Yazar, toplumsal ve siyasi olaylar karşısında telaş ve acelecilikten kaçınmanın hayati önemini vurgulayarak Türk devlet aklının soğukkanlı kriz yönetimini övmektedir. Metin, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı terör tehditleri, provokasyonlar ve dış siyasi baskılara karşı uyanık olunması gerektiğini savunurken, özellikle ABD destekli yapıların nankörlüğüne dikkat çekmektedir. Ukrayna ve İsrail gibi aktörlerin bölgedeki çatışmaları yayma çabaları eleştirilmekte, bu süreçte milli çıkarların ve yerli mühendisliğin korunmasının önemi hatırlatılmaktadır. Tarihsel Marshall yardımlarından güncel gemi kazalarına kadar pek çok örnekle, dış güçlere duyulan aşırı güvenin getirdiği stratejik zararlar gözler önüne serilmektedir. Sonuç olarak yazar, devletin kararlı ve olgun politikalarına güvenilmesi gerektiğini belirterek, halkı da aynı sükûnet ve yerli bilinçle hareket etmeye davet etmektedir.
Telaş: TDK’ye göre, kaygı, tasa, sıkıntı durumu. Acelecilik: Herhangi bir nedenle bir işi çabuk yapma veya heyecanlı davranma anlamında kullanılmaktadır.
Telaş veya acelecilik; bireylerde olduğu gibi topluluklarda, kurum veya kuruluşlarda yahut devletlerde de görülebilir.
Genelde, telaşa düşmemek için “kriz yönetimi” diye bir şey icat etmişler. Ancak bilmek başka, uygulamak başka şeydir. Burada devreye deneyim ve kıyas (karşılaştırma) girer. Mantık, bu işlerin omurgasını oluşturur.
Her devrin kendine göre şartları vardır, yaygın yöntemleri bulunur. Günümüz şartlarında genelde iç içe geçmiş, karma sistemler kullanılmaktadır. Dışarıdan bakınca çorbaya benzer.
Terörsüz bölge olarak tanımladığımız çalışmalar; kışkırtmaya uygun, açık hedef konumunda olduğunu sananlar var. Söylem sırasında rahatsızlananların dişlerini saymak çok kolay oldu. Halkımızı umutsuzluğa düşürmek isteyenlerin dillerini kesmek için gereken ortamların hazırlandığını düşünüyorum.
Siyasal yetkililerden dileğim odur ki; gönlümden geçenleri sıralayayım. Gönlümden geçenler; teröristlerin boşalttığı mağaralar çokça ekranlara yansımalı, teröristlerin teslim ettiği silahların görüntüleri basına yansıtılmalı.
Benim gönlümden geçenlerin, birçok kışkırtıcının çanına ot tıkayacak cinsten şeyler olduğunu düşünüyorum. Zaten yetkili ağızlar “olası provokasyonlara dikkat çekmiş, dikkatli olunmasını kamuoyundan istemişlerdi.”
Enerji ithalatında ABD payının artması iyiye işaret olmasa gerek. ABD’ye gereğinden fazla yaklaşanlar yanmışlar, zarar görmüşlerdir. Marshall yardımlarının ülkeme getirdiği yıkımlar, düştüğümüz zor durumlar, ambargolar tarihi ve günümüz örneklerindendir.
Ulusal marşlarında bile vahşeti ilke edinen, gençleri ve çocukları Türk’ün kanını içmek üzere eğiten bir devletle işbirliği, ince elenip sık dokunmalıdır. Zaten öyle yapılıyor. 30 Ağustos Büyük Zaferimizi kutladığımız gün, Yunanistanlı mühendislerin ve işletmenin onardığı gemi Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kıyılarında batmış, çok sayıda insanımızı yitirdik. Yasını tutuyoruz. Bizler ne kadar üzüldüysek Yunanlar ve Rumlar da o kadar sevinmişlerdir. Çünkü ulusal marşları bunu emrediyor. Soruşturmanın bu yönü de araştırılsa daha güzel olacak. Herkes Türk mühendislerine güvenmeyip Yunan mühendislerine güvenenleri görmelidir. Siyasal yetkililerden bir yurttaş olarak talebimdir.

Ukrayna ve İsrail’in ortak paydalarına gelince; İsrail, içinde bulunduğu savaşları çevrelerine yaymak için insanüstü çaba göstermektedir. Sivilleri ve sivil hedefleri vurmaktan çekinmiyor. Kendine yeni düşmanlar edinmek için itinayla çalışmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’ni düşman olarak seçmiştir. Sırtını ABD’ye dayamıştır. Nankördür; yapılan iyiliklere ihanetle cevap veriyor.
Ukrayna ise sivil hedeflere saldırıyor, sivillerin ölümüne neden oluyor, içinde bulunduğu savaşı çevresine yaymaya çalışıyor. Örnek: Gemilerimizi inatla vuruyor, Romanya tesislerine musallat oluyor, Hazar Denizi’nde gemi batırıyor, T.C. çıkarlarına saldırıyor. Sırtını ABD’ye dayamıştır. Nankördür. Yapılan iyiliklere ihanetle cevap veriyor!
Sanki bu ikili el ele vermişler; T.C.’ni savaşa sokmayı ortak amaç edinmişler gibi görünüyör. Düşmanlarımız telaş içindeler! Aceleciler! İyice hesaplamalar yapmadan çok çeşitli girişimlerde bulunuyorlar. Tüm girişimleri ellerinde patlamaya devam ediyor.
Türk devlet aklı ise sağlıklı düşünüyor, asla acele etmiyor, olgunlaştırmadan katiyen girişimlerde bulunmuyor, kriz yönetimini başarıyla sürdürüyor. Başarılar da peş peşe geliyor. Örneğin: Mekke Anlaşması‘nın coğrafi manasını son açıklamalar yeterince anlatıyor; dikkat çekici diğer yönleri de her fırsatta yineleniyor, ısrarla anlatılıyor. Kıvanç verici; ŞİÖ toplantısına davet edilen Cumhurbaşkanı’nın konuşmaları içimizi serinletti. Temasları ise anlamlı ve sonuç getirici oldu.
Cumhurbaşkanlığı makamınca yapılan bir diğer açıklama ise özgüvenimizi artırdı: “Herkesin bir hesabı var! Bizim de bir hesabımız var!” Şaşırdım mı? Hayır. Bilakis mutlu oldum. Çünkü yaptığım analizlerin adeta doğrulaması gibi.
Biz yurttaşlar da devletimizin edindiği özellikleri edinmeye çalışırsak yurdumuza, ulusumuza, devletimize ve kendimize daha çok yararlı oluruz.
Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları; kıyamet kopsa bile telaşa kapılmayan, ulusumuza yaptığı yararlı işleri aceleye getirmeyen, yaptığı yararlı işlerin gerektirdiği kazanımları edinen cefakarların üzerine olsun, vesselam.
NOT: Kıbrıs açıklarında batan gemide hayatını yitirenlere Çalap’ımızdan bağışlanma, yakınlarına ise sabırlar dilerim. Çalap’ımız beterinden korusun.









