Yazar Erol Sunat, “Kara Talihimden Yine Bu Yıl Da” başlıklı yazısında toplumun içinde bulunduğu ekonomik darboğazı ve bireysel çaresizlikleri duygusal bir dille ele almaktadır. Metin, özellikle kira krizi, barınma sorunu ve enflasyonun vatandaş üzerindeki ağır yükünü “kara talih” metaforu üzerinden sorgular. Geçim derdiyle boğuşan emekli ve asgari ücretlilerin pazar ve sokak ekonomisindeki mücadelesi, mevsimlerin ve umudun tükendiği bir atmosferde betimlenir. 2026 yılına kadar uzanan karamsar bir projeksiyon çizen eser, toplumsal adaletsizliği ve sahipsiz bırakılmışlık hissini vurgular. Şiirsel bir üslupla kaleme alınan bu değerlendirme, halkın satın alma gücünün kaybını ve geleceğe dair sönen beklentilerini hüzünlü bir gerçeklikle yansıtır. Sunat, bireylerin kendi iç dünyalarına çekilerek yaşadıkları sosyal tükenmişliği ve ekonomik sistemin çıkmazlarını etkileyici bir biçimde özetler.
Kara bahtım kem talihim demiş Aşık. Kara talih üzerine neler denmemiş, neler yazılmamış ki…
“Kara talihimden yine bu yıl da / Baharı görmeden yaz geldi geçti…” diye yazmış dokunmuş bir yerlere şair…
Bize bir haller olduğu doğrudur.
Durup dururken olmadığı da…
Kara talih, kara vicdan gibi belirli eksenler etrafında dolaşıp duran kelimelerden çok da memnun olduğumuz söylenemez.
İşin içinden sıyrılıp çıkamadığımız da ayrı bir hakikat…
Kara talihli evladım diyen büyüklerimizi hatırlamayan var mı?
Bahtı gülmeyen, işi gücü rast gitmeyen, elini hangi işe atsa dikiş tutturamayan insanların dünyasından geliyoruz.
O dünya kendini güncellese de…
Kara talihli olma gibi bir özellik yerini bir başka kelimeye devretmedi.
Devredemedi…
***
Talihin değişik kara tonları arasında bilinen bilinmeyen kaç ton varsa, her biri talihsizlerin etrafını kuşatmış vaziyette.
Talih dönmedi mi, dönmez derler…
İşte o bir türlü dönmeyen kara talih 2026 yılının ağustos ayına kadar dönmedi gitti.
Bundan sonra döner mi, talih yüzümüze güler mi gibi sorular eşikte bekliyor.
Talihin eşiği, yok beşiği derken kafamız karıştı. Eğri ne doğru ne sana ne bana ne kime ne derken garip bir halin ortasında ve yapayalnız buluverdik kendimizi…
Açmazlar, çıkmazlar, talihsizlikler, şanssızlıklar bir türlü yakamızı bırakmadı diye dövündük bir ara…
Baktık ki, dövünsek bakan yok…
Feryat etsek duyan yok…
Zaten bizde talih yok…
Babadan kalma tarla, bahçe gibi bir şeyler de yok…
Olana el koyana geçecek hükmümüz işin evveliyatından yok…
Battı balık yan gider diyen de biziz…
Çekiver kuyruğunu diyen de…
“Boş vermişim boş vermişim boş vermişim dünyaya…” diyordu ya Ajda Pekkan…
Günün eşiği, haftanın eşiği, ayın eşiği, mevsimin eşiği derken kara talihin eşiklerden yana da şansı yok gibi.
***
En azından bugüne kadar böyle…
İnsanlar hakkını aramaya Meclis kapılarına varmış.
Meclisin kapısında, eşiğinde bekleşiyorlar.
Eşik denen ağzı dili söylemez ne desin?
Kara talihimden yine bu yıl da deyip deyip susan insanlar için bahar geçer, yaz geçer, güz geçer…
Talih dönmez inatla…
Ne eşik geçilir ne kapı aralanır ne açılır.
Ağlama değmez hayat bu gözyaşlarına demişiz demesine de…
İnsan bir şeyler umut ediyor, bekliyor yine de…
Bizim bu yıl aylarla, mevsimlerle aramız limoni…
Hele ki bu yıl…
“Baharı görmeden yaz geldi geçti…” mısrası dilimizden düşmüyor.
Hele ki böyle günlerde…
Yaz mı kaldı gelecek?
Neredeyse yaz bitecek…
Hatta yazın bitimine yirmi günden ziyade kaldı.
Yaz, keşke hissedebilseydik az biraz…
***

Ne sevdiğin belli ne sevmediğin diyor ya şair.
Bizi 2026 denen yıl hiç sevemedi…
Sanki biz ona bayıldık…
Aylar soğuk mu soğuk…
Mevsimlere içimiz ısınmadı…
Ağustos’un onu oldu, enflasyon düşünceli, rakamların yüzü karmakarışık.
