  Hanımefendinin Sırf kol aksesuarları yeter… G-20 de diğer First Ladyleri nasıl da sildi süpürdü gördünüz… Herkes kendisiyle bir araya gelip sohbet etmek için birbirlerinin sırtına çıktılar

Gelelim , geçim-boğaz işine. Artist Sarı Ali‘yi hepiniz bilirsiniz. Toplu sözleşme öncesi taleplerini de bilirsiniz… Sonra , dağın nasıl fare bile değil, böcek doğurduğunu gördünüz… İstenilenlerin onda birine , “Asrın Zammı” adı altın da nasıl pazarlandığını da gördünüz… Bu filmi zaten sürekli seyrediyorsunuz. Şimdi ise , başrolü değişmiş halde gene vizyona sokuluyor… Esas oğlan, Çalışma Bakanı…  Asgari ücreti beklenenin üzerinde açıklayacaklarını, herkesin çok rahatlayacağını söylüyor… Film her zaman,  aynen böyle başlıyor. Sonunda kız kör oluyor ve de şarkıcı oluyor… Bilmem anlatabildim mi…

Cumhurcuların sıkıntısı yok. Aday belli. MHP’de, zaten iktidara gelmek, aday çıkarmak , hükümete talip olmak gibi bir düşünce yok… Millet İttifakında, milletin adayı olabilecek kimselerin önü de artık resmen kesilmiş durum da. Daha önceki yazılarımı hatırlayın. Ne demiştim :  Kripto, kendini aday bırakabilmek için gereğini yapacak ve de yaptı. Bak arkadaş , bu Millet sana %50+1 oy vermez ikinci tura kalsan bile galebe çalınırsın. Bunu bile bile ısrar ediyorsan, karşı taraftansın demektir… Şimdi tarafsız ama aklı en az %50 kapasitede çalışanlara soruyorum. Kripto’nun adaylığına en çok kim sevinmiştir? Doğru, RTE ve AKP’liler göbek atıyorlardır. Zaten bütün yandaş yazarlar da bu iş için uğraşıyorlardı. Bu durum da bize , sanki bir beş sene daha göründü gibi , hayırlı olsun. Tek bir ümidim var, taktik durum olabilir. Bu harika insanların fazla yıpratılmamaları için , özel manevra olabilir… Eğer böyle değil ise yandı gitti , gülüm keten helva. Kripto,  aldığı sayısız seçim yenilgilerine bir tane daha ekleyebilir ama bizim beklemeye takatimiz kalmadı… Bir gece daha “Adam kazandı” lafının farklı versiyonlarını duymak istemiyoruz…

Sona yaklaştığımız sıralar, bilhassa Reyis’in Askeri Ca-Ce’ye seslenmek istiyorum. Ön hazırlık olarak kınasını eline alsınMilyonlarca mülteciye her kapıyı açan ve sağlık hizmetlerini önlerine seren iktidar bir avuç Evladı Fatihan’a düşman muamelesi yapıyor6-7 bin civarındaki Balkan göçmenleri yakınının Temmuz itibariyle sağlık hizmetleri kesildi…  Bursa’ da, Türk Dünyasının gönüllü hizmetkârı, Mustafa Kemal’in gerçek askeri, Ahmet Koç denen bir yiğit var. Kendisi Batı Trakya göçmeni ve Derneğinin eski Başkanı… Çok çabalıyor ama olmuyor. Türk’e değil Arap’a ağlayanlarla da zaten olmaz… Bu sütunlardan kendisine selâm olsun. Allah çabalarının neticesini görmeyi nasip etsin. Âmin…

Kapatmadan, bir “Demiştik” olayı : Her şeyin üzerine yıkıldığı, o dış güçler var ya, aynen dediğimiz gibi ağlarını örüyorlar… Reyis’e gerekli dersler verildi. Hizaya getirildi. Yoksa ne olacağı hissettirildi… Tabii ki , yılların çabası, Başkanlık sistemi tehlikeye atılmayacak. Bunun için de uyuyan kripto hücreler devreye sokulduBu milletin en hassas bölgesi, Şehit ve Gazileri üzerinden senaryolar oluşturuldu. Olayın nasıl bir kumpas olduğunu zaman zaman basına yansıyor. Tabii ki bunların hiçbiri mazeret değil. Siyasette sabır ve akıl işidir. Bunlara sahip olmayanların, tüm sıfatlarından arınarak köşelerine çekilmeleri gerekir.  Cenab-ı Allah bile aklı olmayanları , dini vecibelerinden muaf ve uzak tutuyor… Aklı olmayanın dini olmaz, hele hele siyasette hiç yeri olmaz

Hepiniz Yaradan’ a emanet olun. Hoşça kalınız

Devamını Oku