Lütfullah Kaleli’nin bu yazısı, vefa kavramını odağına alarak Türkiye ile sınırlar dışındaki Türkmen soydaşlarımız arasındaki köklü ve sarsılmaz bağı ele almaktadır. Yazar, Suriye’de yaşayan Türklerin ana vatana olan sonsuz sadakatini ve devletin onlara sağladığı askeri ve manevi desteği vurgulamaktadır. Bazı çevrelerin bu birliği bozmaya yönelik fitne girişimlerine ve asılsız iddialarına karşı dikkatli olunması gerektiği yönünde uyarılarda bulunmaktadır. Metin, bölgedeki dış tehditlere ve istihbarat faaliyetlerine rağmen Türk devletinin her zaman sözünün arkasında duran güvenilir bir güç olduğunu savunur. Sonuç olarak, diplomatik ilişkilerin güçlendirilmesi ve milli çıkarların korunması adına hem devlet yetkililerine hem de topluma sorumluluklar düştüğü hatırlatılmaktadır.
Vefa; ortak yaşanmışlıklara, ortak hatıralara saygı duymak ve verilen sözlere bağlı kalmak anlamında kullanılagelmektedir.
Yazımıza konu olan kısım; sınırlarımız dışında kalan Türkler, onların devletimize olan vefaları ve devletimizin onlara yaklaşımıdır. Sınırlarımız dışında yaşayan Türkler, “Devletimize en küçük bir zarar geleceğine bizim yok olmamız daha iyidir” anlayışındadırlar.
Suriye’deki Türklerden birkaçını ziyaretimiz sırasında tanımış olmamı ve bizlere olan samimi sarılmalarını asla unutamam; kucaklaşmamız müthiş olmuştu. İstiklal Savaşı öncesinde ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne sürekli bağlı kaldılar, sonsuz bir sabırla dönüşümüzü beklediler.
Suriye’deki teröristlere askeri müdahalemiz sırasında bizler için canlarını verdiler; karşılığında bizden hiçbir şey istemediler. Devletimiz de onları eğitti ve donattı. Bunu FETÖ’nün düzenlediği MİT tırları kumpasından anlıyoruz; daha sonra birçok yetkili de bu yönde açıklamalarda bulundu. Şimdi bile Türk devleti için canlarını vermekten çekinmezler!
Değişik kesimlerden Siyonizm’e yakın bazı kalemler, Suriye’deki soydaşlarımızla aramıza çomak sokma derdine düşmüşe benziyorlar. Suriye’de Türkçenin yasaklandığını³, Türkmen birliklerinin dağıtıldığını, Türkmenlerin dışlandığını ve yok sayıldığını dillerine dolamış haldeler.
Benim için devletimin yaptığı resmi açıklamalar geçerlidir. Bu yönde devletimizin bir açıklaması var mı bilmiyorum. “Sinek küçüktür amma mide bulandırır” sözümüzün gereği, devletimin net ve yanlış anlaşılmaya meydan vermeyecek şekilde açıklamalar yapmasını gönlüm arzu ediyor; tabii ki yeri ve zamanı geldiyse.
Devletimin sayesinde Suriye’nin başına geçen Şara ve hükümet üyelerinin de güzel ülkemde güzel insanımızı olumsuz yönde etkileme durumu olan şu sorulara cevap vermelerinin yerinde olacağı kanaatindeyim: Soydaşlarımızı dışlıyor ve yok sayıyor musunuz? Türkmen birliklerini dağıttınız mı? Türkmen birlikleri sayesinde mi YPG ve türevlerini yendiniz? Türkçeyi yasakladınız mı?
Şunu unutmayınız! İsrail var oldukca, İngiliz oyunlarıyla paramparça olmuş Arap ulusuyla ve aralarına fitne girmiş yöneticilerle daha beter durumlara düşmeniz işten bile değildir. Yukarıda sıraladığım soruların kaynakları da sizlerin yok olmanızı, acınacak durumlara düşmenizi istiyorlar. T.C. Devletine sonsuza kadar muhtaçsınız. Himayemiz olmasa Lübnan’a dönmeniz an meselesidir. Her fırsatta Türkiye-Suriye bütünleşmesini güçlendirmek için birlikte çalışılmalıdır. Elinize geçti ise 2011 yılında Mesiretül Emeviye’de yaptığım konuşmayı ve arkadaşlarımın televizyonlarda yaptıkları konuşmaları tekrar izleyiniz; sizlere birçok yönden yol gösterici olacaktır.

Dışişleri Bakanlığı’nın bugün yaptığı açıklamaya göre Sayın Cumhurbaşkanı yakında Şam’ı ziyaret edecekmiş. İşbu ziyaret, benim gönlümden geçenler için bir fırsat olmalı. Umut etmek, beklemek ve dileklerde bulunmak bize; vakti geldi ise içimizi serinletmek yetkililere düşer, değil mi?
Suriye ile ilgili İsrail’in niyetleri ve eylemleri belli. Türkiye’de yakalanan MİT/Emniyet operasyonlarıyla ortaya çıkarılan MOSSAD ajanları vardı; anlaşılan yakalanmayı bekleyen, sıraya girmiş MOSSAD ajanları da olmalı. Birçok kesimden kalemin değişik bakış açılarından hareketle İsrail’e kendiliğinden hizmet vermeleri beklenemez; yavruyu sürüden ayırmaya çalışan yırtıcılara benziyorlar.
Tarih boyunca Türk devletleri verdikleri söze bağlı, ortak yaşanmışlıklara ve hatıralara saygılı ve vefakârdırlar. Benim devletim Türk devleti olduğuna göre, Türkiye adını taşıdığına göre vefasızlıkla suçlanamaz! Beceriksizlikle hiç itham edilemez! Unutkanlıkla etiketlenemez! Eğer bir kalem bu söylediklerimle meşgulse ciddiyetle sorgulanmalıdır.[1]
***
Bir diğer konu ise devletimizin içine sızdığı düşünülen; yabancı istihbaratlara bağlı kişi, grup, örgüt, tarikat ve cemaatlerle ilgili soru işaretlerinin henüz kafalardan silinmemiş olmasıdır. Örneğin: FETÖ, Furkan, Süleymancılar, Masonlar, Siyonistler, Enver Altaylı ve benzerleri…
Kıbrıs açıklarında batan gemi ve karasularımızda batan gemi olayları… Bazı ciddi kalemler sabotaj ihtimalinden bahsediyorlar. Tüm sabotajlar içeriden işbirlikçi olmadan yapılamaz. Em. Yzb. Halil Mert konunun üzerinde ayrıntılarıyla duruyor; Ömür Çelikdönmez de benzer şeylere dikkat çekiyor.[2]
Suriye’deki Türkmenlerden söz açılmışken; Son Osmanlı döneminde cephelerde savaşanlar Türk’tü. Paraya hükmedenler ise başta Levantenler olmak üzere diğer azınlıklardı. İnşallah sonları dedelerimizinkine benzemez hem cephede hem de devlet yönetiminde söz sahibi olurlar.
Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları Suriye’deki soydaşlarımızın üzerine ve onlara yardımcı olanların, ulusuma, devletime ve dinime hizmet edenlerin üzerine olsun. Vesselam.[3]
[1] Emekli Yüzbaşı Halil Mert, ndikkgazete,11/9/2026
[2] Ömür Çelikdönmez,31/8/2026
[3] Yazı kaleme alındıktan sonra Suriye dışişleri bakanı ve dışişleri bakanı Fidan Suriye’de Türkçenin yasaklanmadığını açıkladılar.









