1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Erol Sunat
  4. Kimse Evlenmezin Hikayesi

Kimse Evlenmezin Hikayesi

featured

Kimse Evlenmez adıyla bilinen talihsiz bir genç, evlendiği kişilerin peş peşe trajik olaylar yaşaması nedeniyle halk arasında uğursuz sayılmış ve doğduğu şehri terk etmek zorunda kalmıştır. Uzak bir handa yeni bir hayata başlayan cesur delikanlı, Sultanı bir saldırıdan kahramanca korurken ağır yaralanmış ve onu iyileştiren hancının kızıyla evlenmiştir. Başkentte Sultanın hizmetine girerek zararlı güçleri ve zalimleri etkisiz hale getiren kahraman, gösterdiği bu üstün başarılar sayesinde büyük bir saygınlık kazanmıştır. Eski eşinin kurduğu tuzaklardan akıllıca kurtulan hancının kızı ise tıp alanındaki yeteneğiyle Şifa Ana olarak anılmış ve hayat kurtarmıştır. Yıllar süren mücadelelerin ardından huzura kavuşan çift, çocuklarıyla birlikte adil ve mutlu bir ömür sürmüştür.

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde herkesin sevdiği bir delikanlı varmış. Anası o beş yaşındayken ölmüş. Babası, almış başını gitmiş. Gidiş o gidiş. Bir başka diyarda evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış diye anlatılmış. Delikanlıya ana dediği, ölmüş anasının anası bakmış büyütmüş. Oturdukları sokakta delikanlıyı sevmeyen yokmuş. El birliğiyle aynı sokaktan bir kızcağızla evermişler. Tam yüzü güldü, mutlu mesut olmuş diyorlarmış ki, kızcağız salgın bir hastalıktan altı ay kadar sonra ölmüş. Mahalleli bir kız daha bulmuşlar üç ay sonra. O kızın da kervancı babası, evliliğinin ikinci ayında almış kızını komşu diyara götürürken kervanı haramiler basmış; o baskından sağ kurtulan olmamış. Aradan bir yıl kadar geçmiş, delikanlı pazarcılık yaparken pazarcı bir kızcağızla anlaşıp evlenmiş. Üç ay sonra pazaryerinde bir kavga çıkmış. Kavganın önüne kimseler geçememiş. Ölenler, yaralananlar olmuş. Delikanlı ve karısını şifahaneye zor yetiştirmişler. Delikanlı birkaç ay yatmış. Pazarcı olan karısı hastaneden sağ çıkamamış. Ahali bugüne kadar, “Evlilikten yana bu kadar bahtsız birini görmedik” diyormuş. Aradan birkaç yıl geçmiş. Şehrin Beyi delikanlıyı çağırmış; “Seni,” demiş, “bütün şehir sever, yüzün hiç gülmedi. Bu sefer de seni ben evermek isterim,” diyerek şehrin hatırlı zenginlerinden birinin kızıyla evlendirmiş. Kızın babası hiç razı değilse de araya giren Bey olunca ağzını açamamış. Kızı rahat etsin diye konaklarından birini kızıyla damadına vermiş. Damadına da “Pazarcılık yapma, Bedestendeki dükkânlardan birinin başında dur. Ne kazandın seninle kızımın,” demiş. Ahali, “Delikanlı iç güveysi de oldu. Aman yine bir şeyler olmasın,” diyorlarmış ki… Sakınan göze çöp batar derler ya; zengin kızı bir ay sonra bu evlilikten bunalmış. “Buna varan üç gelin öldü,” demiş babasına, “benim uykularım kaçıyor.” Kızın anası ve akrabaları “Kız haklı,” demişler, “bu delikanlıyla bir sene evli kalan yok. Yol yakınken bitsin şu iş.” Ayırmışlar kızı delikanlıdan. Bu mesele bardağı taşıran son damla etkisi yapmış. Delikanlı şehirden kimi istese onunla evlenen olmamış. Adı “Kimse Evlenmez” diye bir çıkmış. “Ha,” diyorlarmış, “Kimse Evlenmez mi? Dünyada olmaz, ona verecek kızımız yok. Değil konağı, sarayı olsa, şehre Bey olsa ona bu şehirde kızını verecek bir aile çıkmaz.” Gerçekten de şehrin en fakir ailesi dahi “Dünyada olmaz” derken, kimsesi olmayan kızlar dahi “Ounla evlenen ölümlerden ölüm beğeniyor, zengin kızı ayrıldı da canını kurtardı” diyorlarmış. Kimse Evlenmez çıkmış Beyin yanına; “Beyim,” demiş, “bana müsaade et bu şehirden ayrılayım, nasibimi başka şehirlerde, diyarlarda arayayım.” Bey, “Gitmek hakkındır,” demiş. Kimse Evlenmez neyi var neyi yok satmış, paranın yarısını anam dediği anasının anasına verip binmiş atına, çıkmış gitmiş şehirden. Şehrin ahalisi “Uğursuz gitti,” demişler, “şehrin üzerindeki kara bulutlar dağıldı. Evlenecek kızlar derin bir oh çekti.” Abartmalar, tevatürler, rivayetler derken bir ay kadar sonra Kimse Evlenmez konusu şehrin dedikodu sıralamasında bayağı aşağılara düşmüş.

