DOLAR 12,49380.73%
EURO 14,09970.38%
STERLIN 16,67350.61%
ALTIN 716,890,56
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7155235,93%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Biz Irkçı Değiliz

Biz Irkçı Değiliz
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Siz Türkçü değilsiniz. Onun için biz de ırkçı değiliz.

Ermeni meselesi çıkar; yarınız ermeni olursunuz.

Yunan krizi çıkar; kalan yarınız Yunan sevici, hümanist, barışçıl olursunuz, yalan mı?

Göçmen/sığınmacı meselesi patlar; her biriniz sahabe sevici, Ensar kesilirsiniz. Yetmez bu konuda İslam alimi olur çıkarsınız. Yalan yanlış, duruma uymayan fetvalarla halkın beynini yıkarsınız.

Babandan kalan köydeki bir dönüm, yerini bilmediğin tarlayı bana ver desem, hoplar zıplar
baba yadigarı verilir mi dersin. İyi de dersin.

Ama konu mülteci oldu mu, başlarsın Ensar olmaya.

Benim üzüntüm: Tarih değişir, olaylar değişir, düşman değişir.

Lakin bunlar hiç mi hiç değişmez.

Her kalıba girerler, her milletten, ırktan olurlar.

Gel gör ki bir tek mensubu oldukları TÜRK olamazlar.

Türk demeye gör; mideleri bulanır, karın ağrıları başlar, başları döner, felekleri şaşar, kurşun yemiş kuş gibi çırpınırlar.

Ne yazık ki, bu hastalığın doktoru da, hastanesi de, tedavisi de yoktur.

Türk karşıtlığı ya da düşmanlığı, bunlar da tedavisiz süreğen bir hastalıktır.

Dilerim Tanrı’dan bunlara, acil şifalar versin.

Yıllar yılı aynı hikâye, bir uçuruma bir Türk ile bir Müslüman düşse önce hangisini kurtarırsın?

Ulen beyni kiralık düşüncesiz, bir kerecik de Türk’ün de Müslüman olduğunu idrak etsene!..

Takılmış bir kere Türk düşmanlığına. Umutsuz vaka, tedavisiz hastalık!. Rab’bim şifalar versin.

Biz demiyoruz ki, her yürüyen Türk. Biz istemiyoruz ki herkes de Türk osun.

Bu Tanrı’nın bir tercihidir. Türklük kader, din ise tercihtir.

Biz diyoruz ki, madem ırk olarak Türk’üz. Öyleyse Türk, zamanın ve dünyanın en iyi olanaklarından yararlansın, en güzel hayatı yaşasın, modern ve medeni olsun, çağlara yön versin, dünyanın senaryosunda figüran olmasın

Biz istiyoruz ki, dünyanın senaryosunu Türk yazsın.

Bunun neresi ırkçılık?

Covıd-19 aşısını ilk Türk bulsa kötü mü olurdu?

Biz istiyoruz ki, dünyanın neresinde bir Türk varsa, rahat yaşasın, karnı tok, sırtı pek, başı dik olsun. Bunun neresi ırkçılık? Kişi kavmini sevmekle kınanamaz demiyor mu İslam?

Bu muhteremlerin, Türk’ten yana olmamak; Türk’e ve Türklüğe tavır koymak gibi istikrarlı bir karşı duruşları var.

Sığınmacılar ülkesine dönsünler demenin neresi ırkçılık?

Durum böyle giderse 2050’de nelerin olabileceğini düşündün mü hiç?

Biz asla ırkçı değiliz. Siz Türk olamıyorsunuz. Çelişki ve sıkıntı burada!.

Arapların ve Ortadoğu’nun sıkıntı ve dertlerini ülkende neden görmek istiyorsun arkadaş?

Bu seni hiç mi rahatsız etmiyor? Cami varken mescide haram diye bir güzel sözümüz var, hiç düşündün mü bu ne demek?

Biz asla ve asla ırkçı ya da insanlık hele hele Arap ve ümmet düşmanı değiliz.

Senin içini bir türlü dolduramadığın, İslam kardeşliği ve ümmet anlayışının yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Vatanın ve senin torunlarının geleceği için dertleniyor, kaygılanıyor ve endişe ediyoruz.

Kanla canla kurulan öz yurdunda azınlığa düşmeni, kendi vatanın da kiracı olmanı istemiyoruz.

Onun için de diyoruz ki, “Lütfen birazcık Türk olun artık” Ve ”Türkün Türk’ten başka da dostu yoktur!” unutmayınız.

Hepsi bu.

