1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Erol Sunat
  4. Beysiz Şehrin Hikayesi

Beysiz Şehrin Hikayesi

featured

Bu hikâye, adaletli bir yöneticinin ani ölümünün ardından karışıklığa sürünen bir şehrin ve iktidar hırsıyla yanıp tutuşan hain amcanın yönetim ele geçirme çabasını konu alır. Ölen beyin gizlenen cesur yeğeni, şehre kılık değiştirerek girer ve halkın sevgisini kazanarak amcanın zalim saltanatına son verir. Saraydaki taht oyunlarını da ustalıkla boşa çıkaran bu yiğit genç, sonunda vezirliğe yükselirken, şehri koruyan kapı kırıcı ise halkın huzurunu sağlayan yeni bey olur.

 

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde ahalinin çok sevdiği bir Bey varmış. Bu Bey kapısına geleni boş çevirmez, ahalinin arasında dolaşır, herkesi dinler, adaletle hükmeder; kimsede “Benim hakkımı ondan aldı, falana verdi” demezmiş. Bu çok sevilen Bey bir gece ansızın ölmüş. Ahali kara yaslara bürünmüş, günlerce yas tutmuşlar, ardından ağıtlar yakmışlar. Bir ay kadar sonra “Beyimizin yerine kim gelecek, kim geçecek?” soruları sorulmaya başlamış.

Bey’in kardeşi kibir abidesi biriymiş. “Beylik benim hakkım” diyormuş; payitahtta güvendiği kim varsa, ağabeyi öldüğü gün haber uçurmuş. Bey’in büyük oğlu, “Benim beylikte gözüm yok. Hem şart değil Bey olmam. İşim gücüm başımdan aşkın, kervanlarımla yollara düşmem lazım” demiş. Küçük oğlu, “Bey, emmim olmalı” diyormuş. “O Bey olsun ki emmim kızıyla evlenebileyim.” Ölen Bey’in, kendisine beylik bıraktığı ağabeyinin oğlu ise Payitaht‘taymış. Payitahttaki yakınları “Bey olmak senin hakkın, git Sultana anlat meramını” diyorlarmış. Delikanlı, “Ben Bey olan emmimi çok severdim. Bana babalık yaptı. Yalnız diğer emmim yılan gibi adamdır. Benim ona gücüm yetmez, hükmüm de geçmez” demiş. Yeğeninin bu sözlerini duyan emmi, “Doğru söze ne demeli” diyormuş, “Artık önümde fazla bir engel kalmadı.”

Sultan Bey olma yolunda kimsenin yolunu açmayınca, şehre “Beysiz Şehir” demeye başlamışlar. Şehrin bir Bey’i yoksa da ahali uyumlu olunca kavgasız nizasız günler bir süre daha devam etmiş. Şehrin ileri gelenlerinden bir heyet ahalinin dertlerini çözmeye çalışıyormuş. Üç ay kadar sonra o heyet çıkmış Sultan’ın huzuruna. Heyetin önde geleni, “Sultanım” demiş, “Bey’in kardeşinin gözü beylikten başka bir şey görmez. Adamları olay çıkarır, hane basar, masum insanları hırpalar. Ölen Bey’in çocukları beylik istemez. Hiç tanımadığımız bir Bey oğlu daha var. Onun babası da hayatta değil. Duyduk ki onun da gözü emmisinden yılarmış. Bey kardeşi, Bey olamadıkça ahaliye zulmünü artırır. Ölen Bey’in küçük oğlu cevval biri, lakin emmisinin kızına deli divane aşık. Emmisi Bey olsun, onu da kızıyla eversin diye bekler.”

Sultan, “Bey meselesi kolay” demiş, “Siz Bey olmaya heveslenen ne yapıyor bana haber edin.”

Beylik benim hakkımdır diyen Bey oğullarının emmisi, savaşta ağır yaralanan ve yanına varan kimseyi tanımayan Sultan’ın belirsiz halinden sonra, Payitaht’ta onu tutan Beylerin desteğiyle Bey Vekili beratını almış. Ahali, “Bey’im” demişler, “İki ağabeyinin üç oğlu da hayatta. Bugün beylik istemezler, yarın Bey konağına geldikleri an hak onlarındır. Kendini Bey olmaya fazla alıştırma.” Bey Vekili bu sözlere fazlasıyla içerlemiş; ancak “Ben sabırlıyım” diyormuş, “Zamanı gelecek; kim bana engel, herkesi ortadan kaldıracağım.”