Kimse Evlenmez, uzak bir şehre yakın işlek bir handa iş bulmuş. Hancı bu becerikli delikanlıyı pek sevmiş. Hanı bir gece zorbalar basmış, müşterileri dövmüşler, Hancının yakasına yapılmışlar. Kimse Evlenmez zorbaların arasına fırtına gibi dalmış. On on beş dakika sonra hepsini yere sermiş. Kılıç çekenin kılıcını elinden almış, bir yumrukta onu da saf dışı bırakmış. Hancının kızı koşarak Kimse Evlenmezin boynuna sarılmış. Hancıyı kaldırmışlar, zorbaları handan dışarı atmışlar. Aynı zorbalar ertesi gün tekrar hana geldiklerinde karşılarında elinde kılıcıyla Kimse Evlenmezi bulmuşlar. Kimse Evlenmez öyle bir kılıç kullanıyormuş ki, zorbaların kimi teslim olmuş, kimi kaçmış. Handa kalanlardan biri, “Delikanlı,” demiş, “böyle kılıç kullanmayı kimden öğrendin?” Kimse Evlenmez, “Beyim,” demiş, “benim şehrimde Çolak Alp diye biri vardı. Ne öğrendiysem ondan öğrendim.” Bey, “Vay aslanım,” demiş, “Çolak Alp benim de ustamdır. Sen ne yaparsın bu handa? Hanı mı korursun? Gel otur yanıma hele, nedir senin başından geçenler?” Kimse Evlenmez her şeyi anlatmış. Bey, “Ben,” demiş, “Sultanın hizmetindeyim. Uzun zamandan beri böyle kılıç kullanana rastlamadım. Sen bana da Sultanımıza da lazımsın.” Hancı, “Beyim,” demiş, “bu delikanlı bana da lazım.” Bey, “Hancı,” demiş, “böyle biri memlekete lazım.” Hancının kızı, “Yiğidim,” demiş, “nereye gidersin? Ben senin hikâyeni bilirim. Varsın seninle kimse evlenmesin, ben razıyım.” Kimse Evlenmez, “Bekle beni,” demiş, “Bey her ne diyorsa onu yerine getireyim, sonra dönüp geleyim.” Bey, Kimse Evlenmezi Sultana götürmüş.

