DOLAR 13,71940.4%
EURO 15,56840.18%
STERLIN 18,2262-0.32%
ALTIN 786,210,93
BIST 1.910,411,61%
BITCOIN 670873-7,63%
Ankara
11°

KAPALI

06 35

İMSAK'A KALAN SÜRE

Eş Zamanlı

Eş Zamanlı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çevremizde olup bitenlere baktığımızda, sağlıklı olarak okuduğumuzda, gelecekte olacakları şimdiden öngörmek kuvvetle olası. İslam dünyası başsız, liderlik mücadelesi veren ülkeler birer birer havlu attılar.

İçlerinden sadece Mısır, yitirdiği liderliğin ardından duygusal, iç geçiriyor. Liderliğe nasıl bir özlem duyarsa duysun, bundan sonra elinden hiçbir şey gelmez. Diğerleri de öyle; Kudüs’ü Yahudilere peşkeş çeken, Yehova’ya Filistinlileri kurban eden tüm kutsallarını terk eden Arap devletleri de geleceklerini yitirmişlerdir.

Arap yöneticiler ve elitleri her şeyi para ile satın alabileceklerini, her sorunlarını çözebileceklerini sanıyorlar. Kuyruk acıları onları, Türk ve Türkiye düşmanlarının yanında konumlanmaya zorladı-zorluyor. Akıllarınca, tarihsel beceriksizliklerinden Türkleri sorumlu tutuyorlar.

Geçtiğimiz on yıl süresince Zayed’in saçmalıklarına sıkça rastladık. Hakaretlerini sabırla dinledik. Umut bağladıkları kapılar yüzlerine kapanırken ,hiçbir şey olmamış gibi gelip kapımızı çalabiliyorlar. Aslında bizlere özür borçları hala duruyor.

Arap dünyasına- İslam alemine liderlik edebilecek tek güç Türkiye’dir-Türklerdir. Ancak Arap yöneticilerine ve elitlerine güvenmek, ancak enayiliktir.1.Dünya savaşı sırasında ve öncesinde olanlar cümle alemin malumudur.

Arapların parası ve Türklerin dehası birleşirse İslam dünyası; asılmaktan kesilmekten, soyulup soğana çevrilmekten kurtulur. Orta doğuda yitirilen ne varsa geri kazanılabilir. Verdiğimiz binlerce şehit ve gazilerimiz makberlerinde(mezarlarında) rahat uyur.

Ancak; içimizdeki ve dışımızdaki düşmanlarımız, boş durmayacak, birtakım oyunlara girişeceklerdir. Özelliklede içimizi karıştırmayı, yönetimde istikrarsızlığı, deneyecekler, Türkiye’nin yönetilemez olmasını sağlamaya çalışacaklardır.

Önce iç karışıklık- sonra dış saldırı, dış saldırılar, tüm kara sınırlarımızdan gerçekleştirilmeye çalışılacak- Türkiye’nin iç ve dış kara ayı kana bulanacaktır. Kafkasya- ırak-Suriye- Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarımızda kuvvetli yangınlar çıkarılacak, bundan Balkanlar da nasibini alacaktır.

Hint okyanusunda güçlü faaliyetlere girişilmeli, Ordumuzun kapasitesi en az beş katına çıkarılmalıdır. Araplardan gelecek paralar savunma sanayiine plase edilmelidir.(aktarılmalıdır.)

Mümkün olursa, Tüm Arap sermayesi Türkiye’ye transfer (aktarılmalı)edilmeli, bu arada kendi üretim gücümüzü çok amma çok artırmalı kendi sermayemizi oluşturmalı, emperyalistlerin elinden ekonomi silahı derhal alınmalıdır.

Savaşta-savunmada para ile olur. Her şeyde süreklilik esastır. Türk devletleri teşkilatını daha doğarken öldürmek isteyen ahmak komşularımız var, dikkatli olunmalı, seri hareket edilmelidir. Zaman kaybına asla izin verilmemelidir.

