Nazım Peker’in “Bitiş Umudu Kaybedince Başlar” başlıklı yazısı, çölde kaybolan susuz bir adamın hayatta kalma mücadelesini ve karşılaştığı kritik bir ikilemi ele alır. Karşısına çıkan terk edilmiş kulübedeki su pompasını çalıştırmak için elindeki son şişe suyu feda etmesi gereken adam, yaşadığı derin tereddüdün ardından nota güvenerek suyu pompaya döker ve bol suya ulaşır. Bu mecazi hikâye, en zor anlarda bile umudu korumanın ve büyük başarılar elde etmek için bazı değerleri gözden çıkarabilmenin önemini vurgular. Ayrıca, hayatta başarılı olmak için emek harcamanın ve inanmanın gerekliliğini hatırlatırken, yapılan iyiliklerin zincirleme bir şekilde başkalarına umut olabileceğini gösterir. Sonuç olarak metin, hayatın karşımıza çıkardığı engeller karşısında asla pes etmememiz ve iyiliği yayarak dünyayı daha yaşanılır kılmamız gerektiği mesajını verir.
Hep siyasi, ülke meselelerini, hükümetin olumsuzluklarını yazıyorsun diyenlere; bugün sizlere ibret alınası bir hikâye anlatacağım.
Adam çölde gezerken yolunu kaybeder, kaybolur. Yanında bulunan çok az yiyeceği ile suyu da biter. Yirmi dört saattir aç ve susuz; yukarıda yakan güneş, aşağıda kavuran çölde dolaşıp durur.
Biliyordu artık; kısa zamanda su bulamazsa, su kaybından öleceğini. Onu hayata tutturan da içindeki umuttu. Yılmadı, yığılıp kalmadı; aramaya devam etti, gücü yettiğince.
Nefeslenmek için azıcık durdu. Bu duruş, azıcık kendine getirdi, görüşü aydınlandı. Sol yanında bir kulübe gördü. Serap mı diye düşündü.
İnanmaktan başka seçeneği yoktu. Kulübeye doğru yöneldi. Yürüdü, yürüdü. Bu yürüyüş, kurtuluşu için belki de son şansıydı. Yürüdükçe umudu da büyüdü. Vardı ki kulübe gerçekti. Ama yıllardır terk edilmiş, köhne haldeydi.
İçeri girdi umutla, su bulma hayaliyle. Aradı taradı, su bulamadı. Yorgundu. Hiç değilse gölgelikti.
Yılların yıprattığı tahta kanepeye uzandı.
Karşı duvarda bir su tulumbası gördü. Bütün vücudunu bir enerji kapladı. Umutla kalktı, tulumbaya vardı. Su çekmeye başladı. Fakat nafile, su çıkmıyordu tulumbadan. Kupkuruydu tulumba, belli ki yıllardır kullanılmamıştı.
Yıkıldı, yere yığıldı. “Bu, yaşamımın sonu” diye düşünmeye başladı. Sırtüstü yığılakaldı. O esnada yukarıda, tavana asılı bir şişe gördü. Güçlükle doğruldu, şişeye uzandı. Şişe su doluydu ve ağzı da sıkıca kapalıydı.
Umutla kapağını açtı, tam içecekti ki şişenin üzerinde bir not gördü. Notta şöyle yazıyordu: “Lütfen bu suyu tulumbayı çalıştırmak için kullan. Sonra da şişeyi tekrar doldur ve senden sonra gelecek yolcular için aynı yere as.”
Adam içinden çıkılmaz bir ikilem yaşamaktaydı. Suyu içip kendini mi kurtarmalıydı, yoksa pompaya döküp su mu çıkarmalıydı? Siz olsanız ne yapardınız?
Ya tulumba çalışmaz ya su çıkmazsa!? Bütün umudunu çalışacağına inanıp tulumbanın içine mi dökmeliydi? Aklından binbir türlü olasılık gelip geçiyordu.

Ya pompa çalışmazsa ya yeraltında su kalmamışsa, ya bu not doğru değil, sınama amaçlıysa… Ya gerçekten pompa çalışıp bol taze su çıkarsa! Uzun uzun umutla düşündü. Sonunda kararını verdi. Nota güvenip suyu tulumbanın içine döktü. Titreyen elleriyle pompalamaya başladı. Tek güvencesi içindeki umuttu.
Birkaç pompadan sonra su gelmeye başladı: Soğuk, temiz ve bolca.
Doya doya, kana kana içti, içti.
Bedeni canlandı, zihni açıldı, yüreği ve gönlü yeniden yaşamla doldu.
Bedenini yıkadı, elbiselerini yıkadı, temizlendi.
Şişeyi eline aldı, notta yazıldığı gibi doldurdu ve itinayla tavana astı. Mataralarını doldurdu. Umutla yola yürümek üzereyken bir başka asılı şişe fark etti. İçinde bir kalem bir de harita vardı. Haritayı inceledi, ne görsün: Harita çölden çıkışı gösteriyordu. Yolu iyice ezberledi. Harita ve kalemi de yerine koyacaktı ki notun altına şunları yazdı: “İnanın bana, tulumba çalışıyor!”
Ne mi anladık, netice mi?
Ne kadar zor şartlarda olursak olalım, umudumuzu asla kaybetmeyelim.
Büyük şeylere ulaşabilmek için, değerli şeyleri feda etmeyi bilmeliyiz.
Bu öyküde su; bilgi, sevgi, para, inanç, umut gibi şeyleri simgeliyor. Bu şeyleri elde etmek için; harekete geçmeliyiz, emek vermeliyiz, inanmalıyız. Tıpkı hayatın tulumbasına su dökmek gibi. Çoğu zaman yaşam, bize verdiğimizden daha fazlasını cömertçe verir.
İyilik bulaşıcıdır; basit bir not bile bir insanın hayatını kurtarabilir. O insan da başkalarına umut olabilir. Bu şekilde elden ele, kalpten kalbe dünyamız biraz daha insanca yaşanılacak bir cennet olabilir.
Esen kalınız.










