Yunanistan’ın Ege’deki gayri askeri statüye sahip adaları silahlandırması ve Türk kıyılarına yakın bölgelerde gerçekleştirdiği gövde gösterileri iki ülke arasındaki gerilimi yeniden tırmandırmaktadır. Ankara yönetimi bu duruma sert diplomatik uyarılar ve askeri birlik kaydırmalarıyla karşılık verirken, Atina hükümeti ise uluslararası haklarını savunmaktan vazgeçmeyeceğini belirterek meydan okuyan açıklamalar yapmaktadır. Türk yetkililer yaşanan bu gelişmelerin Yunanistan’daki iç siyaset ve seçim atmosferinden kaynaklandığını savunsa da, uzmanlar bu tavrın kalıcı bir devlet politikası olduğunu vurgulamaktadır. Öte yandan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda tanınması için yapılan çağrılar karşılıksız kalmakta ve çeşitli diplomatik krizler yaşanmaya devam etmektedir. Son olarak, Türkiye’nin Yunanistan’ın kara sularını genişletme planlarına karşı 1995 yılında ilan ettiği savaş sebebini (casus belli) halkın yeterince bilmediği ve yöneticilerin bu meseleyi geçiştirdiği yönündeki eleştiriler dikkat çekmektedir.
Cumhur İttifakı’nın en azimli ortağı MHP Lideri Devlet Bahçeli bu defa da BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, “sessiz milyonların sesi olan, hakkın ve haklının yanında duran; açık, güçlü ve etkileyici mesajlarıyla Türk Milletinin haklı duruşunu ve iradesini bütün dünyaya duyurduğu” için Erdoğan’ı övgüye boğdu.
Oysa, Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu’nun BM toplantısından önce derlediği üzere, Erdoğan’ın 2014’ten bu yana vurguladıklarından farklı pek bir şey yoktu.
BU BEŞİNCİ ÇAĞRI
Erdoğan’ın, BM’deki Kıbrıs mesajına bakalım; “Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli. Maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon son bulmalıdır. Uluslararası toplumu KKTC’yi tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum.” dedi. Bahçeli de Erdoğan’ın söz konusu çağrısını memnuniyetle karşıladı.
Bu da yeni değildi; Erdoğan 2022-2025 yıllarındaki her konuşmasında aynı çağrıyı yaptı, şimdiki beşinci oldu.
Peki o çağrılara rağmen KKTC’yi tanıyan oldu mu? Türk Devletleri Teşkilatından beş ülkenin Nisan 2025’te ne yaptığını biliyorsunuz. AB, fonları bastırınca Rum kesimini tanıdılar, Ankara da bunu “aile içi mesele” saydı!..
Dahasını hatırlatalım; 11-17 Ağustos’ta İstanbul’da düzenlenen 22’nci Uluslararası Coğrafya Olimpiyatlarına KKTC değil, Rum kesiminden öğrenciler çağrıldı. Rum öğrencilere madalya takdimi sırasında “Kıbrıs Cumhuriyeti” anonsu yapıldı, bu arada öğrencilerden birisi de Rum bayrağını açtı.
Ya adeta yemeyip yedirdiğimiz, giymeyip giydirdiğimiz için her fırsatta Erdoğan ve Türkiye’ye övgüler yağdıran Somali ne yaptı? Ankara Üniversitesi mezunu olan Meclis Başkanı Abdulkadir Mohamed Nur, KKTC Meclis Başkanı Ziya Öztürk’ün tebriğine teşekkür ederken “KKTC Meclis Başkanı” ifadesini kullandı. Rum basını “Somali provokasyonu” yaygarasını koparınca, “Yanlış anlaşılmasın, bu kişisel mesajdır.” diye geri adım attı. Somali Dışişleri Bakanlığı da, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü desteklediklerini, adanın kuzeyinde ayrı bir yönetimi tanımadıklarını” açıkladı.
EGE’DE OLANLAR
Kıbrıs’ta durumumuz bu. Bir de Yunanistan’ın 2004’ten beri, Lozan ve Paris anlaşmalarına göre gayriaskerî statüde olan Ege’deki adaları işgal etmesinde gelinen noktaya bakalım.
