Prof. Dr. Fuat Gürdoğan, maneviyata önem verdiğini iddia eden toplumların aslında para, statü ve tüketim gibi modern putların esiri haline geldiğini belirtmektedir. Yazara göre, geleneksel putlar şekil değiştirerek vahşi piyasa koşullarına ve maddiyata duyulan tapınmaya dönüşmüştür. Dinin içini boşaltarak bunu bir güç zırhı ve maske olarak kullanan kripto dindarlık, günümüz finans dünyasında ve yüksek bürokraside yaygınlaşmıştır. Sermayenin maneviyata galip gelmesiyle birlikte muhafazakâr lüks ve şatafat ön plana çıkmış, samimiyet ise ciddi bir yara almıştır. Bu toplumsal hastalığı aşmak için bireylerin zihinsel bir hicret gerçekleştirmesi, başarı kriterlerini maddiyattan uzaklaştırıp vicdan ve ahlaka göre yeniden şekillendirmesi gerekmektedir.
Son zamanlarda sokakta, televizyonda ya da sosyal medyada gezinirken kendinize şu soruyu sordunuz mu: Biz ne ara bu kadar “maddeci” olduk? Üstelik bunu, her fırsatta dünyadan çok ahireti, maddiyattan çok maneviyatı öncelediğini söyleyen bir toplumda yaşıyorken sormak çok daha sarsıcı. Bugün karşı karşıya olduğumuz durum, sadece basit bir ahlaki yozlaşmadan ziyade, İslam dünyasının, muhafazakâr kimliğin derinden yaşadığı sosyolojik, felsefi bir yarılmadır. Eskinin taştan, tahtadan yapılan, Kâbe’nin duvarlarına asılan o kadim putları şekil değiştirdi. Artık kimse bir heykelin önünde eğilmiyor. Modern dünya, adına “para”, “statü”, “tüketim” dediğimiz çok daha görünmez, çok daha ezoterik, hipnotize edici yeni putlar inşa etti.
İslam inancının en temel sütunu tevhittir. Yani Allah’ın birliğine kalbini bağlamak, O’ndan başka hiçbir güce, otoriteye, nesneye teslim olmamaktır. Tasavvuftaki o derin “masiva” kavramı tam olarak bunu anlatır: Kalbi, Allah’tan başka her şeyden temizlemek. Ancak bugünün sosyolojik gerçekliğine baktığımızda, özellikle “Müslümanım” diyen bazı kitlelerde tuhaf bir zihinsel bölünme görüyoruz. Sabah namazında “Rızkı veren Allah’tır” diyen bir zihniyet, dükkânını açtığı, borsanın başına geçtiği andan itibaren tamamen vahşi piyasa koşullarına tapınan, daha fazla kazanmak için her yolu mubah gören bir çarkın dişlisi hâline gelebiliyor. Bu, felsefi olarak tam bir “pratik ateizm” durumudur. Dil Allah’ı ikrar ederken, hayat pratikleri parayı yegâne kurtarıcı olarak kutsuyor.
İşin daha ürkütücü boyutu, tarihin en karanlık dehlizlerinden bugüne sızan o gizemli safsatalarda saklı. Güç, servet arzusu insanı sadece paraya tapınmaya itmiyor, inancın içini boşaltıp onu bir maskeye dönüştürüyor. Dün Endülüs’te, Osmanlı’nın çöküş dönemlerinde ya da Sabetaycılık gibi akımlarda gördüğümüz o “kripto” yani gizli kimlik pratikleri, bugün çok daha organize biçimde aramızda yaşıyor. Eskiden siyasi hayatta kalma arzusuyla kendisini Müslüman gösterip arkada başka hesaplar güden yapılar vardı. Bugün ise finans dünyasında, holding koridorlarında, yüksek bürokraside yer kapmak için sinsi bir “kripto Müslümanlık” türedi.

