Bu hikâye, önüne gelen her lideri eleştirdiği için “Bey Beğenmez” lakabıyla tanınan bir adamın, aslında Sultan’a sadık gizli bir görevli oluşunu konu almaktadır. Kahramanımız, asilerle dolu ve girişi olup çıkışı olmayan bir sınır şehrine gelerek burada Hancı ve İhtiyar gibi müttefiklerle stratejik bir oyun kurar. Şehrin zalim yöneticisine sızmayı başaran Bey Beğenmez, düzenlenen büyük bir pusuda Sultan’ın düşmanlarını etkisiz hale getirerek adaleti sağlar. Sergilediği bu cesur hizmetin sonunda bizzat Sultan tarafından aynı şehrin yeni Beyi olarak görevlendirilir. Başlangıçta kimseyi beğenmeyen bir muhalif olarak görünen kahraman, sonunda halkın sevgisini kazanan ve sadakatiyle takdir edilen bir yöneticiye dönüşür. Hikâye, göründüğü gibi olmayan kimliklerin ardındaki vatan sevgisini ve zulme karşı verilen akıl dolu mücadeleyi zarif bir dille özetler.
Uzun uzun zaman önce memleketin birinde; vardığı her şehirde şehrin beyi hakkında olur olmaz laf sayan, adı “Bey Beğenmez” diye anılan, lafını sözünü sakınmayan, kimine göre keskin bir doğru, kimine göre boşboğazın teki bir adam yaşarmış. Başının belaya girmediği şehir, yatmadığı zindan, işitmediği küfür, yemediği dayak kalmamış.
“Senin bu memlekette beğendiğin tek bir bey yok mudur?” dediklerinde Bey Beğenmez, “Öyle birini bulsam eşiğinde yatarım!” diye konuşur, onu dinleyenler gülmekten kırılırmış. Çok güzel hikâyeler bilmesi, çok yer gezmesi yine de beylere olan takıntısının önüne geçemiyormuş.
Vardığı şehirlerden birinde yine oturmuş bedesten çeşmelerinden birinin başına; toplamış bir yığın insan etrafına, başlamış şehrin beyi hakkında ileri geri konuşmaya.
— Sen bizim beyimizi tanır mısın?
— Tanımam. Ben ahaliyi bilirim. Ahalinin kalbine bakarım. Ahali bir beyi ne kadar sever, ne kadar korkar daha ilk sorularda belli olur. Sizin içten pazarlıklı, sözünde durmayan, güven vermeyen, makamına yapışmış kalmış bir beyiniz var. Makamı elden gidecek diye ölüyor korkusundan.
— Daha neler! Bey, Sultan soyundandır; beyliği kaybetme korkusu yoktur.
— Bu benim işim. Onca şehir dolaştım, onca bey gördüm. Beyinizin sizin de bilmediğiniz bir korkusu var.
Çok geçmemiş, muhafızlar “Gel bakalım boşboğaz!” diyerek yaka paça yakalayıp atmışlar Bey Beğenmez’i beyin önüne.
Bey, “Densiz! Aleyhimde bir yığın münasebetsiz kelam edermişsin. Kimsin sen? Bu cesareti kimden alırsın?” diye gürlemiş.
Bey Beğenmez, “Beylerin yanlışlarından, ahalinin memnuniyetsizliğinden…” demiş. “Beysin amma Sultan’dan ödün kopar. Hem ödün kopar hem de Sultan’ın aleyhine kardeşiyle işler çevirir, Sultan’a oyun etmeye kalkarsın. Bilinmez sanırsın.”
Bey, “Atın şu haini zindana!” diye emretmiş.
Bey Beğenmez zindana atıldığında zindandakiler “Eyvah!” demişler, “Zindancıbaşı gaddar bir adamdır, sabaha ölüsü çıkar.”
Zindancıbaşı, “Bey Beğenmez, bağırmasını bilir misin?” diye sormuş. Bey Beğenmez başını sallamış. “Bağır o zaman!” demiş zindancıbaşı. Zindan, Bey Beğenmez’in bağrışlarından yıkılmış. Sabah bir de bakmışlar ki Bey Beğenmez zindanda yok! Zindandakiler, “Eyvah, öldürdüler zavallıyı!” diye düşünmüş. Oysa şehrin beyi, “Atın densizi şehrin dışına, yol üstüne; vahşi hayvanlar parçalasın da bir daha konuşamasın ulu orta!” demiş.