Esen kalınız.

Devamını Oku

Lütfen Çiftçiyi Toprağa Küstürmeyin

Lütfen Çiftçiyi Toprağa Küstürmeyin
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Yıllar önce tohum ve tarım üzerine verdiğim konferanslarda, eğer bir 3. Dünya savaşı çıkacaksa; bu savaşın nedeni ya su ya da gıda olacak demiştim.

Su ve gıda artık stratejik ürünlerdir. Bunun böyle bilinmesi ve buna göre üretim planlaması yapılmalı.

Tohum, fidan ve toprak çok önemli! Bu üçlüyü üretime kazandırıp, ülkeye katma değer üreten, midelerimizin doymasına neden olan ÇİFTÇİ dostlarımız ise daha da önemlidir.

Günümüz tarımında ne üreten çiftçi ne de tüketen memnun değil. Çiftçimiz kazanamadığı için, tüketici de ucuza temin edemediği için dertli.

Sorun bu ise çare ve çözüm ne olmalı.

  1. Planlı üretim şart koşulmalı,
  2. Ürünün tarladan tüketiciye ulaşım ağı ve fiyatı doğru tespit edilmeli,
  3. Her çiftçi kardeşimizin kolayca ulaşabileceği ve sorunlarını aktarıp, çözüm yolları bulacağı bir Ziraat Mühendisliği ve Veteriner hekimliği oluşturulmalı,
  4. Çiftçimiz kaliteli tohuma ve fidana kolay ulaşmalı,
  5. Mazot, gübre, ilaç gereksinimleri uygun şekilde ve zamanında karşılanmalı,
  6. Genel bütçeden yasa gereği alması gereken destek, tamı tamına gerektiğinde daha da fazla verilmeli.

Şu an tarımda, büyük bir plansızlık ve fiyat dengesizliği var.

Ne buğday ne fındık, ne üzüm, ne zeytin, ne ayçiçeği, ne elma, ne soğan-patates üreticisi konumundan memnun değil.

Ya ektiği ürün, alıcı bulmuyor tarlada kalıyor ya da beklediği kazanımı elde edemiyor.

Böyle olunca aldığı krediyi ödemekte zorlanıyor. Borçlandığı ilaç, gübre, tohum parasını ödeyemiyor. İcra kapısına dayanıyor ya tarlası ya da traktörü haczediliyor.

Ülke yönetmek zor iştir. Onlarca sıkıntı ve sorunla karşı karşıyasınız ve insanlar bu sorunlarına çözüm beklemekteler.

AKP’li bir vekil, ekonomideki ve tarımdaki bu sıkıntıların nedenini, çiftçilerin hesapsızlığına ve savurganlığına bağladı.

Neymiş efendim, 30 dönüm tarlası olan klimalı, konforlu 500 bin liralık traktör alıyormuş.

Sayın vekile bu işin uzmanları diyor ki, bu ülkede satılan traktörlerin ancak % 10 kadarı 500 bin lira civarında. Geriye kalan büyük kısım 150-200 bin TL bandında.

30 dönüm tarlası olup: 500 bin liralık traktör alana hiçbir banka kredi vermez. Zaten 30 dönümü olan çiftçi de aptal mı ki;500 bin liralık traktör alsın.

Bizim çiftçimiz akıllıdır. Ayağını yorganına göre uzatmasını bilir.

Beyler unutmayın! Aç karın guruldar.  Siz paranıza güvenip, “Paramız var ki alıyoruz” mantığını acilen terk ediniz. Bu, bir züğürt ve iş bilmezlik tesellisidir.

Eğer iş biliyorsanız; stratejik ürün üretimiyle uğraşan ÇİFTÇİ kardeşlerimize, gereken yardım ve desteği esirgemeden, kısmadan yapınız ki, kıtlık ve sıkıntılı yıllarda da başkalarına muhtaç olmayınız.

Bizim çok güzel ve manidar bir atasözümüz: “Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde gelmez.”

Ünlü fizikçi Albert Einstein diyor ki: “ TARIM ihmal edildiğinde, o ülke İNTİHAR ediyor demektir.”

Bilmem anlatabildik mi?

Lütfen ama lütfen çiftçiyi toprağa küstürmeyiniz!

Haberiniz yok herhalde: Kimi çiftçi kardeşlerimiz ne yazık ki, “Borç ekip, haciz biçmekteler!..”

Son pişmanlık neye yarar. Zararın neresinden dönülse kazanımdır. Çiftçilerimiz kazansın.

Esen kalınız.