Başbakan Miçotakis Ağustos başında Aydın ilimize bağlı Didim açıklarındaki Eşek Adası’na gidip buradaki askerlerden brifing aldı. Burada dalgalanan Yunan bayraklarıyla övünürken de, “Bu sınırların sadece Yunanistan’ın değil, aynı zamanda Avrupa’nın sınırları olduğunu” iddia etti.
Ankara’nın gıkı çıkmadı. İktidar medyası ise Eşek Adası’nın Aydın’a bağlı olduğunu gizlemekle kalmadı, Miçotakis’in dönüş yolunda Türk bayraklı tekneleri selamlamasıyla övündü!..
Miçotakis’in Eşek Adası çıkarmasından hemen sonra Yunanistan, Lozan’a göre çivi çakılmasının bile mümkün olmadığı, Antalya’ya 2 kilometre mesafedeki Karaada kayalıklarına törenle asker yerleştirdi.
Miçotakis son olarak da 12 gün önce ülkemize sadece 1950 metre mesafede bulunan ve yıllardır Yunan askerlerinin cirit attığı gayriaskerî statüdeki Meis ile egemenliği tartışmalı Fener ve Karaada’da üç günlük gövde gösterisi yaptı.
Ankara ise -Yunan askerlerinin Meis’te konuşlandığı yeni fark edilmiş gibi- 51’inci Komando Tugayı’nı, Türkiye’ye en yakın konumdaki Yunanistan toprağı olan Sisam adasının tam karşısındaki Aydın Söke’ye kaydırdığını duyurdu.
Yunanistan da beş gün sonra misilleme olarak Türkiye sınırındaki Meriç bölgesinde bulunan Büyük Derbent’e kalıcı bir özel harekât komando birliği konuşlandırdı.
“SEÇİM ATMOSFERİ” DİYE DİYE
Miçotakis’in Meis şovundan sonra iki ülke yetkililerinin söz düellosuna gelirsek;
Erdoğan, Yunanistan’ın adaları silahlandırmaya devam etmesi hâlinde, “Bize düşen nedir? Gereğini yapmak.” dedikten sonra, “Girdiği bu yanlış yoldan dönmeli, gayriaskerî statüdeki adaları silahlandırmaktan vazgeçmeli.” çağrısında bulundu.
Bu arada MİT Başkanı’nın Atina’ya gidip mevkidaşı Ulusal İstihbarat Başkanı Themistoklis Demiris’le “açık ve net” bir şekilde konuştuğu ortaya çıktı.
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye’nin diplomasiye ve sorunların müzakere yoluyla çözümüne verdiği önemin “zaaf” olarak algılanmaması gerektiğini söyledi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gayriaskerî statüdeki adaların silahlandırılmasının Türkiye için tehdit olduğunu ve bununla ilgili “çok ince, çok ısrarlı girişimlerde” bulunduklarını belirtirken, olanları Yunanistan’daki seçimlere bağlayıp şunları kaydetti:
“Yunanistan’da iç siyasette bir Türkiye faktörü var. Kamuoyunun dikkatini çekmek istiyorsa açacağı kart, Türkiye kartı. Bizim daha büyük, daha küresel sorunlarımız var, ama Yunanistan siyasetinin bir tane konusu var. Mevcut hükümetle bir anlayış birliğine ulaştık. ‘Bu iktidarlar olduğu sürece sorunu çözmek için ellerinden geleni yapacaklar, birbirlerine karşı sürpriz olmayacak’ dendi. Muhalefetin de orada hükümeti vurduğu yer sadece burası oluyor. Orada da bir seçim atmosferi var ve bu dil biraz daha kullanılacak. Ama biz resmiyette olana bakıyoruz… Cumhurbaşkanımız her gelen hükümetle konuşarak, bu meseleleri çözmek istediğini gösteriyor. Maceracı adımlara gitme niyeti olursa bu devletin ciddiyeti, gücü herkes tarafından biliniyor.”
