Asıl Gündem

featured

Yazar Erol Sunat, güncel meselelerin ve yapay tartışmaların gölgesinde kalan toplumsal gerçekleri “demli bir çay” metaforu üzerinden ele alarak halkın öz gündemini sorgulamaktadır. Metinde, siyaset ve ekonominin karmaşası içinde kaybolan samimiyet, vefa ve dürüstlük gibi insani değerlerin asıl öncelik olması gerektiği vurgulanmaktadır. Toplumun suni başlıklarla meşgul edilmesine bir eleştiri getirilirken, milletin vicdanı ve vatan sevgisinin her türlü tali konunun üzerinde olduğu hatırlatılmaktadır. Sözünde durmayanlara ve asıl sorunları görmezden gelenlere karşı manevi bir sitem dile getirilerek, kalıcı olanın insana dokunan değerler olduğu ifade edilmektedir. Sonuç olarak bu yazı, karmaşık dünya düzeni içinde insan odaklı ve yerli bir bakış açısını yeniden merkeze koyma çabasıdır.

 

Gündem konusunda kafalar karışık. Efendim gündem, mecaz faslından yürüdüğümüzde günün demlenmiş hali.

Gün demleme konusunda Merkür, Uranüs, Jüpiter hem en başta hem bir hayli revaçta…

Sonra siyaset

Sonra ekonomi

Sonra dahası…

Gün ve dem neredeyse yan yana gelemiyorlar.

Gün ve dem noktasında, günü demleyecek birilerini arıyor gözlerimiz.

Bir zamanlar çay ocaklarımız vardı.

O ocaklarda nefis çaylar demlenirdi.

O demli çayın kokusu birkaç sokak ötesine ulaşır, yoldan çevirirdi insanları.

Demli çay, demli laflara aşinaydı ve tabii ki demli günlere.

Demlerin içinde olmak, sislerin içinde olmaya benzemez.

Birinde oturur, olan biteni müzakere eder doğruyu bulursunuz; diğerinde ise kaybolursunuz.

Kaybolmayı seçenler varsınlar “gemileri yaktık” desinler, “bu kaçıncı gemi yakmak?” diye sormayacak mı insanlar?

Meğer kaybolmayı ne kadar çok seviyormuşuz… Sis ve tezat kol kola girmişse de kaybolmayı niyetine alan onların koluna girmişse, kimse bulamaz o kaybolanı

***

Asıl gündem bir zamanlar sıcacıktı. İçtendi. İnsanların derdine derman olurdu. İnsanlar düşünüldüklerini, birilerinin sürekli yanlarında olduklarını hissederlerdi.

Ve tabii ki, araya bir yığın tali gündemler alıp asıl gündemi gündemin en son maddesi olmaya layık bile görmeyen davranışlar da yoktu.

Kim karıştırdı aklımızı?

Kim değiştirdi yolumuzu?

Kim kopardı bizi bizden?

Kim hasım etti, ortada hiçbir şey yokken, tek bir kelime dahi etmeden?

Asıl gündem, hayati

Asıl gündem, önceliği olan gündem

Önüne geçilemeyen, sırası değiştirilemeyen gündem.

Aynen anayasamızın ilk dört maddesi gibi…

Değiştirilemeyen, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddeler.

***

Herkesin bir hesabı vardır, lakin bizi yaratanın da bir hesabı vardır; kulun hesabı şaşar, yaratanın hesabı şaşmaz demişler.

Dünya var olduğundan bu yana bu hep böyleydi, hiç değişmedi diye de eklemişler.

Bizim gündemimiz bir yere kadar.

Asıl gündemleri göz ardı ede ede gelinebilecek bir yerler olabilir.

Asıl gündem aslında “mevzubeton/mevzubahis vatansa gerisi teferruattır” noktasına demir atmış sitemlerle dolu.

Sitem oklarını Türk Milleti atmaya başladıysa iflah olmaz o oklardan payına düşenler.