Devamını Oku

20 Yılın Sonunda En Güzel Karar Erken Seçim

20 Yılın Sonunda En Güzel Karar Erken Seçim
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sn. Erdoğan önderliğindeki AKP’ye bu asil ve vefalı millet çok kredi verdi.

Gel gör ki, verdiği kredinin binde biri kadar da karşılık göremedi.

İktidarı 20 yıla yakın bir süredir elinde tutan AKP, yıllarca dini, dini söylem ve ritüelleri istismar ederek; cumhuriyetin 80 yıllık birikimlerini satarak: üretmeden tüketerek, “Paramız var ki alıyoruz”  popülist politikalarıyla bugüne geldi.

Geleceğe yönelik, üretime dayalı, ülkenin gereksinimlerini karşılayacak planlı ve akılcı bir ekonomi izlemediler. Çiftçiyi ve üreteni göz ardı ettiler.

Elimizi vicdanımıza koyup soralım, 20 yılda yaptıkları bir tane üretim eserleri var mı?

Bizde bir söz vardır: “Hazıra Hasan Dağı bile dayanmaz” diye Tulumbanın suyu bitti artık. Çatı delik deşik ve su alıyor. Siyasetçilerin ve sosyal bilimcilerin ortak görüşü: Bunları önleyecek akılcı ve dişe dokunur bir programları da: dünyayı okuyabilecek, gerçekleri analiz edip uygun karar verebilecek, doğruyu, yanlışı, hatayı söyleyebilecek; ülke gereksinimlerine program yapacak ehliyetli, liyakatlı, donanımlı insan kaynakları da bürokratları da yok.

Ülke ekonomisi büyük bir çöküş yaşamakta. İşçisi, memuru, köylüsü, çiftçisi, üreteni, taşıyanı, gelecek derdinde. Çarşı pazar ateş pahası!. Enflasyon, faiz, döviz, pahalılık, zam beşlisi ülkenin semalarında kara bulutlar gibi dolaşmakta.

Çöküşü durduracak bir programları, senaryoları var mı, yok. Tek bildikleri ya da yapabildikleri devletin elinde kalan ürün ve hizmetlere akşam sabah ZAM yapmak!.

İyi, güzel de nereye kadar?

TL, dünyanın en hızlı değer kaybeden parası oldu. Ucuz iş gücünde ÇİN’in elinde bulunan liderliği de aldık.

Duyumlarıma göre, enerji santrallerinin satılması gündemde imiş. Enerji, stratejik bir kaynak, bunun yabancıların eline geçmesini düşünemiyorum bile!..

Bankalar gitti, bazı limanlar gitti, haberleşme şirketleri gitti, enerjinin gitmesi de ülkenin, yabancıların eline düşmek olmaz mı?

Üretim yok, yatırım yok, hukuka güven yok, eğitimde kalite yok. İşletmelerin çoğu kerhen ya da % 50 kapasite ile çalışıyor. Bu halde devletin gelirleri de azalıyor.

Devlet kaynağı nereden bulacak?

Tek çare, ZAMLARI katlayarak artırmak!.

Düşünülüyor mu acaba? Bu at, bu arabayı hep çekebilecek mi?

Vatandaşın kemerinde sıkacak delikte kalmadı.

Bizlerin ve muhalefetin bir türlü anlatamadığı bu popülist politikaların, bir gün duvara toslayacağını; ekonominin zalim dişlileri altında ezilenler istemeseler de anlayacaklar!..

Ama acı bir bedelin karşılığı olarak.

Efendim sanayide kullanılan doğalgaza yapılan %48’lik zamlar, konutlara yapılmayacakmış. Kimi kandırıyorsunuz beyler? Sanayici, bu faturayı ürettiği mallara yansıtmayacak mı? Undan-ekmeğe, makarnadan-kömüre, meyveden-sebzeye kısaca iğneden ipliğe zam olarak bize dönmeyecek mi?

Dedim ya! Verilen krediyi hovardaca tüketen AKP ve küçük ortağının artık dediklerine kendi taraftarları da gönül verenleri de inanmıyor. Bunun adına güven kaybı derler ki, bitişin ilk basamağıdır.

Artık Ayasofya açmanız, dini söylemleriniz, milliyetçilik vurgularınız karşılık bulmuyor. Toplumu kutuplaştırmak, size sempati duymayan ve eleştiren herkesi FETÖCÜ, HDP’ci, Kandilci, Soroscu diye suçlamanız da pirim yapmıyor.

Hele hele geçmişi karalamanız ise tam bir çaresizlik.

