1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Mehmet Edip Ören
  4. Liyakat Sustuğunda: Tabela Şirketleri ve “Cebellezi” Ekonomisi

Liyakat Sustuğunda: Tabela Şirketleri ve “Cebellezi” Ekonomisi

featured

Mehmet Edip Ören’in yazısı, kamu kurumlarındaki liyakatsizliği ve bunun beraberinde getirdiği ekonomik yolsuzlukları eleştirel bir dille ele almaktadır. Metinde, ehil olmayan kişilerin kritik makamlara getirilmesiyle birlikte tabela şirketleri üzerinden yapılan şüpheli borsa kazançları ve haksız zenginleşmeler gözler önüne serilmektedir. Özellikle bazı bürokrat ailelerinin ve yakınlarının milyarlık servetler elde ettiği, ancak bu durumun yetkililerce görmezden gelindiği ifade edilmektedir. Ayrıca, Almanya’da sağlık sistemini dolandıran bazı kişilerin lüks yaşam sürdüğü belirtilerek finans sektöründeki denetimsizlik vurgulanmaktadır. Son olarak, ülkenin adalet sıralamasındaki düşüşüne ve yaşanan milyarlarca dolarlık kayıplara rağmen yetkililerin yaptığı iyimser açıklamalarla çelişen vahim tablo eleştirilmektedir.

“Malumunuz üzere” Bu bir cümle başlangıcıdır. Liyakatsiz kişileri, ehil insanların tepesine oturtursanız, o kişiler de nezaket çerçevesinde ama kişiye de durumunu hatırlatacak biçimde giriş yaparlar. En çok kullanıldığı yerler ise bu işin çok kolay yapıldığı resmi kurumlardır… Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…

Herkesin bildiği ama resmen de ortaya çıkması gereken rezaletleri görüyorsunuz… Konuya girmeden sizlerden bir ricam olacak. Dediklerimin muhatabı sizmişsiniz gibi düşünün veya bahsettiğim kişilerle empati yapın… Cebinizdeki paranın ne kadarını riske atarsınız? Mesela benim bir milyon liram olsa ancak bunun yüz bin lirasını riske atarım. Hepsini gözden çıkaramam… O zaman bütüne doğru gidelim. 60-70 milyon para riske atılmışsa, hiç bilinmedik şirketler üzerinden kumar oynanmışsa, sizce eldeki ana para ne kadar olabilir? Herkes cevabı kafasından oluşturdu ama eminim ki kimse 60-70 milyon demedi. Ama biz gene bu parayı bütün para olarak kabul edelim. İşe sondan değil baştan başlayalım. Bu 60-70 milyon nasıl kazanıldı? Maaşla olmadığı belli de ticarette işin içine girmiştir diye düşünüyorum… Bu durumda malum kazancın vergilendirilmiş olması gerekir. Böyle bir durum var mı? Bildiğim kadarıyla yok… Fatoş Betül nasıl bir ticari deha imiş ki hangi hissenin nasıl seyir izleyeceğini biliyor. Gözünü kırpmadan da elinde avucunda ne varsa (!) tabela şirketlerine yatırıyor. Dehanın bu kadarını insan aklı almıyor. Fatoş Kız’ımız, hisse %100 artıyor, kılını kıpırdatmıyor. Normal biri “Yeter, bozduralım” moduna girer ama O oralı değil… Hisse; dört kat, beş kat, altı kat… dokuz kat oluyor, en ufak bir telaş yok. On kat olunca öyle bir zamanlamayla bozdurma işlemi oluyor ki ertesi gün hepsi çıkılıyor… Betül’ümüz de bir milyar iki yüz milyonunu alıp çekiliyor… Hakeza kocası da aynı… Bu aileyi, bu kadar öngörüsüyle derhal İngiliz asıllı Kürt Memoş’un yerine getirmek lazım… Zaten bakanlık tecrübesi de var, ülkemin bütün fertleri milyarder olur… Türkiye’mize Allah’ın hediyesi müstesna ailemiz sadece Fatoş’tan ibaret değil. Bu kızımızın ağabeyi üst bürokratlıktan bakan yardımcılığına kadar her işi yapmış. Hele bir kız kardeşi var ki branşı olmadığı halde birçok ülkede büyükelçilik de yapmış. Şu an Finlandiya’da… Buna eşdeğer bir de Kavakçı Ailesi var… Cenab-ı Allah verdikçe veriyor. Bunları el üstünde tutmamız, gözümüz gibi bakmamız lazım. Bir iki milyar cebellezi yapmışlar, görmezden gelin…

Bu başı çullulardan biri de Almanya’da ortaya çıktı… Sakın Allah’ın emri olan örtünme malzemesine “çul” diye hakaret ettiğimi zannetmeyin. Çul, bu sahtekarların üniforması. Başörtüsü ise bizim iffetli kadınlarımızın kapanma malzemesi. Her neyse, nerede kalmıştık? Almanya’daki başka bir başı çullu, oranın sağlık sistemini dolandırmış. Dini bütün (!!!) Zeyno kızımız, en lüks arabalardan koleksiyon yapmış. Bir ara Dilan’ımız vardı ya… Onu kıskandıracak bir hayata girmiş. Gel gör ki onlar gâvur, bizim gibi değil. Son derece dürüstler ve de bu tür işlere hiç müsamahaları yok… Bu kızlarımızın halk vicdanı bakımından tek bir kurtuluşları var: Derhal “Biz İmam Hatip’i olmayan yerlere okul açacaktık” demeleri… Yoksa halkımız kendi nam ve hesapları için çaldıklarını zanneder…

Bu olay bize bir şeyi daha gösterdi: Finans sektörü mercek altına alındı… Ne görelim? Kiminin evladı, kiminin damadı işin en tepesinde, karar mevkilerinde. Yani darı ambarı tavuklara emanet edilmiş. Anadolu yaklaşımıyla kuzuları kurda emanet etmişiz. Buna tam anlamıyla örgütlü nitelikli dolandırıcılık denir. Acaba R.T. “Turpun büyüğü heybede” derken, “Bunlar birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar” dediğinde Fatoş’gilleri kastetmiş olmasın? Acaba içinizde hâlâ iki yüz bin liralık benzin giderinden yüzlerce yıl hapis isteğiyle yargılanan İBB davasına gerçekmiş gibi bakanlarınız var mı? Bir de şunu söylemek lazım: Yurt dışı kuruluşlar, yani dış mihraklar, dış güçler bu konuya dikkat çekmeselerdi saadet zinciri ilelebet devam edecekti…

Bunaldınız değil mi? O zaman finali bir iki fıkrayla yapalım, sizleri biraz da olsa tebessüm ettirelim… Dünya “Adalet” sıralamasında 173 ülke arasında 149. sıraya gerilediğimiz günlerde Adalet Bakamayan’ı, “Türkiye hukuk alanında ABD ve Avrupa’nın önünde” dedi… R.T. de bütün bu olanlardan sonra yüreğimize su serpti. 3.5 milyar $ için köprü ve otoyolları 30 seneliğine satmayı planlarken 20 milyar dolarlık kayıp için “Finans sektöründe endişe edecek bir şey yok” dedi…

Hepiniz Yaradan’a emanetsiniz. Hoşça kalın…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!