Yazar Atsız Burucu, Türkiye’deki büyük fon soruşturmalarının Pusula Portföy gibi devasa mali yapıların nasıl büyüdüğünü gizleyerek, dikkatleri eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya gibi sansasyonel isimlere odakladığını savunmaktadır. Bu durum, Güney Amerika’daki piranha taktiğine benzetilerek, toplumun kan kokan yeme odaklanması sağlanırken asıl büyük sermaye gruplarının ve sistemin gözden kaçırıldığı ileri sürülmektedir. Soruşturmanın sadece bireysel suçlara değil, bu devasa ekonomik yapıların arkasındaki denetim eksikliklerine ve sistemin kimler tarafından beslendiğine odaklanması gerektiği vurgulanmaktadır. Metin boyunca, ekonomik yapıların zamanla bilinçli olarak büyütülüp hasat edilip edilmediği sorusu sorulmakta ve asıl sorunun tarlayı kimin sürüp kimin biçtiği olduğu ifade edilmektedir.
Banu Avar’ın anlattığı eski bir Güney Amerika öyküsü var.
Büyük sığır sürülerini piranha dolu nehirlerden geçirmek isteyenler, yaşlı ya da hastalıklı bir öküzü sürüden ayırır, nehrin biraz yukarısında yaralayıp suya bırakırlarmış.
Piranhalar kan kokusuna üşüşürken sürünün geri kalanı aşağıdan sessizce karşı kıyıya geçirilirmiş.
Bugün yaşanan fon soruşturmasına baktığımda aklıma ister istemez bu öykü geliyor.
Acaba Türkiye’de de bir piranha taktiği mi uygulanıyor?
Çünkü bu büyük fon olayının başlangıcında en fazla dikkat çeken yapılardan biri Pusula idi.
Üstelik Pusula’nın başındaki Muhammed Yarız, kamuoyuna yansıyan geçmişi itibarıyla siyaset dünyasına yabancı bir isim değil. Basına yansıyan bilgilere göre Yarız, 2021’de AK Parti İstanbul Gençlik Kolları yönetiminde bulunmuş bir isim. Bugün ise Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı olarak soruşturmanın önemli isimlerinden biri.
Burada önemli olan bir insanın geçmişte hangi partiye yakın olduğu değildir.
Önemli olan, böylesine büyük bir mali yapının nasıl ve hangi koşullarda büyüdüğüdür.
Pusula Portföy’ün kamuya açıklanan verilerinde yönetilen portföy büyüklüğünün 2026 yılı içinde yüzlerce milyar liraya ulaştığı görülüyor.
Sorulması gereken yer tam burasıdır.
Bu yapı nasıl bu kadar büyüdü?
Kimler denetledi?
Hangi fonlar hangi hisselerde yoğunlaştı?
Riskler ne zaman görülmeye başlandı?
Ve devletin ilgili kurumları ne zaman harekete geçti?
Sonra dosya genişledi.
Pusula’nın yanına Tera, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls gibi başka yapılar da geldi. SPK, bu şirketlerin bazı fonları hakkında işleme kapatma ve tasfiye süreçleri başlattı. Soruşturmanın odağında bazı hisselerdeki olağan dışı fiyat hareketleri ile fonlar üzerinden gerçekleştirildiği öne sürülen işlemler bulunuyor.
Elbette soruşturmanın genişlemesi gereklidir.
Şüphe nereye uzanıyorsa devlet oraya gitmelidir.
Ama tam burada başka bir soru ortaya çıkıyor:
Dosyanın genişlemesi Pusula’nın daha kapsamlı araştırılmasını mı sağlıyor, yoksa Pusula’nın diğerlerinin arasına karışarak kamuoyundaki ağırlığının azalmasına mı yol açıyor?
Çünkü başlangıçta Pusula diyorduk.
Sonra birçok fon şirketini birlikte konuşmaya başladık.
Ardından operasyonlar, gözaltılar ve tutuklamalar geldi.
Derken kamuoyunun çok daha yakından tanıdığı bir isim gündemin merkezine oturdu:
Fatma Betül Sayan Kaya.
Eski bakan.
AK Parti’nin eski genel başkan yardımcısı.
Kaya ve eşinin bazı hisse işlemleri üzerinden çok yüksek kazanç sağladığı yönündeki iddialar kamuoyuna yansıdı. Kaya, iddiaların araştırılabilmesi amacıyla parti görevlerinden ayrıldı. Hakkındaki hukuki süreç ise devam ediyor. Dolayısıyla burada kesinleşmiş bir mahkûmiyetten değil, soruşturma ve iddialardan söz ediyoruz.
Ama kamuoyu artık neyi konuşuyor?
Pusula’nın yüzlerce milyarlık fon yapısını mı?
Bu yapının nasıl büyüdüğünü mü?
Fonların belirli hisselerde neden bu kadar yoğunlaştığını mı?
Denetimin neden zamanında sonuç vermediğini mi?
Yoksa Fatma Betül Sayan Kaya’nın milyarlık olduğu öne sürülen işlemlerini mi?

İşte piranha öyküsü tam burada yeniden aklıma geliyor.
Acaba nehrin yukarısına yaralı bir öküz mü bırakıldı?
Bunu bilmiyoruz.
Ama sormak zorundayız.
Fatma Betül Sayan Kaya gerçekten büyük yapının ortaya çıkarılmasına götüren halkalardan biri mi?
Yoksa kamuoyunun bütün öfkesinin üzerinde toplanacağı, günlerce konuşulacak ve sonunda asıl büyük mali yapının ikinci plana düşmesine yol açacak bir isim mi?
Başka bir ifadeyle:
Fatma Betül Sayan Kaya, piranhaların önüne atılan yem olabilir mi?
Bu bir hüküm değil, sorudur.
