Yazıda, doğadaki ekinoks olayının sunduğu kusursuz gece ve gündüz eşitliği üzerinden insanların hayatındaki kronik dengesizlikler ele alınmaktadır. Dünyanın düzeni kendiliğinden bir denge bulurken, insanoğlunun hırsları, bencillikleri ve açgözlülüğü yüzünden bu kavramdan hep uzak kaldığı vurgulanmaktadır. Savaşlar, adaletsizlikler ve paylaşımsızlık gibi toplumsal yaraların temelinde bu dengenin kaybedilmesi olduğu ifade edilmektedir. Yazar, Mevlânâ ve Yunus Emre gibi figürlerin öğretilerine atıfta bulunarak maddiyata duyulan aşırı tutkunun insanlığı uçuruma sürüklediğini belirtmektedir. Sonuç olarak, gerçek bir dengenin kurulması halinde huzur, barış ve adalet geleceği savunulurken, insanlığın doğadaki bu uyumdan ders çıkarması gerektiği hatırlatılmaktadır.
Geçtiğimiz çarşamba günü yani 23 Eylül günü Sonbahar Ekinoksunu yaşadık. Yani bütün dünyada gece ve gündüz birbirine eşitti.
Ekinoks denge anlamına da geliyor.
Denge dünya için tamam da bizim dengemiz ne âlemde?
Kime sorsanız;
“Ben dengeyi severim…
Yol arkadaşım…
Aynı sınıfta okuduk…
Bizim mahalleden kapı komşumuz…”
Benzeri kelamlar edebiliyor.
Bu dünyanın, bu âlemin dengesini biz bozmadık,
Sebebi biz değiliz,
Kim “Dengeyi o bozdu” diyorsa Allah’ından bulsun,
Denge ile hiç yollar ayrılabilir mi?
Küs durulabilir mi?
Denge bu kardeşim, dengeyi bozanın feleği şaşar…
Aman efendim, denge vardı da biz mi dengenin suyunu bulandırdık diye zeytinyağı misali su yüzüne çıkanlarla karşılaşmış olabilirsiniz…
***
Denge, tutturabildiğimiz bir şey değil. Zaten tutsun da istediğimiz söylenemez.
Bir şeyler dengelendi mi hepimize bir hâller olur. Ya ayaklarımız yerden kesilir ya da konacak dal aramaya başlarız, yükseklerden aşağılar nasıl gözükecek diye.
Çakılan çakılır…
Düşen düşer…
Dibi bulan bulur,
Uçurumdan aşağı düşen…
Sele kapılan…
Yelde savrulan…
“Denge!” diye çok bağırsa…
Feryadüfigan etse de…
Hayatını tekrar dengeleyebilmek için çok çırpınır…
Dengeli beslenmeden dengeli davranışa kadar hayatımız denge ile başlayan ya da içinde denge bulunan cümlelerle kurulu ya da örülü…
“Her işin başı denge” diye başlıyoruz, sonunda o denge denen terazi eşitlenmiyor. Terazinin kefeleri dengede kalamıyor. Nedeni dengesizliklerin sürekli ağır basması.
Denge dilimizden düşürmediğimiz, ancak dengesizliği denge diye kabul ettirmek adına saçmalanan, hırpalanan, yalpalanan, hayatı insanlara ve insanlığa zehrettiğimiz bir dünyaya uyanıyor herkes.
Bugünlerde, ekinokslar dâhil denge dediğimiz o güzelliği gören var mı?
***
Ekinoks senede iki kez yaşanır; biri 21 Mart’ta, diğeri 23 Eylül’de…
Bu günler denge günleridir.
Dünyanın dengesini bulduğu, lakin bizim dengeden bihaber olmayı seçtiğimiz günlerdir bu günler her nedense.
Haberimiz olsa da olmasa da galiba denge bizi bozan, altüst eden, denge dersinden sürekli sınıfta kaldığımız, bir türlü geçemediğimiz bir kavram.
Keşke böyle olmasaydı, keşke denge ile çok daha fazla barışık olabilseydik.
Dengeli olsak, dengeli dursak, dengeli davransak, yaptığımız her şeyde dengeyi gözetsek huzur gelecek her yere, barış güvercinleri konacak omuzlarımıza; adalet, hak ve hukuk yüzleri gülümsetecek, insanlık derin bir “Oh…” çekecek.
Denge bizi yakalayamıyor…
Çağrılarına cevap vermiyor, geri dönmüyoruz…
“Gel” diyor, gelmiyoruz…
Buluşma noktalarına gelmekte sıfır çeken her defasında bizden başkası değil…
Onunla buluşmuyoruz, konuşmuyoruz, “Benim dengeyle işim olmaz” inadını sürdürüyoruz.
