Mehmet Özkendirci’nin kara mizah içeren bu yazısı, Türkiye’deki ekonomik adaletsizlikler, yolsuzluk iddiaları ve siyasi yozlaşma konularını eleştirel bir dille ele almaktadır. Yazar, halkın vergileriyle inşa edilen kamu projelerinin özel şirketlere devredilmesini ve bu süreçteki maddi kayıpları sorgulayan bir bakış açısı sunmaktadır. Özellikle eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve eski Başbakan Binali Yıldırım gibi figürler üzerinden, siyasetçilerin ve ailelerinin kaynağı belirsiz servet birikimlerine dikkat çekilmektedir. Hukuk sistemindeki çifte standartlar ile ayrıcalıklı muameleler vurgulanırken, toplumsal hafızadaki skandallar ironik bir üslupla hatırlatılmaktadır. Son bölümde ise milli kimlik ve yer isimleri üzerinden ülkenin geleceğine dair siyasi endişeler dile getirilmektedir. Toplamda bu kaynak, devlet yönetimindeki denetimsizliği ve kamu kaynaklarının suistimal edilmesini sertçe eleştiren bir protesto niteliği taşımaktadır.
Hasan Abi, boğazından sıkarak bir ev yaptırıyorsun; sonra birisi evinde senden kira istiyor. Yetmedi, 30 yıllığına bir başkalarına kiralıyor. “Olmaz böyle şey” deme, bal gibi olur. Senin, benim vergilerimizle yaptırılan köprü ve otoyollardan geçerken bir de cebinden para veriyorsun; yetmedi, 30 yıllığına kiraya verecek, çocuklarımız bile ödeyecek. Bari tapumuzu alsınlar da vergi vermeyelim.
Hasan Abi, bir de şu jelibonu yer altından çıkıyor sanan Ankara’nın eski Büyükşehir Belediye Başkanı var. Hani hakkında 100 kadar suç dosyasının kapağı bile açılmayan, partili abisi Bülent Arınç’ın “Ankara’yı parsel parsel sattı” dediği İ. Melih Gökçek var. Muhalif belediye başkanı ve çalışanların sabaha karşı kapılarına polisler dayanıp tutuklanmak için karakola gönderildiklerinin aksine, bu zatışahaneleri ifadeye giderken bir altında tahterevalli eksikti. Öyle ki sakız çiğneyip patlata patlata birilerine hava ata ata ifade verirken son derece nazik ve şefkatli devletimiz, İ. Melih Gökçek’in oğlu ve gelini Almanya’ya iltica —pardon— vatandaş olabilmek için olmayan bir şirkete milyonlarca dolar yatırım yaptıkları için kendilerinden uygun bir zamanda ifade için adliyeye teşrifleri istirham edilmişti. İ. Melih’in TBMM’de vekil olan oğlunun dillere destan mini sarayı için “650.000 dolar” diyenlere, oğul Osman’ın yanıtı pek masumaneydi: “Verin 400.000 doları, size vereyim” demişti. Herhâlde bu servetin kaynağı düğününde takılan takı ve paralar olmalı!

Hasan Abi, bir de Kenan Evren zamanında İBB Başkanı Müftü Aktuna’nın yolsuzluk yaptı diye işine son verdiği Binali Yıldırım da maşallah servet üstüne servet yapmış. Korona zamanında millet parayla maske satın alırken oğlu taa Venezuela’ya sevabına maske götürürken “boş dönmeyeyim” diye gemisine neler yükledi kim bilir… Ki epey servet yapmış. Erdoğan, 5’li çete ve İ. Melih gibi beylere “Pamuk eller cebe, yurt dışına balya yaptığınız dolarları geri getirin” derse diye önlemini önceden alıp eşine devretmiş paracıklarını… Eski Başbakanın ev hanımı olan eşinin bunca para kaynağı Mısır’daki dedelerinden miras kalmış olabilir, günahına girmeyelim.
Hasan Abi, kırk yıllık Diyarbakır nasıl Amed olup futbol takımı ismi oldu? O zaman yakın bir gelecekte spor haberlerinde şöyle takım isimleri görürsek şaşırmayalım: “Şeyh Said anısına düzenlenen futbol turnuvasında Kobanî Stadı’nda oynanan Konstantinopolis – Smirna Spor maçı 1-1 bitti. Kupayı Cumhurbaşkanı Abdullah Öcalan Amedspor’a verdi.