Siyasal İslamcıların, Osmanlı dönemlerinde yaptıkları yanlışlardan uzak durulmalıdır. Dikkatli olunmaz ise, her şeyin ters yüz olması an meselesidir. Yüce Türk ulusunun hatalara – benliklere-aymazlıklara- ideolojik körlüklere tahammülü yoktur.

Çalap’ımızın kutsal elçisi HZ. Muhammed “düşmanın silahlarıyla (düşmanın yöntemleri-manevraları- araç gereçleri ile) silahlanın. Buyuruyor. Öyle ise!…

Eş zamanlı düşman hamlelerine karşın, karşı ataklarımızı hazırlamalı aklın ve bilimin eşliğinde, deneyimlerin yoldaşlığında devreye sokmalıyız.

Söz kemalini buldu. Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları, Yüce Türk ulusunun çıkarları ve bekası için, ömrünü feda edenlere ,aklı- bilimi ve deneyimi kendine yoldaş edinmiş fedakarlarımızın üzerine olsun vesselam.

Devamını Oku

Bedel

Bedel
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bedel: herhangi bir söz-davranış ve eylem karşısında ilgili muhatap veya muhataplara tazminat, karşılık ödeme yahut da muhataplar tarafından verilecek cezalara muhatap olma, anlamlarında kullanılagelen bir kelime.

Türkiye’ye; 1938’den beri çeşitli bahanelerle, bedeller ödettirile gelmiştir. Ambargolar bedel ödettirme yollarından biridir. Uluslararası kuruluşlar, Türkiye aleyhine kullanıla gelmiştir. Ekonomik yaptırımlar işin tuzu biberi olagelmiştir.

Ekonomik saha; Türkiye’nin zayıf karnı olarak algılana gelmiştir. İkide bir kaşınmaktadır. Uluslararası paraya dayalı aileler, Mutlak Türk ve Türkiye düşmanıdırlar. Ülkemiz ekonomik Burgaçtan (Türbülans) kurtulmanın yollarını aramak zorundadır. Aslında bu arayış çok uzun zaman öncesinden başlamıştır.

Düşmanlarınıza karşı, etkili olmanın ilk çaresi güçlü bir ekonomik yapıya sahip olmaktır. Zamanın en güçlü savunma sanayine sahip Türkiye; 1940-1960 arası sessiz sedasız, savunma sanayiini kapatmış uçak fabrikasını soba borusu fabrikasına dönüştürmeyi başarmış- binlerce uçak motorlarını, çürütmede dünya rekoru kırmış, yerli uçakları hava alanlarına gömmeyi marifet bilmiş.

Aradan geçen zaman, edinilen deneyimler, Türkiye’yi yeniden güçlü modern savunma sanayiine sahip olmaya zorlamıştır. Bu alanda güçlendikçe Sesimiz daha gür çıkar hale gelmiştir. Ancak içimizdeki dönmeler iyice pervasızlaşmış yabancı güçleri Türkiye’ye müdahale etmeye çağırmaya başlamıştır.

Artık Türkiye bedel ödeme dönemlerini kapatmak- ağır bedeller ödetme dönemlerini başlatmak vaziyetindedir. İçeride ve dışarıda Türkiye’nin ve Türklerin geleceğini karartmaya yönelik her türlü girişimleri durdurmak, zararlı her türden haşereye bedeller, hem de ağır bedeller ödetmek vatana ihanetten yargılayıp cezalandırmak zorundadır.

Doğumuzdaki komşumuz İran; ülkemizin stratejik hedeflerine ulaşmasını engelleme çabalarını aşırı derecede artırmıştır. Melanetlerine hızla devam etmektedir. İran; Türkiye tarafından bedel ödemeye zorlanmalı bedel ödettirilmelidir.

Ermenistan ile destekçileri arasına girilmeli, bu geri zekalı tetikçi, kontrol altına alınmalı, kayıt dışı olarak Türkiye’de bulunan Ermenistan vatandaşları derhal sınır dışı edilmek üzere derdest edilmelidir.