“Benim dengem beni ilgilendirir” gibi savunmaların ardına sığınmamız ise evlere şenlik.
Dengesi olmayan bir denge anlayışı.
Tam da bize göre…
***

Denge olsa, denge sağlansa, denge dünyanın her yanına hâkim olsun istense;
Savaşlar bitecek, denizler durulacak, kasırgalar yerine meltem rüzgârları esecek, iklim çok daha ılık olacak. Kimsenin bir başkasının toprağında, yer altı ve yer üstü zenginliklerinde gözü olmayacak, açgözlü projeler çöpe atılacak, sınırları hiçe sayan haritalar yakılacak, dünyayı kana ve ateşe sürükleyenlerin peşi sıra gidilmeyecek.
Denge, güllük gülistanlık olma hâlinin hakiki adı. Tam açılımı, tam karşılığı. Yalansız, riyasız, göz boyamadan, aldatmadan, kandırmadan…
Denge sarsılmaya başladı mı, kantarın topuzu kaçar, işler şirazeden çıkar.
Denge, oldukça nazik ve hassas bir teraziye benzer. Sabır taşını çatlatmayan, infilak ettirmeyen bir sabır…
Duyarlı bir ihtiyat payı…
Kendine has bir hoşgörü dairesi…
Dengeyi oldukça özel bir konuma getirir.
***
Dengeyi tanıyan, bilen bütün bunları bilir; daha fazlasını da daha ötesini de…
“Ne dengesi, denge benim, ben varsam denge vardır, ben yoksam kimse dengeden bahsedemez” benzeri çıkışlar dengeyi altüst eder. Denge arayanların, dengesizlikler peşinde koşması ve koşmaya devam etmesi de dengenin anlamının ters yüz edilmesine bile bile seyirci kalınmasının bir tezahürüdür.
Denge olmadı mı, iş kapıları, aş kapıları birer ikişer kapanmaya başlar.
Yollara dahi kapılar konur, kapıların önüne masalar.
Sonrası açmazlar…
Adına çıkmaz sokak denen çıkmazlar…
Duvarlar yükselir her tarafta…
Kapı duvar denmesi ondandır.
Denge olmazsa nefes alınamaz.
Bunalımlar ayyuka çıkar, hafakanlar basar, efkâr evin içinde volta attırır adama…
Dengesini kaybeden geceyi de gündüzü de bilemez, hatta yürüdüğü, adımladığı sokakları bile.
Moral iflas eder, konuşulanlar duyulmaz olur, hayat durur.
Denge yaşama sevincidir.
Can suyudur.
Hayat öpücüğüdür.
Kör ışıklı tünellerden çıkıştır, kurtuluştur.
***
“Bunlar daha iyi günleriniz” diyen felaket tellalları, neden göstermezler dengenin yolunu?
Dünya dengeye gelir de biz neden gelemeyiz hiç düşündünüz mü?
Üç günlük dünya sözü dilimizden düşmese de hırslarımıza yenilmekten kendimizi alamayız.
Ne diyordu Mevlânâ?
“Hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz? Hiçbir can sizin değil, niye dövüşüyorsunuz?”
Aynı şekilde Yunus ne demişti?
“Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi? / Mal da yalan, mülk de yalan / Var biraz da sen oyalan.”
Malı mülkü, gücü elinde bulunduranlar keşke dengeleri gözetselerdi de ellerinde bulundurduklarını insanlara zulmetmek için kullanmasalardı. Bölüşmek ve paylaşmak denen erdemle insanlığa dokunsalar, insanları ve insanlığı mutlu etselerdi…
Doğu Türkistan gibi güzel bir diyarın o güzel insanlarını esarete mahkûm etmek, kan kusturmak, hürriyetlerinden yoksun bırakmak, Gazze’de olduğu gibi öldürmeye ve vahşete doyamamak denge denen güzelliğin neresinde var?
***
Denge enteresan bir kavram.
Kimine göre eksantrik…
Kimine göre kısıtlı bir yaklaşım.
Kimine göre spesifik…
Kimine göre tam bir goygoy…
Kimine göre bu dünyada denge olma ihtimali, ihtimal dâhilinde bile değil…
Yalan dünya, bakın diyor: “Ben dengeyi yakalamışım, asıl sizden ne haber?”
Biz ve dengenin bir arada, yan yana durabilmesi dahi mucize…
Dengesizliğin cirit attığı bir dünyada gece ve gündüz eşitlendiler, kendilerini öyle bir dengelediler ki ekinoks dediğimiz o coğrafi olay gerçekleşti.
Dengeyi sağlayamayan, sağlamayı başaramayan, dengede olmayı ve durmayı çöldeki seraplara döndüren insanlık ekinokstan ders alabilir mi?
Bugüne kadar hiç almadı ki…