“Ne demiştin, niçin caydın sözünden…” şarkısının mısralarını hatırlar mısınız?

Bize söz verenler, o kadar çok caydılar ki sözlerinden…

Geriye bir kucak dolusu hayal kırıklığı kaldı demekten kendimizi alamadık.

Attık içimize, yaslandık dağlara taşlara; gözyaşlarımıza şahit oldu karanlıklar, yıldızlar, duvarlar.

Tesellimiz oldu şarkılar, türküler, mısralar…

Bizim şarkılarımızın anlamı derin

Tali gündemlere ders verecek boyutlarda.

Asıl gündem güzel Türkiye’m. Ve güzel Türkiye’min asil Türk Milleti

***

Tali gündem; savaşın gündemi, barışın gündemi, ekonominin gündemi, bitmez araya girenlerin gündeme benzemez gündemleri

Benim asıl gündemim o anlatılanlar değil, o ısrarla sıraya konanlar, sıra atlatılanlar değil…

Dudak bükülerek…

“Neymiş memleketin gündemi?” diye sorulan soruları duymuyor mu memleketin dört köşesi, dört bucağı?

Duyar elbet…

Bilir elbet…

Görür elbet…

Memleket vefa nedir bilir

Kendini kim sever, kim tutar, kim yanında bilir…

Asıl gündemden sürekli uzaklaşıldığını da bilir.

Yalan dünya demişler…

Kimler geldi, kimler geçti demişler…

Bu dünya ne sana ne bana kalmaz demişler.

Ne ekersen onu biçersin demişler…

Yapma demişler, etme demişler…

İnsanları kırma, incitme demişler…

Bugün dünya, yarın ahiret diye inceden inceye işaret etmişler.

***

Derler ki;

Gündem kendisiyle çok fazla uğraşanı…

Kendini hırpalayanı…

Alır koyar bir maddenin, bilinmeyen görünmeyen bir şıkkının içine

Gündemde değilken gündem oluverir o şıklar, o maddeler…

Gündem bu…

Bakarsınız bir güzellik yapar…

Bakarsınız kafasına göre takılır.

Bakarsınız geçti derken çakılır…

İnsanların gündeme yaklaşımı anlaşılır gibi değildir. Bir gündem gelir, başlar konuşulmaya, tartışılmaya… Rüzgâr eser…

Gemileri yakmaya çakmak aranır…

Dönüşler başlar aniden…

Pişmanlıklar olur kendiliğinden…

Kendine gelir bazıları, “Ben nerede, ne yanlış yaptım?” diyerek.

Garanti diyorlar ya hani…

İnanın garanti diye bir şey yoktur.

O söz, biz insanların kendi kendini kandırması ya da rahatlatmasından başka bir şey değildir.

Garanti bizden…

Garanti yanımızda…

Bizden bir başka yere gidemez…

Tapusu bizde, tapusu…

Asıl gündem ortaya çıktığında, garanti görülenlerin gözünü kırpmadan asıl gündemi seçtiği sayısız olay vardır…

***

Mesele gündem olunca, günün demlenmesi de işin içine girince, “Bu işe mecaz ne diyor?” diye soranlar olabilir…

Bunu elbette bir bilen yok…

Lakin tevatür çok…

Tahmin gani…

Asıl gündem hani?

O ortada yok…

Asıl gündem halkın gündemi

Bizim gündemimiz…

Sıra gelecekken, sıralamaların azizliğine uğraya uğraya bir hâl olan, kendine gelemeyen gündem…

Ona sıra gelinceye kadar Üsküdar’da sabah oluyor derler ya, ona benzer bir vaziyet.

Söze, sözünde durmayan kürsüler söz vermiyor. Söz de atıyor kendini sokaklara, atıyor kendini meydanlara…

Asıl gündem nerede? diye soruyorlar.

Asıl gündem olması gereken yerde

Türk Milletinin kalbi her nerede atıyorsa orada…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!