Ayaklarınız yere bassın artık. Yüksek faizle bile dış borç da bulamıyorsunuz. Döviziniz yok ki, dolara da müdahale edemiyorsunuz.

Gündem değiştirmek, yeni Anayasa yapma girişiminiz de karşılık bulmuyor.

Etrafınız lüks ve varlık içinde, üç beş ballı maaşla yaşarken, oğluna-kızına iş bulamayan Anadolu insanı, artık popülist eylem ve söylemlere de sıcak bakmıyor.

Gerçek olan nedir derseniz, artık yönetemiyorsunuz. Bütün uzmanlar ve ekonomistler böyle söylüyor.

Ülkenin gerçeklerini görün artık. Üretim ve üretene destek şart! Ülkenin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğü, uluslararası saygınlığı, ekonomik ve sosyal çıkarlarıdır.

Takip ettiğiniz yol, ülkenin çıkarına yol değildir.

En çıkar yol, daha fazla hata yapmadan sandığı getirmek ve bunalan halkın hakemliğine başvurmaktır.

Yol uzadıkça, çok daha büyük hatalar yapacaksınız. Ekonominin zalim dişlileri asgari ücretliyi, işsizleri, emekliyi, atanmayan öğretmenleri, sağlıkçıyı, çiftçiyi, nakliyeciyi daha fazla ezecektir.

En çıkar yol, “zararın neresinden dönersek kârdır” diyerek, erken seçim kararı almaktır.

Va mı başka çıkar yol?

Eğer baştan ideoloji değil de Atatürk’ün yolunda gitseydiniz; 2023’ü ekonomik yönden lider, saygın bir ülke olarak karşılayabilirdik.

Ama o tren de kaçtı.

Esen kalınız.

Devamını Oku

Suriye Politikamıza Akılcı Yaklaşım

Suriye Politikamıza Akılcı Yaklaşım
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Esad ile düşmanlığın mantıklı bir gerekçesi nedir Tanrı aşkına?

Sakın ha! Demokrasi, insan hakları demeyiniz!..

Suriye’de bizden başka İran, ABD ve Rusya var.

Neden onlardan kayıp verilmiyor da, şehit olanlar hep bizden?

Demek ki yanlış ya da hatalı olan bir şeyler var.

İran ve Rusya Esad’ın davetiyle Suriye’deler. ABD ise gücü ve jandarmalığıyla Suriye’de!

Ya biz?

Esad’ın daveti var mı? Keşke olsaydı. Üstelik Esad, bu halimizle bizi Suriye’de işgalci olarak görmekte ki, çok yazık ve düşündürücü!..

Bu inat ve hatamızda devam edersek; biz Suriye’de daha çok kayıp veririz.

En sağlıklı, akılcı ve gerçekçi politika nedir?

Esad ile ikili ilişkileri geliştirmek, Esad’a olan hasmâne tutumdan vaz geçmek ve iş birliği yapmak.

Mantıklı olarak soralım?

Esad ülkesinin parçalanmasını ve topraklarında bir PYD/YPG ve PKK destekli bir Kürt devleti kurulmasını ister mi?

Evet!.. Yanıtınız nedir?

Aklı başında hiçbir devlet insanı böyle bir senaryo istemez değil mi?

Yurdumuza gelen milyonlarca Suriyelinin terk etmek zorunda kaldığı topraklarda kimler var?

PYD ve YPG’li teröristler değil mi?

Şimdi senaryomuzu yazalım.

Esad ile sıcak ilişkiler kursak, dostluk oluştursak. Esad’ın davetiyle, uluslararası hukuka uygun olarak Suriye’de konuşlansak, Esad ile el ele vererek ABD destekli:  PYD/YPG oyununu bozsak.

Suriye’nin bölünmesine mâni olup, Esad’ı güçlendirsek. Güçlü olan Esad, ülkesinde terörün palazlanmasını önlese daha kazançlı olmaz mıyız?

Onlardan boşalan topraklara tekrar Suriyelileri göndersek; nasıl olur?

Şimdiki takip ettiğimiz ve bir türlü netice alamadığımız politikadan daha meşru, daha sağlıklı ve daha hukuki olmaz mı?

Bizde bir söz vardır: “Zararın neresinden dönülürse kârdır” diye.

Siz kâr etmek istemez misiniz? Böylece şehit cenaze namazı kılmaktan da, para harcamaktan da kurtulmaz mıyız, ekonomimiz bir nefes almaz mı?

İşte dik duruş budur.  Süleyman Şah Türbemizi de hukuki yerine taşısak ne olur?

