Yazar Şulenaz Durlanık, Diyarbakır gibi bölgelerde Kürtçe tabelaların yaygınlaşmasını ele alarak bu durumu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın dördüncü maddesiyle korunan dil bütünlüğüne bir aykırılık olarak nitelendirmektedir. Metin, bu uygulamaların ne zaman yapıldığına dair tartışmaların asıl meseleyi gölgelediğini ve devletin üniter yapısına zarar verdiğini savunmaktadır. Yazar, yabancı dillerle yapılan kıyaslamaları reddederek Türkçenin resmiyetini korumanın ulusal egemenlik için kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulamaktadır. Habercilik anlayışını ve siyasi figürlerin tutumlarını da eleştiren makale, ülkenin iki dilli bir yapıya dönüştürülme çabalarına karşı sert bir uyarı niteliği taşımaktadır. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin anayasal düzeninin ve toplumsal birliğinin korunması gerektiğini belirterek devlet otoritesinin zayıflaması konusundaki endişelerini dile getirmektedir.
Son günlerde ülkemizin doğu kesiminden, bilhassa Diyarbakır’dan gelen Kürtçe tabela fotoğrafları gündemde.
Tabelalarda açıkça görüldüğü üzere Türkçe isimlerin altında Kürtçe karşılıkları yer alıyor.
Fotoğrafların gündem olmasının hemen ardından ise başta Halk TV olmak üzere birçok haber sitesi, bu fotoğrafların 10 yıl öncesine ait olduğunu ve ikinci açılım sürecinde asılmadığını yazmaya başladı.
Peki fark eder mi?
Bu bir anayasa ihlalidir. 10 yıl önce de anayasa ihlaliydi. Fotoğrafın tarihini tartışarak kamuoyunun dikkatini asıl meseleden başka bir yöne mi çekmeye çalışıyorsunuz?
Üstelik mesele yalnızca geçmişten kalma fotoğraflardan da ibaret değil. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, 2026 yılının Şubat ayında esnafa Kürtçe fiyat etiketleri ve iş yerlerine yönelik Kürtçe tabelalar dağıttığını kendi internet sitesinden duyurmıştı.
Bir de İstanbul’daki İngilizce tabelaları örnek gösteren bir kesim var. Kürtçe evrensel dil oldu da bizim mi haberimiz yok?
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3. maddesi son derece açık:
“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.”

Ortada açıkça bir anayasa ihlali iddiası varken, bu ihlalin kendisini değil de ne zaman yapıldığını tartışmak nasıl bir zihniyetin ürünüdür? Nasıl bir habercilik anlayışıdır?
Mesele bu tabelaların kaç yıl önce asıldığı değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninin ve devletin temel niteliklerinin nasıl aşındırıldığıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, tarihinde hiç olmadığı kadar ağır bir siyasal baskıyla karşı karşıyadır. Devlet otoritesi ve caydırıcılığı ne yazık ki ciddi biçimde zayıflatılmıştır.
Bugün bölücü bir kesim, Türkiye Cumhuriyeti’ni iki milletli, iki dilli bir ülke haline getirmeyi amaçlamaktadır.
Bu nedenle tartışmamız gereken, bir fotoğrafın tarihinin ne olduğu değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısının, Anayasa’nın açık hükümlerinin ve Türkçenin devlet dili olma niteliğinin korunup korunmadığıdır.
Çünkü mesele bugün bir tabela, yarın ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisidir.
Bugün ülkemizde yaşananlarda büyük katkısı olan Devlet Bahçeli’nin de dediği gibi: İnşallah Türkiye değişmez…