Ölü taklidi yapan Bey Beğenmez, ilk geçen kervana takılmış; bu sefer memleketin en ücra şehrine kadar varmış. Kervancı, “Delikanlı, yol burada nihayete eriyor. Bundan sonrası dağlar ardındaki komşu diyar. Orayı ne merak et ne de görmek iste. Bu şehirde de akıllı ol. Senin namının gitmediği şehir kalmadı. İki kelam etsen beye yetiştirirler.”demiş.
Bey Beğenmez varmış bir hana, bir oda istemiş. Sabaha kadar uyumuş; hancı öldü kaldı sanmış. Karnını doyurduktan sonra çıkmış şehrin meydanına doğru adımlamaya. Muhafızlar hemen önünü kesmiş: “Dur! Kimsin, nesin, necisin, nereden gelirsin?”
Bey Beğenmez, “Ağalarım, dün akşamki kervanla geldim. Ben şehrinizde misafirim. Belki iş kurarım, belki de yuva… Nasip bu, belli mi olur?” demiş.
Oradan geçen bir ihtiyar, “Bu delikanlıya ben kefilim,” demiş. “Teslim edin bana. Ne zaman isterseniz benden sorun.” Muhafızlar, “Al yanında dursun, ayak altında dolaşmasın. Ayak altında fazla dolaşan bir tipi var, sen de dikkat et!” diyerek bırakmışlar.
İhtiyar, “Delikanlı, sen gel bakalım benimle. Bundan böyle ben nereye, sen oraya. Ne dersem yapacaksın, ne iş versem tutacaksın. Söze karışmayacaksın, itiraz etmeyeceksin. Hasıla; yaşayacaksın.” demiş.
Bey Beğenmez, “Hayırdır ihtiyar? Ben seni bilmem, tanımam. Bu şehre ilk defa yolum düştü.” derken ihtiyar sözünü kesmiş:
“Sen beni tanımazsın da ben seni tanırım Bey Beğenmez! İsterim ki o şom ağzını açma artık. Bu şehrin beyi, hakkında bir şey diyeni ne zindana atar ne sürer; kelamını ettiği yerde ibretisâlem için öldürür. Burası kuş uçmaz, kervan geçmez bir yer. Gelen kervan, giden kervan didik didik aranır, şüpheliler ayıklanır. Bu şehre girersin amma bir daha çıkamazsın. Hancı yeğenim kurtardı seni; ‘Evlenmeye geldi’ dedi. Bey onun sözüne itimat eder. Bana da seni evermek kaldı. Benim hanımın akrabası, anası babası olmayan bir kızcağız var. Onu sana münasip gördük. Bey şüphelenmeden hemen bu akşam seni onunla evereceğim, Bey de şahidin olacak.”
Akşam şehrin hanında Bey Beğenmez, hiç bilmediği, tanımadığı o kızla evlenmiş. Şehrin beyi, “Hancının yeğeni, okur yazarlığın varmış, elin kılıç da tutarmış. Benim işime yarayabilirsin, yanıma bir ara uğra,” demiş.
Bey Beğenmez ihtiyara, “Babam, ben nasıl bir şehre geldim böyle? Kaçışı yok, çıkışı yok, dönüşü yok…” deyince İhtiyar, “Bize lazımsın oğul,” demiş. “Evlendiğin kız da aslında sana benzer. Biz ona seni çok anlattık. Bak, senin karın oldu.”
Bey Beğenmez kızla baş başa kaldığında, “Benim gönül maceralarına ayıracak zamanım hiç olmadı. Ancak seni görüp de âşık olmamak mümkün değil,” demiş.
Kız gülümsemiş: “Ağzının iyi laf yaptığını bilmeyen yok Bey Beğenmez. Demek ki senin tek işin bey beğenmemek. Gerçekten bütün beyler beğenilmeyecek kadar kötü mü?”