Rus büyük elçiliği uyumaktadır, Türkiye’nin kuşatılmasını engellemek Ruslar için beka meselesi, hayat memat konusudur. Elçilik, mensubu olduğu devlet yönetimini uyarmalı, Türkiye ile gizli açık didişmenin sakıncalarını devletine anlatmalıdır.

Rusya’nın önünde üç kuşak yol bulunmaktadır. Kuzeyde kırım üzerinden geçen yol, ortada Türkiye üzerinden geçen yol, güneyde Ortadoğu ve kuzey Afrika üzerinden geçen yol. Her üç yolun emniyeti ve çalışması için tek şart Türkiye ile iyi geçinmek, stratejik ortaklık etmektir.

Rusları insandan bile saymayan, bir medeniyetin mensuplarının ekmeklerine yağ sürmek anlamına gelen, Türkiye ile didişmek ancak ahmak devletlerin yapacağı şeylerdendir. Rusya; Suriye-Kafkaslar- kuzey Afrika’da Türkiye’yi müttefik seçmek ve Türkiye’nin işlerini kolaylaştırmak zorundadır.

Eğer varlıklarını sürdürmek istiyorlar ise! Sovyet döneminde muhteşem hain, iki işbirlikçiyi kimler destekledi, bir düşünsünler. Şu, anki, dünya konjonktürü, Türkiye ve Rus’ yanın düşmanlarını ortak kılmıştır. Rusya aklını kullanmaz ve duygusal davranırsa çok ağır bedeller ödeyecektir. Benden demesi.

Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları, İçimizdeki ve dışımızdaki gizli ve aşikâr düşmanlarımıza ağır bedeller ödetmeye hazırlanan kocamışlarımızın-karar alıcılarımızın – yiğitlerimizin üzerlerine ve dahi onlara hayır dua kılanlara olsun vesselam.

Devamını Oku

Küfür Tek Millet mi?

Küfür Tek Millet mi?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İçimizdekiler, dışımızdakiler, onların içerideki ve dışarıdaki uyduları; sözüm ona, Müslümanlık iddiasındaki sözde Müslüman ülkeler ve dahi Arasat’ta kalan ülkeler, sözde cihat peşinde olup, Müslümandan başkasına zarar vermeyen devlet altı oluşumlar, bunların topunu birden, Küfür tek millettir hadisi şerifinin kapsamına soksak hepsini bütünlesek acep nasıl olur?

Bizim dışımızda kalan, küfrün peyki(uydusu-hizmetkarı) olmuş iki ülke dikkat çekiyor. İş bu iki ülke; devlet geleneği olan, ciddiye alınması şart olan iki ülke! Bunların İslam alemine verdikleri zararları mazur gösterecek bir bahane ortada yok.

İki ülkenin adını koyalım. İlki Mısır: ilk çağlardan beri varlığını devam ettiren, Firavunlarıyla meşhur. Roma’ya karşı direnmiş, Bizans’ı görmüş, tarihin süzgecinden geçen Mısır. Bugün ABD’ye köpeklik eden, İsrail’e yanaşan, Libya ve diğer konularda İslam’a ve Müslümanlara zarar veren firavunlaşmışmış hatta firavunlardan daha kötü Mısır devleti. 

İkincisi İran: Çok eski çağlardan beri varlığını sürdüren İran; Türkleri arkadan vurması ile meşhur. Bir vakitler Bizans’a karşı mücadele vermişlerdi. Türklerin Kızıl elmaya yürüyüşünü durdurmak için ,Haçlılarla işbirliğine giden, Alamut kalesindekileri kullanarak Selçuklu devletine büyük zararlar veren İran . 

Bu her iki devlet tarih boyunca ve dahi günümüzde Yüce Türk ulusunun ve devletlerimizin kadim baş belası ola gelmiştir. Biri (Mısır) batımızdaki Yunanistan’ın kardeşi ve yakın dostu-stratejik müttefiki olmuş bize düşman kampta yerini almıştır.

