Bu öykü, yazar Mehmet Özkendirci’nin merceğinden modern toplumun tek tipleşen güzellik anlayışını ve estetik operasyonlara olan aşırı düşkünlüğü eleştirel bir dille ele almaktadır. Hikaye, ünlü yazarların ilginç çalışma alışkanlıklarından yola çıkarak, karakterlerin değişen dış görünüşleri üzerinden toplumsal bir dönüşümün izini sürer. Özellikle “dolar vergisi” kavramıyla vurgulanan maddi güce dayalı güzellik, bireylerin doğal hallerinden uzaklaşıp birbirinin kopyası haline gelmesini trajikomik bir üslupla betimler. Asude Hanım’ın hikayesi aracılığıyla, sadakatsizlik ve özgüven arayışının nasıl bir fiziksel başkalaşım sürecine evrildiği gözler önüne serilir. Sonuç olarak yazar, harcanan büyük paraların ve estetik müdahalelerin gölgesinde kalan özgün kimlik kaybına dikkat çeker.
Levent Hoca mesai çıkışında servis beklerken cep telefonundan ilginç bilgilere bakıyordu. Meğer o dünyaca ünlü yazarların ne garip yazma stilleri varmış! Kendisinin geceleri uykusu kaçınca salonda dizinin üstünde yazdıkları ilginç gelmeyebilir; fakat klozet üzerinde az eser de (!) vermedi Levent Hoca…
Victor Hugo o şaheserlerini çırılçıplak yazarmış. Öyle üryan hâlde meşhur dünya klasiği Notre Dame’ın Kamburu eserini tam bir yılda yazmış. Çok üşürse bir battaniyeye sarılırmış; çünkü sokağa çıkarım diye evde hiç elbise bırakmazmış… İyi ki zatürre falan olmamış… Balzac tam bir kahve tiryakisi değil, bağımlısıymış. Günde 50 fincan kahve içmeden yazamazmış. (Valla bu kadar kahveye benim ne midem ne kesem dayanır.)… Ernest Hemingway biraz daha masumca olanı… Uzun ayaklı duvar masası önünde ayakta durarak yazarmış… Harry Potter’ın yazarı J.K. Rowling tüm seriyi hep aynı kafede yazmış… Bir de hep yatakta yazan tembel yazar Mark Twain var. Kendini bu yazılara kaptırmışken fazlaca eğilmiş bükülmüş, kibarlık budalası bir sesle irkildi:
— Daayyiiiiiiiiiii!
Ses, karşısında duran üç genç kızdan birinden geliyordu. Tanımadığı bu ses karşısında sağına, soluna, arkasına bakındı.
— Dayııııııııı… Aşk olsun, beni tanımadın mı?
— Bir yanlışlık olmalı, sizi tanıyamadım…
— Aşk olsun dayııııııı… Ben Nur.
— Nur mu?
— Evet, Nur… Yeğenin Hatice’nin kızı…
Şaşkınlığı bir kez daha artmıştı. Bu burnu iri, kemerli, şehla kız Münire Havvanur olamazdı. Karşısındaki fındık burunlu, masmavi gözleri olan, abartılı makyajlı ve marka giysili genç kız, yüzünü değiştirirken ismindeki fazlalıkları da atmıştı.