Ama yanıtlanması gereken ciddi bir sorudur.
Çünkü ortaya kamuoyu açısından son derece dikkat çekici bir görüntü çıkıyor.
Eski bakanın adı gündeme geliyor.
Görevinden ayrılıyor.
Milyarlar konuşulıyor.
Hazine’ye yatırıldığı bildirilen paralar konuşuluyor.
Etkin pişmanlık tartışılıyor.
Gazeteler ve televizyonlar günlerce aynı isme yoğunlaşıyor.
Kamuoyu doğal olarak kanın olduğu yere bakıyor.
Peki sürü?
Sürü nerede?
Pusula nerede?
Pusula’nın yönettiği yüzlerce milyar liralık yapı nasıl oluştu?
Muhammed Yarız’ın finans dünyasında ulaştığı konum ve yönettiği mali büyüklük nasıl ortaya çıktı?
Fonlar hangi şirketlere, hangi tarihlerde ve hangi fiyatlardan girdi?
Kimler hisselerini bu fonlara sattı?
Kimler yükseliş sırasında kazandı?
Kimler düşüşten önce çıktı?
Para nereye gitti?
Ve bütün bunlar olurken denetim kurumları ne yapıyordu?
Bunlar yanıtlanmadan Fatma Betül Sayan Kaya dosyasının bütün ayrıntılarını öğrenmemiz bile büyük resmi açıklamayacaktır.
Çünkü bir kişinin milyarlarını konuşurken yüzlerce milyarlık bir yapının nasıl oluştuğunu unutursak, piranhaların yaptığı şeyi yapmış oluruz: Kanın olduğu yere saldırır, sürünün geçtiğini göremeyiz.
Burada kimseyi peşinen suçlu ilan etmek doğru değildir.
Pusula yöneticilerinin de, Kaya’nın da, diğer fon yöneticilerinin de hukuki sorumluluğunu yargı belirleyecektir.
Ama kamuoyunun sorması gereken sorular bundan daha büyüktür:
Bu sistem nasıl kuruldu?
Kimler izin verdi?
Kimler denetledi?
Kimler zamanında müdahale etmedi?
Ve kimler kazandı?
Eğer soruşturma bütün bu soruların peşinden sonuna kadar giderse ortada piranha taktiğinden söz etmek için dayanak kalmaz; ortaya kapsamlı bir hesaplaşma çıkar.
Ama birkaç tanınmış isim cezalandırılır, birkaç milyar geri alınır, toplumun öfkesi yatıştırılır ve yüzlerce milyarlık yapının nasıl oluştuğu karanlıkta bırakılırsa Banu Avar’ın anlattığı öyküyü yeniden hatırlamak gerekecek.
Çünkü piranha taktiğinin başarısı yemin yenmesinde değildir.
Asıl başarı, herkes yeme bakarken sürünün karşı kıyıya geçirilmesidir.
Bu nedenle bugün Fatma Betül Sayan Kaya’ya bakarken Pusula’yı unutmamak gerekiyor.
Diğer fonları araştırırken Pusula’yı kalabalığın içinde kaybetmemek gerekiyor.
Ve hepsinden önemlisi, birkaç kişinin ne kadar para kazandığından önce şu sorunun yanıtını istemek gerekiyor:
Yüzlerce milyar liralık bu yapılar nasıl kuruldu ve nasıl bu kadar büyüyebildi?
Fakat burada insanın aklına daha rahatsız edici başka bir soru geliyor.
Belki piranhalardan bile daha önemli bir soru:
Acaba burada bir çeşit “tarım” mı yapılıyor?
Bir şeyler önce ekiliyor, sonra büyümesine izin veriliyor; sermayeyle, ilişkilerle ve uygun koşullarla besleniyor, yeterince büyüdüğünde ise hasat mı ediliyor?
Çünkü bugün soruşturmalarda gördüğümüz büyük mali yapılar bir gecede ortaya çıkmadı.
Bir şirketin, bir fonun veya bir mali çevrenin yüzlerce milyar liralık büyüklüğe ulaşması zaman ister.
Büyümek için para gerekir.
İlişki gerekir.
Piyasa gerekir.
Ve elbette denetim gerekir.
Öyleyse yalnızca “Kim suç işledi?” diye sormak yetmez.
Belki bundan daha önemli sorular vardır:
Bu yapılar nasıl büyüdü?
Büyürken kimler gördü?
Kimler destekledi?
Kimler görmezden geldi?
Ve hasat zamanı geldiğinde ürünü kimler topladı?
Çünkü bazen asıl mesele tarladaki ürün değildir.
Asıl mesele o tarlayı kimin sürdüğü, kimin suladığı, kimin büyüttüğü ve sonunda kimin biçtiğidir.
Piranha hikâyesinde gözümüz nehrin yukarısındaki kanlı yeme takılıyor.
Ama belki yalnızca nehre bakmak da yetmiyor.
Belki biraz geriye çekilip tarlaya da bakmak gerekiyor.
Çünkü eğer birileri önce bazı yapıları büyütüyor, sonra belirli bir büyüklüğe ulaştıklarında onları biçiyorsa, karşımızdaki mesele yalnızca bir fon soruşturması olmaktan çıkar.
O zaman sorulması gereken çok daha ağır bir soru vardır:
Türkiye’de bazı ekonomik yapılar gerçekten kendiliğinden mi büyüyor, yoksa önce büyütülüp sonra “hasat” mı ediliyor?
Belki de bir sonraki yazının konusu tam olarak bu olmalı.
TARLAYI KİM SÜRÜYOR, ÜRÜNÜ KİM BÜYÜTÜYOR, HASADI KİM YAPIYOR?
Atsız Burucu (Mehmet Hoca), Kuşdili, İstanbul – 01.10.2026









