Köşe yazısında, ekonomik krizin ve yüksek enflasyonun halkın ruh sağlığı ile yaşam mücadelesi üzerindeki yıkıcı etkilerini ele almaktadır. Yazıda, resmi enflasyon oranları ile sokaktaki gerçek hayat arasındaki derin uçuruma dikkat çekilmektedir. Emeklilerin, işçilerin ve asgari ücretlilerin yaşadığı derin çaresizlik, yönünü kaybetmiş pusulasız bir gemiye benzetilmektedir. Faturalar, kira artışları ve geçim derdi karşısında tükenen sabır ve umutsuzluk vurgulanmaktadır. Toplumun en savunmasız kesimlerinin feryatları dile getirilerek, yaşam sevincinin ekonomik sıkıntılar altında nasıl yok olduğu gözler önüne serilmektedir.
Çaresizlerin hâli, yalnız bir gemi ne yelkeni var ne direği misali… Denizin ortasında yelkensiz, direksiz, pusulası şaşmış bir gemi; gemidekilerin kalbi kırık, hayalleri yerle bir, yaşama sevinçleri pamuk ipliğine bağlanmış…
Yardım çağrılarına aldırış eden olmamış; kendi kendinize kurtulursanız kurtulun, bakın başınızın çaresine denmiş gibi adeta.
Karada olsanız, duman içi dağlarda kalır; isten, sisten, pustan bir yerlerde düşer kapaklanırdınız. Ya uçurumdan aşağıya uçardınız ya da bir şeyler gelip çarpardı size, kurtulmanız mucize…
Yelkensiz, pusulasız, rotası kayıp gemi de öyle. İyi niyetli dalgalar hayrına alır da atarsa bir kıyıya ne âlâ, yoksa işin içinde batmak da var derinden daha derin o sularda.
Rüzgâr var, alabora olmak var, dev dalgalar arasında kaybolmak var…
Mecaza vurdunuz mu, mahvolmak var, kahrolmak var, yok olmak var…
Ah o laflar ah…
Yağmurdan nem kapar…
İpler kopar…
Küser gider apar topar…
***
“Uzun olur gemilerin direği…” türküsünü bilirsiniz.
O türküye nazire yapmadan olmayacak…
Uzun olur gemilerin direği, yanık olur emeklinin yüreği…
Yanık olacak belli ki asgari ücretlinin de yüreği…
Yürek yangınlarına bir girdiniz mi, yanık olur işçilerin, çiftçilerin, köylülerin de yüreği…
“Yüreğimiz yana yana dolaşıyoruz, ne yaptığımızı biz de bilmiyoruz” diyen insanlardan söz ediyoruz.
Garip gureba, fakir fukara, aç taksir kalanlar, işsizler, boylarını aşan meseleler karşısında çaresiz dağılmış gitmiş gençlerin de yanıyor yürekleri.
Yok mu bu yürek yangınlarını bir duyan?
Yok mu onları bir gören, bir önemseyen?
Bu ve benzer soruları sora sora geldik bugünlere…
Kelimelerin ve cümlelerin kifayetsiz kaldığı bir dönemin ortasında kaldı cümle yanmışlar.
Sokaklarda, meydanlarda, kurumların önlerinde çaresiz insanların çırpınışları ve feryatları var.
Yürek yangını başka yangınlara benzemez…
Yürek yandı mı, arşa duyulur sızısı, elemi, kederi, o yüreğin feryadı figanı…
Suyla sönmez…
Lafla sönmez…
Geri dönmez…
Yürek bu… Yandı mı önüne çıkanı yakar geçer…
Yürek yanmış bir kere derdi eskiler…
Yanan yürek ağladı mı, sema ağlar inanın…
***
Enflasyon rakamları, bir küsurdan yakasını kurtaramadı gitti. İki rakamına oldukça yakın seyrediyor son üç aydır…
Bir virgül diye başlıyor, ikiye varamıyor.
Enflasyon ve rakamlar belli ki ona kadar saymasını unuttu.
Onlar unuttukça, umut eden, neden olmasın diyen hapı yuttu.
Rakamlar değil ikiye, bir virgül doksana dahi varamadılar.
Belli ki ne güçleri yetti ne takatleri…
Ne yaptılarsa olmadı…
Bir, ikiyi bulmadı…
Varamadı, erişemedi iki rakamına…
Aralarda sıra dağlar mı var; engeller, tümsekler, inişler, yokuşlar mı?
