Mehmet Özkendirci’nin Ambar Fareleri başlıklı yazısı, Türkiye’deki siyasi çürümeyi, iktidar mensuplarının yolsuzluk iddialarını ve muhalefet içindeki güven sarsıcı savrulmaları sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, halk ekonomik kriz ve açlık sınırı altında ezilirken siyasetçilerin halkın sorunlarına duyarsız kalmasını ve absürt tasarruf tavsiyelerinde bulunmasını ironik bir dille gözler önüne sermektedir. Özellikle bazı iktidar yetkililerinin skandallar karşısında sorumluluk almaktan kaçınıp liderlerine sığınması ve fon tartışmaları yazının ana odağını oluşturmaktadır. Ayrıca, CHP’nin kalesi olarak bilinen İzmir’in belediye başkanının Atatürkçü Düşünce Derneği’nden istifa edip iktidar kanadına yaklaşması, muhalefet cephesindeki siyasi ihanet ve transfer iddialarıyla birlikte eleştirilmektedir. Metin, makam ve hırs uğruna değerlerinden vazgeçen siyasetçileri, halkın yaşadığı sefalet tablosuyla tezat oluşturacak şekilde hicvederek son bulmaktadır.
Başlıktaki bu sözü çok beğendim, sizlerle paylaşmak isterim: “Ambarda bir fare gördüysen bil ki; anası, babası, eşi, kardeşleri, çocukları ve yedi sülalesi de ambardadır!” Ben de bir zamanlar AKP’nin milli marşı gibi söylenen o sözleri günümüze uyguladım:
BERABER YÜRÜTTÜK BİZ BU YOLLARDA
F. Betül ParaSAYAN, “Yalnız değil” diye kendisine destek veren partili arkadaşları… Allah bazı kullara “YÜRÜ ya kulum” derken mesajı yanlış anlayıp “YÜRÜT ya kulum” diye anlamışlar. Evliya Çelebi şefaat isterken dili sürçüp “Seyahat ya Resulullah” dediği gibi…
Muhaliflerde suç bulmak için DON’una kadar arayanlar, söz konusu kendilerinden olınca gerçek FON kabak gibi ortadayken “Nefsine uymuş” denilerek kendilerini WhatsApp’tan silmişler. Telefonla doğan bir milletin evlatlarına verilebilecek en büyük ceza bundan başka ne olabilir ki…

Millet, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde söylediği gibi fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş durumda, ülkenin çoğu açlık sınırı altındayken AKP Milletvekili Zülfü Demirbağ çözümü şöyle bulmuş: “Eti iki üç kilo alıncaya kadar yarım kilo alın, domatesi kiloyla alıncaya kadar iki üç tane alın; zaten yarısı çöpe gidiyor…” Lağım borusunun patlayıp ortalığa saçılmasına dayanamayan birçok AKP’li vekilin düşüncelerine tercüman olan AKP Vekili Serkan Bayram, ertesi gün soyadı gibi bayramı göremeden arefe günü tükürüğünü yalayıp halktan değil reisinden helallik istedi. Her gün rüzgârgülü gibi fırıl fırıl dönüp AKP’ye geçenlerin yanında bir AKP’linin de sözünden dönmesi çok mu? Millet DON derdindeyken FON ortamı gündemi işgal ederken, CHP’nin yıllardır kalesi olan İzmir’de Belediye Başkanı, Yunanı denize döken Atatürk’ün Düşünce Derneği üyeliğinden ayrılıyor. Aidat mı fazla geldi yoksa inanmadığı kişi için hiç mi zamanı olmadı derken Ankara’ya gidip rakip parti AKP Başkanı Erdoğan ile yan yana poz veriyor. Herhalde transfer koşulları yerine havadan, sudan, ottan, toptan konuşmuşlardır. Aklınıza ihanet senaryoları getirip AKP’ye geçeceğini sanmayın desem yalan söylemiş oluyorum. Aylardır dut yemiş bülbül gibi susan Cemil Tugay’a birkaç gün içinde, belki de şu anlarda AKP merkezinde törenle ampul rozetini yeni lideri Erdoğan alkışlar eşliğinde takıyordur…
Yazıma son verirken başta FON’cular ve AKP’ye transfer olanlar için şu şiirimi armağan ediyorum:
Bu ne hırs bu ne tamah,
Sanma bu dünyanın sonu yok.
Bir bak mezarda yatanlara,
Hiçbirinin donu yok.