Milli Savunma Bakanlığı da, “Türkiye kıyılarına son derece yakın konumda bulunan Meis’in gayriaskerî statüsüne aykırı fiilî durum oluşturulmasına yönelik girişimlerin uluslararası yükümlülüklerle bağdaşmadığını ve ülkemiz tarafından kabul edilmeyeceğini bir kez daha vurguluyoruz… Yunanistan’ı uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerine riayet etmeye ve gayriaskerî statüdeki adalarda bu statüyle bağdaşmayan faaliyetlerden kaçınmaya davet ediyoruz.” açıklamasını yaptı.
MSB son olarak dünkü haftalık basın brifinginde ise Lozan ve Paris Barış Antlaşmalarını hatırlatıp Yunanistan’ın bu antlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerine riayet etmesini istedi.

YUNANİSTAN ORALI BİLE OLMADI
Yunanistan cenahına da bakalım.
Ankara’nın bu uyarıları üzerine Yunanistan Başbakanı Miçotakis, son aylarda Türkiye’nin söyleminde nispi bir kötüleşme olduğunu doğrularken, “Ancak Türkiye’nin şimdi ifade ettiği görüşlerin birçoğunun geçmişte de dile getirilmiş olduğunu” vurguladı.
Ülkemizde “barış güvercini” olarak gösterilen ve Hakan Fidan’ın “dostu” olarak bilinen Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis ise şöyle tehditler savurdu:
“Sahada karşılık veririz. F-35’leri havalandırırız. Tüm senaryolara hazırız… Bölgesel suların 12 deniz miline kadar genişletilmesi, Uluslararası Deniz Hukuku’ndan kaynaklanan Yunan devletinin bir ayrıcalığıdır. Biz bundan asla vazgeçmedik… Türkiye’deki bazı çevrelerden sıklıkla gördüğümüz bu tür gerginliklerin nedeninin, Yunanistan’ın gerçek bir güç kazanması ve daha önce hiç olmadığı kadar duyulan bir sese sahip olması olduğunu anlıyoruz… Bağıran kişi her zaman en güçlü olan kişi olmayabilir. Aslında, genellikle en zayıf olan kişidir… Yunanistan’ın egemenliğiyle ilgili, ‘gri bölgeler’ veya adaların askerden arındırılması gibi iddialar keyfi, gerçek dışı ve tartışmaya açık değildir.”
“BİR GECE ANSIZIN” NE ZAMAN?
Tamam, Yunanistan’a “savaş açalım” diyen yok da, adamların bu politikasının hükümetlere veya bakanlara göre değişmeyen, resmî devlet politikası olduğunun hâlâ görmezden gelinmesini anlamak mümkün değil.
“Yunanistan seçim atmosferinde” imiş… Böyle diye diye on yıllardır nereden nereye geldikleri ortada ve bu gidişle kimbilir daha nerelere gelirler.
Bir vakitler en azından, “Bir gece ansızın” deniyordu. Unutuldu mu yoksa bizdeki seçim dönemi mi bekleniyor, bilinmez; ama pek gururlandığımız Ankara’daki NATO Zirvesi sırasında, Erdoğan’ın Yunanistan’ın kara sularını genişletme planlamaları konusundaki bir soruya verdiği cevabı hatırlatalım.
“Bu ‘casus belli’ konusunu benim milletimin tamamına yakını bilmez. Ne olduğunu sorsan, bilmez. Dolayısıyla bunlarla bence hiç milletimizi oyalamaya da gerek yok. Bizler de zaten Yunanlı dostlarımıza diyoruz ki, ‘Bunlarla ne Yunan vatandaşını ne de bizim vatandaşımızı meşgul etmeyelim. Gelin oturalım, konuşalım, işi bitirelim’. Bizim adımımız bu.” dedi.
Demek milletimizin tamamına yakını, Yunanistan’ın kara sularını 12 mile çıkarma kararı alması üzerine TBMM’nin 1995’te bunu “casus belli-savaş sebebi” saydığını bilmiyor!..
Hadi milletimizin bilmediğini varsayalım, devletimizin birinci ağzından bunun “oyalama/meşguliyet” sayılması, Yunanistan’ı böylesine cüretlendirmez de ne yapar?!