Suriye’den gelecek teröristlerin de yolunu kesmez miyiz?

Bu sayede güney sınırlarımız daha güvenli olmaz mı?

Ne dersiniz?

Yanlışta ısrar mı, akılcı dış politika ile Suriye bataklığından sıyrılmak mı?

Esen kalınız.

Devamını Oku

Atatürk Diktatör Müydü?

Atatürk Diktatör Müydü?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu soru, hep ve sık sık sorulur. Kafa karıştırır, mide bulandırır. Atatürk’e alerjisi olanlarca da çabucak benimsenir.

Atatürk kimdir sorusuna en güzel yanıt: “83 yıldır konuşmadığı halde, sevmeyenlerince bir türlü susturulamayan dünyadaki tek lider.”

Diktatör, en basit tanımıyla; kendi dediğinden başkasını yapmayan, kendi bildiğinden başkasına itibar etmeyen demektir. Acımasız, hoşgörüsüz, BİLGİSİZ ve öngörüsüzdür.

Bu tanımlamadan gidersek Atatürk, bunların tam aksine asla diktatör değildi ve hiçbir zaman ve hiçbir hareket ve düşüncesinde de bırakın diktatörlüğü, gibi bile olmamıştır.

1924 Anayasa’sı hazırlanmaktadır. Anayasa hazırlanırken Atatürk iki şey ister.

1- Cumhurbaşkanına, TBMM’yi ve Bakanlar kurulunu feshetme yetkisi,
2- Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri komutanlıklarının direkt olarak Cumhurbaşkanı’na bağlanması

Bu yetki verilmiş mi?
Hayır.

Bunun neresinde DİKTATÖRLÜK yatmakta?

Atatürk’ün bir yemek davetinde, Reşit Galip, Milli Eğitim Nazırına dönerek, “Sen bir softasın” suçlamasında bulunur. Bu söze Atatürk kızar ve Reşit Galip’e dönerek, “Bu nasıl söz, lütfen masayı terk eder misiniz?” diye çıkışır.

Galip Reşit, “Bu ne demek? Bu sofra, milletin sofrasıdır, terk etmiyorum” deyince; Atatürk, “Öyleyse siz kalınız ben terk ediyorum.” der ve gider. İradeleri görüyor musunuz?

Aradan zaman geçer Atatürk, Reşit Galip’i, Milli Eğitim Bakanı yapar 1932.

Söyler misiniz bunun neresinde DİKTATÖRLÜK var?

Atatürk, sahip olduğu bütün taşınır, taşınmaz mal varlığını ya direkt olarak milletine ya da dolaylı olarak onun sahip olduğu KAMU kurumlarına bağışlamıştır. Hangi diktatör servetini milletine bağışlamıştır?

Dünyada hangi DİKTATÖR böylesine erdemli bir davranış sergilemiştir? Biliyorsanız lütfen söyleyin de bizde öğrenelim?

Atatürk’ün sözlüğünde ve söylemlerinde, millete saygısızlık yoktur. Bilim adamına, din adamına, KADINA, köylüye-çiftçiye, işçiye-memura, eylemciye- protestocuya hakaret ve küfür de yoktur.

Padişahların “kullarım” diye seslendiği bu necip millete Atatürk ”EFENDİLER” diye seslenmiştir.

1923’de Cumhuriyeti kurar, 1938’de vefat eder. Ülkeyi siyasi olarak sadece 15 yıl yönetir. Bu kısa süre de neler yapar neler. Ülkeyi demir ağlarla donatır. Ülkenin her köşesine bir fabrika kurar.

Kurmakla da kalmaz; “Her fabrika bir kaledir” der.

Hele bir de ayyaş diyenler var sıkılmadan.

Siz hangi bilgi ve hangi hakla, İslam’ın, “Geçmişlerinizi iyilikle anınız” açık emrine rağmen Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, değerli bir şahsiyete hakaret ve iftira ederek O’nu DİKTATÖRLÜKLE suçlayabilmektesiniz?

Neden bu ülkeyi yönetenler, onun kurduğu cumhuriyetin koltuklarında oturanlar, cumhuriyeti kuran, demokrasiyi getiren bir kahramanına düşmanlık eder?

Kim ki Atatürk’e düşmandır; Türk milletine düşmandır. Çünkü O, “Ne mutlu Türküm diyene!..” demiştir.

Sizde hiç Allah korkusu yok mu?

Diktatör arıyorsanız, aynaya bakınız. Dimdik durmaktadır DİKTATÖRLERİNİZ.
Esen kalınız.

Devamını Oku