Bey Beğenmez, “Yok canım! Öyle şehirlerde tek bir gece kalmadım. Benim işim de derin, meselem de…” yanıtını vermiş.
Birkaç gün sonra Bey Beğenmez beyin yanına varmış: “Beyim, emrindeyim.”
Bey, “Ben şüpheci bir insanım. Bu şehirde Hancı hariç herkesten şüphe ederim, gerektiğinde ondan da. Sana hamilik yapan, akrabasından bir kızla everen Hancının çocukluk arkadaşı İhtiyar ilk sırada. Düş onun peşine. Ne eder, nereye gider, kiminle oturur kalkar senin işin o. Bey konağında çalışıyor görüneceksin, hanımın da öyle bilecek. Ancak İhtiyar’ı adım adım takip edeceksin.” demiş.
Bey Beğenmez varmış İhtiyar’ın yanına: “Babam, Bey seni takip etmemi ister.”
İhtiyar, “İyi ya, beni takip et. Beş yanlış, iki doğru haber götür. Bu mesele senin sanatın. Kendi konuştuklarını Beye ‘Böyle konuşuyorlar’ diye anlat. Bey Beğenmez şehre mi geldi diye şüphe etsinler. Karın da kadınlara anlatsın; merak etme, o konularda çok mahirdir. Bakalım Bey ne zaman çıldıracak!” demiş.
Şehrin beyi Bey Beğenmez’den çok memnunmuş. Ta ki Bey Beğenmez’i ölsün diye şehrin dışına attıran diğer şehrin beyi ziyarete gelinceye kadar…
Bey, “Hancının yeğeni! Ağabey bildiğim Bey ziyaretime geliyor, başka beyler de gelecekler. Lakin ağabeyim önemli. Bu şehir bir hayli karışık olacak, ağabeyimi sen koruyacaksın,” talimatını vermiş.
Ertesi gün akşama kadar isyankâr beyler bey konağına gelmişler. Yanlarında getirdikleri savaşçılarla şehirde kim dost, kim düşman belli değilmiş. Akşama doğru Sultan’ın kardeşi, beyin “Ağabey” dediği ve Bey Beğenmez’i tek tanıyan o beyle birlikte şehre girmiş. Bey Beğenmez, yüzünü saklayan bir savaşçı gibi sadece gözleri görünen bir miğferle ağabeyin yanına dâhil olmuş. Bey, yanına yeni katılan bu savaşçıdan rahatsız olup adamlarına işaret etmiş.
Beyler, Sultan’ın kardeşinin başkanlığında bir savaş meclisi oluşturmuşlar. İhtiyar, Bey Beğenmez’e fısıldamış: “Neden burada olduğunu anlayabildin mi? Çıkışı olmayan bu şehirden Sultan’ın kardeşini kaçıracağız. Seni tek tanıyan beye öyle bir iş edeceksin ki şehir karışacak. Bunu çok geciktirme!”
Beyler bir araya geldiğinde Bey Beğenmez, onu tanıyan beyin tam karşısında durmuş. “Sen de kimsin?” demelerine kalmadan Bey Beğenmez hançerini öyle seri fırlatmış ki onu tanıyan beyi tam kalbinden vurmuş! Beylerden bazıları kılıçlarını çekse de Bey Beğenmez o beyleri hemen saf dışı bırakmış. İhtiyar ve Hancı’nın adamları Sultan’ın kardeşini yakalayıp dışarı çıkarmışlar.
Şehrin beyi kılıcını çekip, “Ben hainleri yaşatmam!” diyerek Bey Beğenmez’e saldırmış. Beyin hamlelerini savuşturan Bey Beğenmez kendini dışarı zor atmış. Şehre gelen beylerin muhafızları beylerini korumaya çalışırken, Bey Beğenmez’in karısı ve şehrin kadınları evlerin çatılarından ok yağdırmaya başlamışlar. Şehirde ölümüne bir çarpışma başlamış.
Şehrin meydanında Şehrin Beyi, “Dur Hancının yeğeni! Hancı beni sırtımdan vurdu, karşı tarafa geçti. Kimsin sen? Hancının yeğeni olmadığın artık belli!” diye bağırmış.