Diğeri (İran) Kuzey doğumuzdaki Ermenistan’la kardeş-dost-müttefik olmuş, bize karşı amansız bir silahlanma yarışına girmiştir. Biz Türklere karşı amansız bir düşmanlığın içindedir. Peygamberimizin ilan ettiği kardeşlik bile yeterli etkiyi gösterememiştir.

Adı geçen her iki ülke içinde; İslamiyet- Müslümanlık hiçbir anlam ifade etmiyor .Varsa yoksa müşriklere kardeş olmak. Başka bir şey bilmiyorlar. Hiçbir laf ve anlatım etki etmiyor. İran için Caferilik veya Alevilikte anlamsız. Mezhep kardeşi olan Irak Türkleri ile Azerbaycan Türklerine karşı Ermenileri ve PKK’yı destekliyorlar.

Din kardeşleri olan T.C. karşı kiliseler ile iş birliğini sürdürüyorlar. Ne gariptir ki her iki ülkede birlik ve beraberliklerini devam ettirebilmek için T.C.ne muhtaçlar. Kölelik ruhu bunların akıllarını tüketmiş. 

Nasıl ki, seyit Rızaların yüzünden Musul ve Kerkük’ü kaybettik ise; bu iki ülkeye karşı sahada ve masada tertibat alınmaz ise, büyümemiz durur, Avrupa’nın iti olma olasılığımız büyür. İçimizdekilerin melaneti tüm hızıyla devam ediyor.

İçimizdeki odakların Şehit aileleri üzerinden oyun sergilediklerini uzun süredir. Görmekteyiz. Kimden gelirse gelsin şehit ailelerini, gazilerimizi, üzecek davranışları acilen durdurmak zorundasınız. Aksi halde ülkeyi savunacak adam bulamazsınız.

Yahut da yüce Türk ulusunun toptan ayaklanması, çar çakala haddini bildirmesi işten bile değildir. Konuyu saptırmanın, küfürbazları korumaya çalışmanın hiçbir anlamı yoktur. Çünkü “Türk milleti zekidir, çalışkandır.”

Bütün Türkler; İran ve Mısıra karşı birleşmelidir. Bu ülkelere haddini bildirip itaatlerini sağlamalıdırlar. İran’ın tasallutuna uğramış Türk yurtlarının azatlık vakti oldukça yaklaşmıştır. Yalnızca biraz zamana ihtiyacımız var. 

Şimdi ah etme zamanı değildir. Kıpırdanma, konuyu olgunlaştırma zamanıdır. Haydin bakalım; Ya Allah bismillah. Görklü Çalap’tan yardım isteme ve şaha kalkma vakti.

Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları, her ne kılıkta olursa olsun, düşmanlarımıza karşı dik duran, diklenen, tertibat alan, hızla ve doğru bir şekilde konumlananların, üzerine olsun vesselam.

Devamını Oku

Kemal’in Dostları

Kemal’in Dostları
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Kemal deyince sakın aklınıza, M. Kemal gelmesin. Ben Dersimli Kemal’den bahsediyorum. O Kemal ki; her fırsatta Atatürk’ün lafına turp sıkan, Atatürk’ün Tunceli dediği ve T.C. resmi kayıtlarında Tunceli olarak belirtilen ilimize Dersim diyen kemal.

Irak ve Suriye tezkeresine hayır diyen devletimizin elini zayıflatacak davranışlarda bulunan Kemal. Türk dış politikasında, 180 derece değişiklik yapacağını söyleyen kemal.  Bizim Dersimli Kemalimiz; bir süreden beri dostlarıyla birlikte iktidara geleceğinden bahsediyor.

Aklıma birden kendilerine Suriye’nin dostları diyen ve Suriye’de iç savaşı körükleyen ülkeler geldi. Avrupa’da toplanıp, Suriye’ye yeni anayasa dayatmaya çalışan ülkeler. Amerika’sından-Hollanda’sına kadar bir dizi ülke işte!