— Kızım, gözlük numaramı değiştirmem lazım… Net göremiyorum. Annenler nasıl? Hah, servis de geldi; hemen gitmezsem onca yolu ayakta gideceğim, deyip koşar adımlarla oradan ayrıldı. Sıra ve yer konusunda oldukça hassas olan Levent Hoca, sıradakilerin şaşkın bakışları altında bulduğu ilk koltuğa resmen çöktü. Çok yorgun olduğu için hemen yemek sonrası yatmaya gitti. Fakat içindeki “ilham perisi” azgın bir boğaya dönüşmüştü. Dakikalarca sağa sola kıvransa da yine yataktan doğrulup başucundaki defter ve kaleme uzandı. Harfler kelimelere, kelimeler cümlelere çığ misali dönüşmeye başlamıştı…
Güzelleşme tutkusunun ilk insandan, daha doğrusu ilk kadın Havva validemizle başladığına emindi. Ona göre bir örtündüğü incir yaprağını bir daha giymemiştir; mutlaka değişik yapraklar da tercih etmiştir. Zavallı Âdem babamız öyle mi… Bir yaprakla günlerce idare etmiştir. Günümüzde güzelleşme tutkusu çocuk yaşlarda başlar. Hangi kız çocuğu annesinin makyaj kutusuna ortak olmak istememiştir? En azından topuklu ayakkabı giyip yalpalayarak yürümeye çalışmıştır. Tabi bu şehirli bebeler için geçerlidir; yoksa kırsal kesimin kavruk kız çocukları için değil. Kentlerde 12-13 yaşlarında hafiften başlayan makyajlar artık estetik cerrahlığa kadar uzayabilmiştir. Birçok genç kız ve kadın aynı tornadan çıkmışçasına birbirlerinin birer kopyası gibi değil miydi? Büyük büyük nineler ölünceye kadar rujsuz sokağa çıkmaz oldular. Güzelleşmeye verilen paralar gıda paralarından az değildir. Erkeklerde de bilhassa son yıllarda bu tutku artarak devam eder oldu… Okul yıllarında saç tıraşları biraz gecikince değerli öğretmenlerinin acımasızca başlarının ortasına makastan bir yol açarlarken “Anan gibi saç bırakıncaya kadar büyüyünce baban gibi bıyık bırak!” deyip sınıfta kızlara rezil ederlerdi.
Şimdi öyle mi ya… Sırta kadar inen saçlar, örgüler, topuzlar ve birbirine benzeyecek diye ödleri kopan gençler… Dün bir genç görünce dönüp dönüp baktı. Delikanlı saçlarını yanlardan üç numara kestirmiş, tepesine bir avuç saç bırakmıştı. Onu şaşırtan, çoğu gençte olan bu moda değildi; simsiyah saçlarının üzerini beyaza boyatmıştı. İlk görüşte iri bir kuş pisledi sandı. Kaban altında açık göbekli genç kızlar, balerin pantolonlu türbanlı bacılar, sakallı bıyıklı, irili ufaklı küpeli, dar pantolon, kısa pantolonla soğuk havalarda çorap düşmanı bağrı yanık delikanlılar… Kot pantolonları kalçalarından her an düşecek ve ortalığa poposunu gösterebilecek duyarlı genç erkekler… Şimdiden gelecek yılın modasını, göğüs, göbek hatta popo teşhirciliğini “abaza” yiğitler merakla beklemiyor muydular? Tamam, bunlar modadır, hevestir; ama suratı nadasa bırakılmış tarlaya dönen büyükbabalar saçlarını, kaşlarını ve bıyıklarını neden zindan karasına boyatırlar ki… Seksenlik teyzelerin rujlarına bu kadar takılmazdı, ne de olsa bayandır; hatta yaşama tutkuları sönmemiş diye hoş bile karşılardı.
Güzelleşme sanayisi bugün dev boyutlarda. Parası olan komple değişebiliyor… Artık günümüzde Allah vergisi güzelliğine yeni bir rakip çıktı: Dolar vergisi. Dolarla güzellik arayanların umutları güzellik merkezleri ve estetik ameliyatları. Hikâyemizdeki bayan, biraz da zorunluluk nedeniyle bıçak altına yatan Asude Hanım. Asude Hanım’ın mutlu giden evliliği son yıllarda biraz limonileşmeye başlamıştı. Kocası iş insanı Fadıl Bey kendisini yirmili yaşların ortasında güzel bir bayanla aldatıyordu. Bir gün tesadüfen eşiyle sevgilisini bir ortamda gördü. Hiç ses çıkarmadı. Kocasını bu aşüfteye kaptıracak değildi. Gizlice çektiği videolarla sessizce kentin en gözde estetik merkezine gitti. Sırasını beklerken gözü bir kataloğa takıldı ve incelemeye başladı. Her uzuv için sayısız seçenek ve fiyatlar vardı. Listede en favori olanlardan bazıları:

- Dudaklar: Angelina Jolie — 3.000 Dolar
- Gözler: Lensler renk ve markalarına göre 355 – 750 Dolar (1.000 Dolardan çok fazla lensler bile var… Liz Taylor’ın menekşe gözlü lensleri 5.000 Dolar).