Savaş bitti galiba…
Altın yükseldi, piyasalar hareketlendi.
Bize var mı bir faydası sorusuna cevap veren de yok, ortada bir görünen de…
Bizim geçim savaşımız birçok cephede sürüyor.
Kira cephesinde kolumuz kanadımız kırık…
Kalkanımız paramparça…
Kira teslim aldı birçoğumuzu.
Ev sahibi diyor ki, elinde ne varsa ver, geriye bir şey kaldı mı, kaldıysa da geçinebilir misin, geçinemez misin, beni alakadar etmez.
***
Barınma konusunun iflas ettiği, insanları tükettiği bir dönemdeyiz. Barınma Bakanlığı diye bir Bakanlık kurulsa dertlere derman olabilir mi bilemiyoruz.
Barınma insanların canına tak ettiren, insanları sokakta bırakmakla tehdit eden bir problem halini aldı.
Kara talihlilerin önemli bir kısmı da barınma derdiyle boğuşanlar. Ve bu savaştan yenik çıkmakla yüz yüze kalanlar.
Barınma sadece vatandaşın problemi değil, üniversiteli gençlerimizin de aşılması neredeyse imkânsız hale gelen dertleri durumunda.
İnsanlar barınamasınlar, gençlerimiz okuyamasınlar mı?
Barınmadan sonra bir diğer dert Kredi Kartları. Kartlar borçlarla savaşırken pes dedi, benden bu kadar yeter dedi. Benden buraya kadar dedi, dedi de dedi.
Emeklinin, asgari ücretlinin, fakir fukaranın canına yetti.
İçine ata ata, içine kapandı kaldı insanlar.
İçlerinden bazıları feryat ediyor.
Aylığım şu, kira bu…
Şu kadar bin borcum var…
Ne yapayım ben?
Kara talihimizden bu yıl da yüzümüzün güleceği yok…
Kara talih yapıştı kaldı üstümüze…
***
Sokak ekonomisi diye bir gerçek var artık.
Ekonomist olmayanın, ekonomik davranmayanın, ayağını yorganına göre uzatmayanın hali perişan.
Çıkış yolu yok…
Kaçış yolu da…
Bu enflasyon bize çok etti…
Çok çektirdi…
Düştüm dedi…
Düştü diyorlar dedi…
Ben düşmüşüm ya dedi…
Biz düştük aslında, yapıştık kaldık yere…
Ne bakan oldu…
Ne, ne olmuş diye soran…
Bir kişi bile çağırmadı cankurtaran…
Yaz gelmiş, gelmemiş bize ne…
Yaz geldi; sahil bilmez, deniz bilmez, tatil bilmez ekserimiz.
Güya üç tarafımız derya deniz.
Bir tarafta Akdeniz, diğerinde Karadeniz…
Lafın gelişi işte, gevezeliğimizden söyleniriz.
***
Kara talih hep bizi mi buldu, hep bizi mi vurdu?
Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar-yıkasınlar diyordu o şarkı, köye dönenlerimiz yıkanamadı köyünün yağmurlarında, başlarına ceviz büyüklüğünde dolu yağdı…
Hoş geldin der gibi…
Bazılarımız, biz dediler sılayı da küstürmüşüz, gücendirmişiz, kalbini kırmışız…
Eve döndük, yağmur yerine dolu gördük.
Ne diyorduk…
Geçim sıkıntısı ile olan derdimiz kördüğüm oldu dikildi karşımıza.
Pazarlar renkli, hareketli.
Elenti sebze ve meyve insanların karşısında.
Hatta elenti altı…
Yani ikinci elin vatandaş tarafından anlatılmasının lisanı münasip olan hali…
Nedendir bilinmez bahar yazdan, yaz bahardan kaçtı…
Bizim kaçacak göçecek bir yerimiz yok.
Hani enflasyon düşmüştü?
Bu zamlar neden böyle, neden bu kadar çok…
Zam halinden memnun, etiket yandan çarklı kahve gibi paran varsa alırsın, yoksa yaya kalırsın der gibi bakıyor.
***
Emekli, emekli evinde bir liraya çay, beş liraya kahve içtim diye seviniyor.
Pazara gidenler ikinci elden, elenti sebze ve meyveden hesaplı bir şeyler alabildim diye gözleri parlıyor.
Enflasyon ben size düştüm demiştim. Geçen yıl kadar değilse de yeminle düşmüşüm diye hop oturup, hop kalkıyor.
Kara talihimden yine bu yıl da diye söze başlayanlar, bir zamanlar meltem rüzgârları vardı diyorlar yüzümüze yüzümüze esen hem bizi hem içimizi serinleten.
Ağustosun onu…
Esmiyor esmiyor, esse bile bizi kesmiyor…