Bizim iç işlerimize müdahale eden onurumuza saldıran elçilerin ülkeleri… Bizim Dersimli Kemal’in söylemleri ile haddini bilmez elçilerin istekleri nerede ise birebir örtüşüyor. Yer yüzünde hiçbir şey yüzde yüz bozuk olamaz. Siyasal iktidarın da elbet bir dizi hataları var.

Benim işim herhangi bir partiye payanda olmak veya karşısında konumlanmak değil. Benim işim, kadim Türk devleti nerede ne yapmamı isterse onu yapmak. Yurdumun ve Ulusumun kutsal çıkarları için çalışmak, çorbada bir tutam tuz olmaktır.

Yani amacım, Dersimlinin rakibi olmak değil, onun; yaptığı ve yapabileceği yanlışlara engel olmaya çalışmamdır. Benim düşmanlıkla bir ilgim olamaz hakaretle de bir işim olamaz. Ben yalnızca yurdumun-Ulusumun -devletimin düşmanlarına düşmanım.

Gelelim bizim Dersimli Kemal’in dostlarına! Sayın kemal, gel bu dostlarını açıkla ki; bizlerde yanlışa düşmeyelim. Görelim, dostların kimlermiş! Yurt içindeki ve yurt dışındaki dostlarını ölesiye merak ediyorum. 

Bakalım senin dostların, bizim de dostlarımız mı? Yoksa düşmanlarımız mı? Bir de Türk siyasi partiler yasası ortada, Anayasamız yabancı dostlarınla iktidarı paylaşmana izin veriyor mu. Benim bildiğim egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Hiçbir şeriki(ortağı) kabul etmemektedir.

İktidara, yabancı dostlarınla veya yabancıları kayıtsız şartsız dost olarak görenlerle nasıl geleceksin. Yasalarımız buna izin vermez. Bu engeli nasıl aşacaksın. Yoksa ilginç bir yol mu buldun da bizim mi haberimiz yok.

Elbet, iktidarı eleştireceksin, muhalefet yapacaksın, ancak devletin elini zayıflatmadan, farklı yorumlara yol açmadan görevini yapmalısın. Yoksa bir gün elbet yakana sarılan birileri çıkabilir. Bu kural herkes için geçerlidir. Her yurttaş yasalara uymalıdır.

Düşmanlarımızı dost edinmeyen herkese binlerce selam. Atalarımız der ki; “Taş yerinde ağırdır- Vaktiyle ölen babacığım.” vaktinde yapılmayan iş, iş değildir. Gecikilen her dakika yurduma-ulusuma verilen büyük zarardır.

Cephe gerisinde alınacak önlemler konusunda oldukça gecikiyoruz. Bunun sorumluluğu da elbet siyasal iktidarın omuzlarındadır.

Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları, yurduna-ulusuna- devletine karşı görevlerini eksiksiz olarak, vakit yitirmeden yapan, Görklü Çalap’ımızın dışında başka bir egemen güç tanımayan, gerçek Çalap (Tanrı-Rab-Allah) dostları dışında dost edinmeyen tüm dostlarımıza gelsin vesselam.

Devamını Oku

Müdahale

Müdahale
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Siyasal iktidarın verdiği tepkiler her ne kadar, hoşumuza gitse de bizleri memnun etse de, yetersiz kalıyor. Yetersiz kalmaya, devam edecek, caydırıcı hiçbir özelliği olmayacak. Çünkü; eylemlerle desteklenmeyen hiçbir söz ciddiye alınmaz, hatta makara mevzuu olur.

İş bu tanımlama; her alanda geçerlidir. Siyasette, ekonomide, askeri alanda, diplomaside. Kısacası insanla ilgili her konuda geçerlidir. Tarih iş bu tanımlamanın dışında hiçbir olayı kaydedememiştir.

Suriye’de; bizim korumamız da olan alanlara kesintisiz bir saldırı var. Irak için de benzer olaylar bir türlü durulmuyor, Karabağ bölgesinde İran bir türlü melanetlerinden vazgeçmiyor. Libya’da ise, henüz arzu ettiğimiz düzeyde beklentilerimiz gerçekleşmedi.