Gerçekte kalbi numerolojiye, astroloji ritüellerine, gizli ezoterik cemiyetlerin güç formüllerine, kabalist sembollere inanan bazı insanlar, toplumda meşruiyet kazanmak için en ön safta namaz kılıyor, dini jargonu dilinden düşürmüyor. Bu yapay bağlılık, tamamen bir güç zırhıdır. Gündüz kitlelere İslam ahlakı vaaz edenlerin, gece odalarında borsada manipülasyon yapmak, rakiplerini ezmek için gizli ritüellerden, ezoterik şifrelerden medet umması tam bir inanç ihanetidir. Güce ulaşmak için her kılığa giren bu modern münafıklık, mukaddesatı sadece bir basamak olarak kullanıyor.
Geleneksel dindarlık, modern kapitalizmin sunduğu konfor, lüks karşısında büyük bir sınav verdi. Maalesef bu sınavda sermaye galip geldi. Eskiden dindarlık bir “kanaat”, “tevazu”, “gönül zenginliği” üzerinden tanımlanırken, bugün dindarlık parayla satın alınabilen bir statü göstergesine dönüştü. “Muhafazakâr lüks” adı altında sunulan şatafatlı yaşamlar, gösterişli ibadet mekânları, sosyal medyadaki zenginlik şovları, dinin o ezoterik, mistik, içsel derinliğini adeta emip bitirdi. Geriye sadece dışsal şekiller, ritüeller, içi boşaltılmış bir etiket kaldı. İnsanoğlu, kendi elleriyle ürettiği paranın karşısında diz çöktü. Tıpkı eski çağlardaki helvadan putlar yapıp, sonra acıkınca onları yiyen bedeviler gibi.
Bu toplumsal hastalığın teşhisi nettir: Mananın maddeye tahakküm etmesi gerekirken, madde manayı esir almıştır. Güç, servet, ahlakın önüne geçtiğinde toplumda adalet duygusu zedelenir, samimiyet kaybolur. En tehlikelisi, din bu hırsı meşrulaştıran bir kılıf hâline gelir.
Şüphesiz, bu yozlaşma rüzgârına karşı dimdik duran, inancını hiçbir dünya menfaatine alet etmeden saf bir kalple yaşayan samimi Müslümanlar hâla aramızdadır. Onların varlığı, bu manevi kuraklıkta insanlığın vicdan vahasını oluşturuyor. Her türlü riyadan uzak duran o temiz dindarları bu eleştirilerin tamamen dışında tutmak boynumuzun borcudur.
Bu gidişatı durdurmak için ne yapmalıyız? Reçete ne çok uzaklarda ne anlaşılmaz felsefi kitapların içinde.
İlk olarak, zihinsel bir hicrete ihtiyacımız var. İnsanın kendi içine dönmesi, kalbini sorgulaması, “Ben gerçekten neye inanıyorum, beni harekete geçiren asıl motivasyon ne?” sorusunu dürüstçe kendine sorması gerekiyor. Parayı bir amaç değil, sadece hayatı idame ettirmek, iyiliği yaymak için bir araç, bir “emanet” olarak görme ahlakını yeniden kazanmalıyız.
İkinci olarak, toplumsal başarı kriterlerimizi değiştirmek zorundayız. Bir insanın değerini altındaki arabayla, oturduğu evle, banka hesabıyla değil, adaletiyle, merhametiyle, dürüstlüğüyle, topluma kattığı insani değerle ölçmeye başladığımız gün bu putlar yıkılacaktır. Maskeler düşecek, sahte dindarlıklar görünür olacaktır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, tarihin hiçbir döneminde putlar kendiliğinden tahtından inmedi. Onları yıkacak olan şey, insanın kendi özüne, vicdanına, dinin o saf, gösterişsiz hakikatine geri dönmesidir. Cüzdan ile vicdan arasında sıkışan modern insan, eğer kalbindeki o görünmez paraya tapınma dürtüsünü, güce tapma hastalığını söküp atamazsa, ne kadar ibadet ederse etsin modern çağın bir kölesi olmaktan öteye geçemeyecektir. O yüzden, kendimize gelelim. Hakiki özgürlük, paranın satın alamayacağı değerlere sahip çıkabilmektir.