En büyük engel olarak gördüğü ticarete meraklı kervan sahibi yeğenine birkaç tuzak kurmuş. Yeğeni hepsinden kurtulmuş, gelmiş boğazına yapışmış emmisinin. Kardeşi, sevdiği emmi kızını ileri sürüp “Yapma ağabey” demiş. O da “Emmi” demiş, “Ver artık şu kızını kardeşime; değilse seni de konağını da başına yıkacağım.” Emmi çaresiz kalınca şehirde düğün toyları kurulmuş. Ancak bu zorlama, Bey Vekili’ni daha da düşmanca tedbirler almaya sevk etmiş.

Payitahttaki Beyler, “Sakın ha, ateşle oynarsın! Sultan kendine gelmeye başladı” deseler de hırsını yenemeyen Bey Vekili, önce kervan sahibi yeğenini ortadan kaldırtmış. Onun cesedini gördükten hemen sonra, kızını Payitaht’a gönderip onun kocası olan küçük yeğenini şehrin dışında pusu kurup öldürtmüş. Kızı yalandan ayılmış bayılmış. Bey Vekili, kendine engel olabilecek son yeğenini de ortadan kaldırmak için adamlarını Payitaht’a göndermiş. Ancak Payitaht’a gidenlerden biri dahi geri dönmemiş.

Bu arada, kendine gelmeye çalışan Sultan almış olduğu yaraların tesiriyle bir türlü toparlanamasa da olaylardan haberi olmuş. Hayatta kalan Bey oğlunu yanına çağırtmış. “Bak yiğidim” demiş, “Senin nasıl bir yiğit olduğunu sarayımda kimse bilmez, vezirlerim bile. Şu Beylik beratını al. Bana bir şey olduğu an senin ölüm fermanını çıkaracaklar, hem de en güvendiğin, seni yetiştiren Beyler. Bu sarayda güveneceğin Şehzademden başka kimsen yok. Ona da her şeyi söyledim. Önce git, kendi şehrindeki tehlikeyi bertaraf et; sonra gel, Şehzademın yanında ol.”

Yeni Bey, gecenin karanlığında çıkmış gitmiş şehirden. Bey oğlunun beyliğinden yalnızca Şehzade’nin haberi varmış.

On gün kadar sonra Bey, bir kervanla şehre giriş yapmış. Kervancılar, “Bu kervan” demişler, “Talihsiz Bey oğluna aitti. Kılıcı elinde öldü. Öyle yiğit birini daha önce hiç görmedik. Bey Vekili kervanlara el koydu. Kızının kocasına da gözünü kırpmadan kıydı. Duyduk ki Sultan can çekişirmiş. Bu zalime yok mu bir dur diyecek?”

Yeni Bey varmış bir hana. “Hancı” demiş, “Kervanla gelenlerdenim. Birkaç gün kalıp komşu diyara gideceğim. Nedir bu anlatılanlar?” Hancı, “Bey’im” demiş, “Bizim ölen Bey’imizden önce bir Bey’imiz daha vardı. En büyük ağabey oydu. Bey Vekili, onun Payitaht’ta olan, hiç kimsenin bilmediği oğlunu da öldürtmeye Payitaht’a adam gönderdi. Allah bilir o hiç bilmediğimiz genç de öldü herhalde diye konuşuyor ahali. Adamları handa kim kalır, nereye gider, nereden gelir diye sorgu sual ederler. İyi ki bir şeyler dedin, yine de kapını tekmeleyip seni kaldırabilirler.”

Bey tam uykuya dalacakken biri yattığı odanın kapısına bir omuz vurmuş, kırmış atmış kapıyı. Karşısında elinde kılıcıyla Bey’i bulmuş. Kapıyı kıran, “Bize” demiş, “Bugüne kadar kimse kılıç çekmeye cesaret edemedi. Belli yabancısın. On akçe ver, ne sen beni gördün ne ben seni.” Bey, “On akçe için kapıyı kırman gerekmezdi” demiş, “İstesen avucuna sayardım.” “Ben anlayışlı bir babanın evladıyım” deyip saymış kapıyı kıranın avucuna on akçe. Kapıyı kıran, “Sevdim seni” demiş. “Bu şehirde başın dara düşerse beni bul. ‘Kapı Kıran’ de, herkes bilir.” Bey, “Anlaştık Kapı Kıran” demiş.