İş küsuratları toplamaya kaldı, öyle olunca da tel tel döküldü rakamlar.
Sanki çok düştü de fiyatlar…
***

Sokak ekonomisi “Gel enflasyon” diyor, “o rakamları ve küsuratları da al yanına…
Kapalı kapıların ardından çık…
Çık bir dışarı…
İn sokağa…
Sor soruştur…
Dinle ne diyor insanlar…
Gir rastgele bir markete…
Göz gezdir fiyatlara…
Çok değil üç gün üst üste gel…
Sonra öyle hesap et küsuratları.
Fark et artık, rakamların arasında birden başka rakamların da var olduğunu…
Sokağa çık ki…
Kira kaç lira olmuş önce onu gör…
Elektrik faturasını… Su faturasını gör…
Doğalgaz faturasını görmeden fatura görmüş sayma kendini…
Sonra da akaryakıttan kaynaklı zamların sebep olduğu ağır tahribatı…”
Bir virgül seksen dört diye neredeyse halay çekecek enflasyon…
“Düştü” dediler diye sevindirik olduğu o hâl gitmedi üzerinden…
Hâlâ aynı yerde, aynı noktada…
Milim kıpırdadığı yok.
“Bu yükselme benim düştüğümü gölgeleyemez, sıfırla bir arasında ne fark var ki” der gibi vur patlasın, çal oynasın havalarında…
***
Bir virgül seksen dört ne mi?
“Basra harap olduktan sonra…” derler ya hani…
Basra neresi mi?
Efendim “Ba’de harâbi’l-Basra” diye başlasak, Orta Doğu’ya uzansak, aynı adı taşıyan Körfez’de bir güzel şehir falan desek, Irak’ta desek, coğrafya bilgilerimizi döksek, saçsak, enflasyon rakamları kendini mi toparlayacak?
Enflasyon dile gelip, “Ben öyle bir düştüm ki, bundan sonra iflah olmam” diyerek, tasını tarağını toplayıp mı gidecek?
Ha Basra harap olmuş, ha biz…
Enflasyon bir seksen, biz iki seksen, dinleyen olsa da içimi döksem…
Bizim teselliden de nasibimiz yok belli…
Moral bozukluğu, hayal kırıklığı, umutsuzluk; hepsini alt alta toplayın, ne çıkarsa çıksın, canınızı sıkmayın.
Gülmeyi unutmuşuz…
Yaşamanın ne olduğunu da…
Günü kurtarma derdine düştük düşeli, her gün ne kadar ömrümüzden gidiyor Allah bilir.
“Bugünler de gelir geçer” diyorlar; geçer amma, “Biz bizden gittik” diyen diyene…
***
“Düştüm düşüyorum” diyen enflasyonun hâli hâl değil.
Biz yalnız bir gemi, yoktur ne direği ne yelkeni…
Denizin ortasında…
İmdat demiş, S.O.S göndermiş; balıklar, “Bunlar şimdi açtır da üçer beşer atlayalım bari gemiye” derler mi bilinmez.
Üç aylık enflasyon rakamlarından sonra, “Aralık ne olur?” diyenlerin hesabı dehşet…
SGK ve Bağ-Kur emeklisi yüzde on biri bulmaz demişler; on küsur bilmem kaç diye on bire bir türlü varamayan tahminlerde bulunmuşlar.
Memur emeklilerinin yüzde ona varmaları pek mümkün görünmüyor. Onlar için de yüzde sekiz demişler, bazıları da sekiz nokta bir ya da iki gibi tahminlerde bulunmuşlar.
2027’ye kalmış üç aydan biraz fazla.
Asgari ücretliler bir koca yıl beklediler. Onların durumu ne kadar ümitvar, tahminler suskun.
***
Diyorlar ki, tahmini yıllık enflasyon yüzde 28’in altında çıkabilirmiş…
Bu tahminler arasında, varın insanımızın psikolojisini bir tahmin edin.
Bu hâle, bu ahvale, sabır taşı ne desin?
Sabır taşının aylar öncesinden çatladığı, son günlerde patladığı, dağıldığı, her parçasının bir tarafa yayıldığı anlatılıyor.
Enflasyon “Siz bendeki düşmeyi son iki ayda görün” diyor. “Sıfır virgül diye başlayan rakamları görmezsem ben de enflasyon değilim. Baktım olmuyor, alır başımı giderim.”
“Nerede o günler!” diyenler olsa da enflasyon Ayrılamam şarkıları söylüyor.











