Lafın Endazesi

featured

Erol Sunat’ın bu kaleme aldığı köşe yazısı, resmi enflasyon verileri ile halkın gerçek yaşam maliyetleri arasındaki derin uçurumu eleştirel ve mizahi bir dille inceliyor. Yazar, açıklanan düşük rakamların çarşıdaki, pazardaki ve mutfaktaki hayat pahalılığıyla örtüşmediğini belirterek verilerin sokağın sesinden kopuk olduğunu vurguluyor. Metinde, kağıt üzerindeki istatistiklerin emekliler ve dar gelirliler üzerindeki psikolojik etkisi sanatçıların sözlerine ve Yeşilçam figürlerine atıf yapılarak anlatılıyor. Ekonomi yönetiminin rakamlarla kurduğu bu dünyayı gerçeklikten uzak bulan yazar, verileri hazırlayanları halkın içine karışmaya ve fiili durumu yerinde görmeye davet ediyor. Sonuç olarak eser, toplumsal refahın sadece sayılarla ölçülemeyeceğini ve insani bir perspektife ihtiyaç duyulduğunu zarif bir sitemle dile getiriyor.

 

Ağustos ayı enflasyon verisi, bir virgül seksen dört diye açıklanınca…

Deli mi ne demiş insanlar…

Deli değil… Zır deli yeminle diye de eklemişler.

Kime mi?

Kim olacak?

Veriye…

Veri kim oluyor?

Uzaklardan bir akraba belki…

Ya size yakın ya bize…

Ne sevdiği ne sevmediği belli olmayan…

El gibi duran…

Bana bir şey sorma dercesine bakan…

Suya sabuna dokunmayan…

Sürekli zülfüyâra dokunmadan geçen…

Karşı yakalardan el sallayanların en önde gidenlerinden…

Rakamlarla kol kola…

Çarşıdan, pazardan, sokaktan, derdini kimselere anlatamayan insanlardan bihaber…

***

Veri…

Bilemedik daha başka ne demeli?

Bir virgül seksen dörde takıldık yine…

Bu rakamlar içinde iki var, üç var, dört var, beş var beş, dahası da var…

Eskiden plak takıldı derlerdi…

Veriler ikiye erişmede zorluk çekiyor…

İki ne ki?

Şimdilik ulaşılamayan bir hedef…

Ekim var, kasım var, aralık var, ocak var…

Daha önümüzde koskoca dört ay var.

Merhaba ekonomi?

Nasılsın enflasyon?

Ya sıfır virgül bilmem kaç ya da bir virgül bilmem kaçsın…

Kolay mı bahçende çiçekler açsın?

***

Veri kendi âleminde…

Rakam kendi âleminde…

Bizde sıfır var, bir var; ötesi şimdilik yok der gibi bakıyorlar.

Sokak enflasyonu, pazar enflasyonu verilerin üstünde…

Kira, emekli maaşından fazla…

Ah be veri…

De artık, söyle artık gerçekleri…

Şarkıcı Fatih Erkoç’a nazire yapma zamanı geldi de geçiyor.

Onun gibi başlayalım söze:

“Oynatmaya az kaldı… Doktorum nerde?”

Bu veriler yüzünden çıldıracağım.

Aman efendim, çıldırmak andığımız yerden uzak olsun, lafın gelişi, esprisi, şakası o yönde; biz böyle ne veriler gördük ne veriler…

Lafın endazesi olur mu diyorlar?

Olmaz olur mu hiç?

Endazesiz laf, rotasını şaşırır, nereye çarpacağı belli olmayan serseri bir mayına benzer.

Anlaşılan yine Yunus’u ıskalamaya devam ediyoruz.

Diyor ki:

“Söz ola kese savaşı, söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz…”

İnanın üstüne başka bir şey söylenmez…

***

 

Temmuz enflasyonu bir virgül yetmiş sekizdi

Ne oldu şimdi?

Ağustos burun farkıyla geçti mi denecek?

Bu arada en fazla da enflasyona gülünecek…

Düştüm diye çiftetelli oynayıp halay çekiyordu ya hani…

Enflasyon geçen aya göre az da olsa verilere göre yükselmiş.

Şimdi ne mi diyecek?

Bu yükselme sayılmaz…

Buna enflasyon arttı denemez…

Minik bir yükselme…

Göze gözükmez, kimse fark etmez…

İki bile değil…

“Oynatmaya az kaldı” diyor ya Fatih Erkoç…

Doktor ne yapsın?

Ne desin?

Nasıl bir teşhis koysun?

Ne yazsın?

Doktor kalemi eline almadan, iş doktora intikal etmeden, piyasalar ve piyasaların aktörleri ellerinden hiç düşmeyen, her an yazmaya hazır, hatta başını kaldırmadan yazan kalemlerine az daha dokun diyorlar.

Düşer mi enflasyon?

***

Güz geldi.

Veri değişti.

Enflasyonun düşmesini beklerdik amma, ne yapalım, kader böyle imiş, ne söylesek boş demek teselli edebilir mi insanları?

Dokunuşlar için çok değil diyorlar.

Küçük bir dokunuş.

Ah Kemal Sunal ah…

Neydi o filmin adı?

Dokunmayın Şabanıma…

Neden?

Garibin garibi Şaban…

Yeşilçam’ın Deli Bekir yerine, dokunmayın Şabanıma deyip geçtiği zamanlar döndü dolaştı çıktı karşımıza…

Bir virgül seksen dördün karşılığı böyle bir şey…

Bir garip veri…

İçimize dokunuyor… Dokunduğu yüzümüzden okunuyor.

Lakin gören olur mu, duyan olur mu, bir bakan olur mu diye varsa bekleyen, nafile bekler her nerede bekliyorsa…

Yılbaşına kadar bu şekilde bir virgül bilmem kaç diye diye bulacaksak senenin sonunu…

Sevindireceksek yine şımarık enflasyonu…

Ne diyelim veri?

Ya sen zır delisin ya ikimizden biri…

***

Yahu veri…

Çık bir dışarı…

Biraz hava al…

Güneş yüzü gör…

Kurtar kendini şu masa başından…

Mis gibi memleket havasını şöyle çek ciğerlerine…

Otur bir park kanepesine…

Bir selam ver insanlara…

İşin aslı…

Meselenin özü şu sevgili veri:

Emeklinin, asgari ücretlinin, madencinin, işsizin, fakirin, yoksulun sözü, derdi, veriye dayanan tarafı döner dolaşır gelir önüne…

Sonra sıradan bir markete gir.

Şöyle raflardaki ürünlerin fiyatına göz gezdir…

Sonra rastladığın ilk semt pazarına bir giriş yap. Patatesi sor, soğanı sor. Meyveleri sor bakalım kilosu kaç lira. Tane ile alanları gör. Akşamın karanlığını bekleyenleri gör.

Asıl veri oralarda…

Gidilmeyen, varılmayan, görülmeyen o garip köşelerde…

Lafın endazesi ne dersen?

Yeminle görmeden olmaz…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!