Bey; yolunu kesene “Kimsin?” diye, “Dur bakalım” diyene üçer beşer akçe verip şehri bir uçtan bir uca dolaşmış. Bu cömert misafirin cömertliği de bir anda şehrin dikkatini çekmiş; tabi ki Bey Vekili’nin de… Emmi ve yeğen o güne kadar hiç karşı karşıya gelmemişler. Bey, Bey Vekili tarafından konağa çağrılmış. Bakmış kapıda Kapı Kıran var. “Vay benim Kapı Kıran yiğidim, sen de buradasın ha!” demiş Bey, avucuna beş akçe bırakmış. Kapı Kıran, “Ben” demiş, “Bu yiğidi tanırım. Bırakın geçsin.”

Bey ve Bey Vekili karşı karşıya gelmişler. Bey Vekili, “Duydum ki her tarafa para saçarmışsın” demiş. “Karun musun yoksa?” Bey, “Estağfurullah, ne haddimize” demiş. “Ben vardığım her şehrin adeti neyse ona göre davranırım. Buraya ‘Beysiz Şehir’ derler, ‘Akçe ver geç şehri’ derler. Ahalinin ağzı torba mı ki büzeceksiniz Bey’im? Ben de anlatılanları derim size. Yoksa ne bilirim bu şehri. Bu şehir sınıra yakındır, ben komşu diyara giderim. Varsa oralarda sizin için yapmam gereken bir şey, başım üzeredir.”

Bey Vekili, “Sen” demiş, “Tam da bana damat olacak adamsın. Talihsiz bir şekilde yeğenimde olan damadım hayatını kaybetti. Kızım perişan. Gel, Bey damadı ol.” Bey, “Bey’im” demiş, “Beni ilk defa görüyorsunuz. Ben diyar diyar gezen bir yolcuyum.” Bey Vekili, “Sana açıklayamayacağım şeyler var” demiş. “Kızımla evlenip bu gece bu şehirden çıkıp gideceksin. Onu korumam lazım.”

Çağırmış kızını. “Bey kızı yolcu” demiş, “Seninle kağıt üzerinde bir evlilik yapacağız. Babam yerini sağlamlaştırdıktan sonra senden ayrılacağım.” Bey, “Nasıl istersen” demiş. “Bu şehirden geçiyordum, bir de hatun sahibi oldum.” Kız, “Bey babam” demiş, “Nereden buldun bu münasebetsizi?” Bey Vekili hemen birkaç şahit bulmuş, kızıyla Bey’i evlendirmiş. Akşama doğru da “Hemen” demiş, “Şehirden çıkıp gidiyorsunuz.”

Bey almış Bey kızını, kaldığı hana gelmişler. Bey, “Bey kızı” demiş, “Benim kaldığım han odasında bazı eşyalarım var. Müsaaden olursa onları alayım, ardından çeker gideriz bu şehirden. Hatta” demiş, “Acele etme, hancının yemekleri çok güzel. Önce bir karnını doyur, biraz dinlen. Zararı yok, birkaç saat sonra yola çıkarız.” Bey kızı, hancının kurduğu mükellef sofraya oturmuş.

Bey, Kapı Kıran’ı buldurmuş. “Kapı Kıran” demiş, “Bey kızı benim hatunum olur, sana emanet. Şehirde birkaç yere uğramam lazım, az biraz gecikebilirim.” Kapı Kıran, “Gözün arkada kalmasın Bey’im” demiş. Bey, “Sen dediğimi tut, sana dönüşte elli akçe” deyince Kapı Kıran Bey’in ellerine yapışmış.

Bey, gecenin karanlığında binmiş atına, çıkmış handan dışarı. Dışarıda hafiften bir yağmur yağıyormuş, ortalığa da karanlık çökmüş. Bey, Bey konağına varmış. Kapıda onu durdurmaya çalışanları etkisiz hale getirdikten sonra konağa girmiş; karşısına kim çıktıysa onu son görüşleri olmuş. Konakta herkes sinmiş, saklanmış. Bey’in olduğu salona girdiğinde ona mani olanları da hareket edemez hale getirmiş.