Rum, Yunan ikilisi, gemi iyice azıya aldı, azgınlıklarına devam ediyor. İş bu saydığım olaylar eşliğinde, On ülkenin büyük elçileri, Kavala bahanesi ile iç işlerimize müdahale ettiler, diğer bir deyişle düşmanlıklarını net olarak, tartışmaya meydan bırakmayacak şekilde ortaya koydular. 

Bizim planlayıcılar, istemese de istese de ciddi bir savaşa hızla hazırlanmak zorundalar. Karşımızdakiler niyeti iyice bozdular. Türkleri Orta Asya’ya sürme planı geçerliliğini koruyor. Beş veya altı cephede gerçekleşecek bir savaştan bahsediyorum.

TV programlarında; bazı salakların, ihanet ağacına tırmanmaya çalışanların, Türkiye’nin diplomatik alanda yalnız kaldığından bahisle, sömürge olmamızı öneriyorlar. Nasıl ki İsevist dünya en küçük bir bahane ile bize bedel ödetiyorlarsa; devletimizin de sadece söylem yerine, söylem eşliğinde eyleme geçme ve çeşitli şekilde, bedel ödetmeye başlaması bir zorunluluk haline gelmiştir.

Bizim bir askerimize saldıranların, artık kökü kazınmalı, düşmanlarımızın aparatları işe yaramaz hale getirilmeli, içimizdeki hainlere gereken bedel çok, amma çok ağır bir şekilde ödetilmelidir.  Özellikle Suriye’de askerimize veya koruma alanlarımıza yaptırılan saldırılara son verecek önlemler hızla alınmalı, başta İran olmak üzere tüm sorumlular cezalandırılmadır.

Bizim iç işlerimize müdahale eden, onurumuzla oynayan, on büyük elçi de nasiplerini almalı, istenmeyen adam ilan dilmeli, zaman kaybetmenin, lafı eveleyip gevelemenin hiçbir manası yok. Bizim devlet aklımız yüz yıllardır, haçlılarla mücadele etmiş, son Osmanlı dönemi hariç başarılı olmuştur.

Günümüze kadar; akıncı teşkilatlarının neden sessizce ortadan kaldırıldığını, Serdengeçtilerin neden ortadan kaybedildiğini hiçbir aydınımız sorgulamadı. 

İsevi dünya; başarılarını içimizdeki hainlere borçludur. Akıncı ve Serden geçti teşkilatları ile bacıyan ve Abdalan teşkilatları modernize edilerek devlet kurumları arasındaki hak ettiği yeri alması sağlanmalıdır. 

Mali suçlara verilen cezalar, dudak uçuklatan cinsten olmalı, Tarikat cemaat, vakıf, sivil toplum örgütleri gibi kuruluş veya oluşumların resmi veya gayrı resmi para kaynakları sıkı denetim altına alınmalı nereden buldun sorgulaması yapılmalıdır.

Devlet kurumlarına sızmaya çalışmanın, devleti ele geçirmeye çalışmanın, ihanetin cezası; idam olmalı ve geçmiş dönemleri de kapsamalıdır. Başka bir şekilde düşmanlarımıza galebe çalmak olası görünmüyor.

Düşmanlarımıza karşı, içte ve dışta hazırlanırken “merhametten, maraz gelir- yavaş tükürüğün sakala zararı olur, acırsan acınacak hale gelirsin.” Atalarımızın deyişlerini bir an olsun hatırdan çıkarmamak gerek.

Şimdilerde; akıl elde olmak şartı ile, söz ve eylem zamanı, bedel ödetme vakti. Çok çalışma- çok düşünme -yürekleri pek tutma sırasıdır. Fetih suresini ve manasını tekrar okumalı.

Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları, çok çalışan-çok düşünen- yüreklerini pek tutan-düşmana karşı var gücü ile karşı koyan Türk dünyasındaki kardeşleri ile bütünleşmeye devam edenlerin üzerine olsun vesselam.

Devamını Oku