- Burun: On kadar güzel aktris fotoğrafları
- Göğüs: En fazla tercihler arasında Salma Hayek ve Pamela Anderson ilk sıradalar
- Popo: Jennifer Lopez açık ara önde
- Gerdirme: Ajda Pekkan… Gerdirilecek yüzeyin santimetre karesine göre fiyat değişiyor.
- Deri Değiştirme: Michael Jackson… Amerika’dan uzman cerrah getirileceği için belli bir fiyat verilemiyor.
- Botoks: Bölgelere göre farklı fiyatlar.
(NOT: Birden fazla ameliyatlarda özel tarife uygulanır.)
O akşam Asude Hanım eşiyle uzun bir geziye çıkıp aşklarını tazelemek istediğini söyledi. Aldığı yanıt sürpriz değildir. Fadıl Bey bunca işi bırakıp bir hafta bile olsun gidemeyeceğini, ama isterse kendisine böyle bir tatil için gerekli parasal desteği verebileceğini söylerken kafasında kurduğu plan tıkır tıkır çalışmaya başlar. Sevgilisiyle o çok istedikleri Paris, Barselona ve Roma kaçamağını yapabilecekti gönül rahatlığıyla… İki gün sonra Asude Hanım güzellik merkezinin tatil köyüne gitmek için Fadıl Bey ile vedalaşıp evden ayrıldı.
Tatil köyü broşürdekinden de çok güzeldi… Önce fazla kilolardan kurtulmak için bir diyetisyenden yardım aldı. Verilen listeyi aksatmadan sürdürürken spor salonunda kan ter içinde kalana kadar azimle kilo vermeye başladı. Bir hafta içinde altı kilo vermişti. Verilen programı büyük bir azimle uygularken, yeni dudak, burun ve göğüsler için de bıçak altına yatıyordu… Bir ay geçmeden 15 yaş kadar gençleşmiş, bir film artisti kadar güzelleşmişti. Ey para, nelere gücün var ölümden gayri!
Son günlerde kafe ve barlara da gider olmuştu. Orada kırk kırk beş yaşlarında, yakışıklı, iyi giyimli bir beyin kendisini uzaktan izlediğini fark etti. Sevgi dolu bakışlar gururunu okşuyordu… Hiç beklemediği bir anda meçhul şahıs tepesinde bitiverdi:
— Güzel bayan, bu dansı bana lütfeder misiniz? Tabi rahatsızlık vermezsem…
Yıllar var ki kimse ona güzel dememiş, eşi dansa kaldırmamıştı… Birazdan bu yabancının kollarında, bulutlarda dans ediyor gibiydi. Sonraki günlerde yabancı adamın burada bir marina işlettiğini, kendisini epeydir izlediğini ve, ve, ve… Bir akşam Fadıl Bey’e telefon edip ayrılmak istediğini söyledi. Fadıl Bey önceleri “Olmaz, nereden çıktı bu?” deyip mirasla tehdit etse de genç sevgilisiyle birlikte çektiği videolardaki samimi pozlar karşısında fazla direnemedi. Yüklüce bir serveti kopardı…
Levent Bey kahvaltı sonrası ayakkabılarını giyerken hanımı kuaföre gideceğini söyleyip para istedi:
— 400 lira yeter mi?
— Sen onu kel başına berber parası sandın galiba. Dip boyam geldi, gitmişken biraz kestirip röfle çektireyim diyorum.
— 750 yeter mi?
— Ayol sitede botoks yaptırmayan bir ben kaldım. Burnunu ve dudaklarını bile yaptıranlar var.
— Sen felekten torpillisin hayatım. O aynı tornadan çıkmış kadınlara bin basarsın. Senin bunlara hiç ihtiyacın yok.
— Anlaşıldı, bugün cimriliğin üzerinde. Gitmişken pedikür, manikür yaptırayım.
— Ben yapsam onları…
— Leveeeeennttttt!
Bin beş yüz lirayı hanımın eline sığıştırıp kendini sokağa zor attı Levent Bey. Günü az hasarla kurtarabildiği için pek mutsuz sayılmazdı. Birbirine benzeyen ama bir türlü kendileri olamayan insanlarla şehrin gürültüsüne karıştı.