“Bey Vekili” demiş, “Şu andan itibaren vekaletin sona erdi. Beylik fermanı elimde.” Bey Vekili, “Bırak beni gideyim” demiş. Bey, “Sen” demiş, “Bey olan ağabeyinin oğullarını öldürttün. Damadını da kendin katlettin. Sana bu konaktan sağ çıkma hakkı yok!” Bey Vekili’ni yakalamış, önce merdivenlerden aşağı yuvarlamış. Ardından yakalayıp konağın avlusuna çıkarmış, avluda yerden yere çarpmış. Konaktakiler korkulu gözlerle olan biteni seyretmeye başlamışlar. “Ben” demiş, “Senin büyük ağabeyinin, senin hiç bilmediğin, öldürmek için adam gönderdiğin yeğenin!” Bey’in kılıcı havada geniş bir kavis çizmiş, Bey Vekili’nin kellesi avluya düşmüş.

Tam o sırada konağın dış kapısı açılmış. Bey Vekili’nin kızı, “Ne yaptın babama?” diye elinde hançer saldırmaya kalktığında Kapı Kıran, “Dur bakalım” demiş. “Senin niyetin ne? Baban kocanı öldürdü, bu kocayı da sen mi öldüreceksin? Bu sefer iş başka Bey kızı. Senin bana ne Bey kızı olman söker ne de gelin kız olman. Bey ‘Vur boynunu’ derse vururum boynunu.” Bey kızı düşmüş, bayılmış.

Bey, “Kapı Kıran” demiş, “Benim Payitaht’a dönmem gerek. Bey Vekili sensin.” Kapı Kıran öpmüş Bey’in elini. Bey, “Önce” demiş, “Şu nikahtan bir kurtulalım.” Boşamış Bey kızını. Kapı Kıran, Bey kızını atmış zindana.

Bey, Payitaht’a bir gece yarısı girmiş. Şehzade’yle buluşacakları yerde buluşmuşlar. Şehzade, “Bey” demiş, “Babam Sultan’ın durumu çok iyi değil. Onu kaçırmak ve benimle taht pazarlığı yapmak istiyorlar.” Bey, “Şehzadem” demiş, “Bak ne yapacağız…”

Ertesi gece Sultan’ın yatak odasına hayalet misali süzülenler olmuş. Lakin Sultan yatağından kalkmış, onu kaçırmaya kalkanların hepsini yok etmiş. Sabah olay duyulduğunda sarayda Vezirler ve Beyler birbirine girmişler. Meğer Sultan’ı öldürmeye gelenler karşılarında Sultan diye Bey’i bulmuşlar; lakin bu mevzuyu Sultan ve Şehzade’den başka kimse bilmiyormuş. Şehzade ve Bey, onlara bağlı olanlarla bu karışık manzara içine öyle bir dalmışlar ki öğleye doğru Şehzade, “Sultanım” demiş, “Sarayınız ve Payitahtınız sizindir.”

Anlatırlar ki; Beysiz Şehir uzunca bir süre daha Bey Vekili’yle yönetilmiş. Sultan, Şehzadesini tahta çıkarmış; Şehzade de Bey’i Vezirliğe getirmiş. Kapı Kıran, kapı kırmaktan vazgeçip o şehre Bey olmuş. Zindandaki Bey kızıyla evlenmek için Vezir’den izin istemiş. “Vezirim” demiş, “Bana hançer çekmeyeceğine yemin etti.” Bey’i olmayan şehir, Kapı Kıran’ın ne yapacağını çok merak ediyormuş. Kapı Kıran şehri normale döndürmüş, asayiş ve emniyeti sağlamış. Ve demiş ki: “Ben bu şehre Bey’imden iki sene önce geldim. O kadar çok kapı kırdım ki ahali bana Kapı Kıran dedi. Bey’im de bu ismi pek sevdi. Bundan böyle Kapı Kıran değil, kırılanları imar eden bir Bey olarak beni tanıyacaksınız. Şehrimiz de Beysiz Şehir diye anılmayacak.”

Şehir şehire, Bey Vekili Bey Vekiline, Sultan Sultana, emmi emmiye, yeğen yeğene, ağabey ağabeye, Bey kızı Bey kızına, Bey oğlu Bey oğluna, Bey Beye, Kapı Kıran Kapı Kıran’a, kervan kervana, han hana, hancı hancıya, heyet heyete, meydan meydana, zindan zindana, ahali ahaliye benzer…

Bir kıssadır anlatılan. “Her kıssadan bir hisse alına” denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçülisan eylediysek affola…

Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!