Bey Beğenmez, “Ben senin aradığın o adamım! Bana Bey Beğenmez derler. Senin gibi beğenmediğim, Sultanımıza asi beyleri yerden yere vurur, onları memlekette bilinir hale getiririm. Sultanımız beni bu işle görevlendirdi. Senin şehrin hariç memleketin her şehrini bilirim. Bu şehir ‘çıkışı olmayan şehir’ diye tanınır, kapan gibi bir yerdir. Lakin bu sefer kendi kurduğun kapana sen yakalandın!” demiş.
Bey, “Beni memlekette yenebilen bir kimse yok! Seni geberteyim ki Sultan’ın kardeşini serbest bıraksın hainler!”diyerek çekmiş kılıcını. Bey Beğenmez beyin kılıçtaki ustalığını bildiği hâlde kılıcını çekmiş. Bey, “Sonun geldi Bey Beğenmez! Bundan böyle ‘Bir Bey Beğenmez vardı, kapana yakalandı’ diyecekler,” derken tam o sırada üzerine o kadar çok ok yağmış ki tek bir kelime bile söyleyemeden yere yıkılmış.
Okçuların başında Bey Beğenmez’in karısı varmış: “Beyim! Bu hain, zorla babamın elinden beyliği aldı; anamı da babamı da şehrin meydanında öldürdü. Beni o ihtiyar ve karısı sakladılar. Ben bugünü görebilmek için yaşadım. Hele sana bir şey olsaydı atardım surlardan aşağı kendimi!” diyerek koşup sarılmış Bey Beğenmez’in boynuna.
Akşama doğru şehre Sultan gelmiş. Hancı ve İhtiyar, Sultan’ın kardeşini ve esir aldıkları diğer beyleri Sultan’ın önüne atmışlar.
Sultan, “Bey Beğenmez! Bu başarıda en büyük pay senin. Bugüne kadar çekmediğin eziyet kalmadı. Dile benden ne dilersen!” demiş.
Bey Beğenmez, “Saltanatın daim olsun Sultanım,” diye cevap vermiş.
Sultan, “Bey Beğenmez, mademki Hancının yeğeni, bu ihtiyarın evladı, bu bey kızının da kocasısın; bu sınır şehrinin beyi bundan böyle sensin! Bakalım ahali senin gibi bir Bey Beğenmez’i beğenecek mi?” diyerek noktayı koymuş.
Anlatırlar ki Bey Beğenmez; hanımını kadınlardan sorumlu kılmış, Hancıyı şehrin ticaretinin başına getirmiş. İhtiyar’a ise “Babam, sen benim danışmanımsın. Sana danışmadan adım atmayacağım,” demiş. Dışarı çıkışı olmayan şehir olarak bilinen sınır şehri, kapılarını tüm memlekete açmış. Şehir; Sultan’a karşı gelen beylerin isyanını bastıran, memleketine ve Sultanı’na sonuna kadar bağlı bir diyar olarak anılmaya başlamış.
Sultan, Bey Beğenmez’i zaman zaman yanına çağırıp değişik görevler vermiş. Bey Beğenmez’in olmadığı zamanlarda şehri Bey Hatunu, Hancı ve İhtiyar yönetmiş. Şehir gelişmiş, Bey Beğenmez’in Bey Kızı’ndan çocukları olmuş. Ahali ise memleketin her tarafında, “Biz Beyimiz Bey Beğenmez’in beyliğini çok beğeniyoruz,” diye anlatır dururmuş.
Şehir şehre, Bey Beğenmez Bey Beğenmez’e, Bey Beye, Sultan Sultan’a, Sultan’ın kardeşi Sultan’ın kardeşine, ağabey ağabeye, Zindancıbaşı Zindancıbaşına, Hancı Hancıya, İhtiyar İhtiyar’a, Bey Kızı Bey Kızına, Muhafız Muhafıza, kervancı kervancıya, kervan kervana, zindan zindana, han hana, meydan meydana, ahali ahaliye benzer…
Bir kıssadır anlatılan; “her kıssadan bir hisse alına” denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…
Sürçülisan eylediysek affola…
Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah.