Sultanı sevmeyenler; Sultana hem Payitahtta hem de memleket şehirlerinde değişik pusular kurmuşlar, saldırılar olmuş. Kimse Evlenmez Sultanı ölümüne korumuş her defasında. En son pusuda Sultana atılan oklara siper etmiş kendini. Sultan, “Bu yiğidi,” demiş, “yaşatın.” Sultanın adamları Kimse Evlenmezi, pusu kurulan yere yakın olan bir hana getirmişler. Onu getirenler “Allah’tan ümit kesilmez amma yaşaması mucize” diyorlarmış. Kaderin cilvesi denir ya, Kimse Evlenmezi getirdikleri han ayrıldığı hanmış. Hancının kızı, “Bu yiğidi bana bırakın,” demiş, “ben ok yaralarına nasıl şifa olunacağını şifacı olan anamdan öğrendim. Varsa ömrü yaşar.” Hancının kızı kan revan içindeki Kimse Evlenmezi önce bilememiş. Bedenine saplanan okları birer birer çıkarmış. Hancı, “Kızım,” demiş, “yedi ok çıkardın bu yiğidin bedeninden. Yedi okla vurulup da yaşayanı görmedim amma canı verecek olan biz değiliz,” deyip çıkmış dışarı. Kimse Evlenmezi hana bırakanlar iki muhafız bırakıp ayrılmışlar handan. Aradan günler geçmiş. Hancının kızı bir de bakmış ki, yaralarını sarmaya çalıştığı yiğit, gönül verdiği, sevdiği Kimse Evlenmezden başkası değil. Bir ay kadar sonra Kimse Evlenmez kendine gelmiş, gözlerini açmış. “Neresi burası, Sultanım nerede?” diye sormuş güçlükle. Hancının kızı, “Ayrıldığın, beni bırakıp gittiğin yerdesin,” demiş, “Geri geleceğim diyordun ya; bak, geri geldin işte! İster dimdik ayakta, ister yarı ölü… Neticede bir şekilde geri geldin. Benim anam şifacıydı, ne öğrendiysem ondan öğrendim. Çok şükür ki yaşayacak ömrün varmış; hem hayata hem bana döndün.” Kimse Evlenmezin yaşadığını öğrenen Sultan, bir süre sonra Hana gelmiş. Bakmış ki Hancının kızı değme Hekimlerden çok daha iyi. Yanında getirdiği Hekimbaşı, “Sultanım,” demiş, “Hancının kızı Lokman Hekim gibiymiş. Ok yaralarını iyileştirmek, üstelik bedenine yedi ok saplanan birini hayata döndürmek olağanüstü bir yetenek ister. Bu kızda hem o yetenek var hem de sizi ölümden kurtaran bu yiğide sevdalı. Hepsi bir araya geldiğinde Allah’ın da yardımıyla böyle bir mucize gerçekleşiyor.” Yattığı yerden zor doğrulan Kimse Evlenmez, Sultanın elini öpmüş. Sultan, “Kimse Evlenmez,” demiş, “seninle evlenecek birini buldum. Hem de yanı başında! Evlilik,” demiş, “ertelenecek, şundan sonra bundan sonra diye bilmem hangi tarihlere atılacak bir şey değildir. Şahidiniz benimle Hekimbaşı. Ayağa kalktığında, ata binecek gibi olduğunda al gelinimi, yanıma gel.” Sultan, Kimse Evlenmezi Hancının kızıyla evlendirmiş. “Gelin kızım,” demiş, “yiğidime iyi bak. Benim memleketime ikiniz de lazımsınız.” Hancının kızı Sultanın ve Hekimbaşının elini öpmüş, babasıyla onları uğurladıktan sonra dönmüş Kimse Evlenmezin yanına. “Kimse Evlenmez,” demiş, “bana birçokları ‘Böyle bir handa sana talip de çıkmaz, seninle kimse evlenmez’ derlerdi. Kaderin cilvesi, iki ‘kimse evlenmez’ birbirini buldu. Gerçi sen çok evlenmişsin, çok üzülmüşsün; ölenler olmuş, ayrılanlar olmuş, bir daha seninle kimse evlenmek istememiş… Kimse Evlenmez, sen,” demiş, “benim yoluma çıkan en güzel şeysin. Allah senden razı olsun.” Hancı bir gün, “Damadım,” demiş, “demek sen Sultanın yanı başında cenk eden, Sultanın en yakınında savaşan ve onu koruyan yiğitsin ha! Hanımda kalmanı çok istemiştim amma sen memleketimize lazım bir yiğitsin. Bundan sonra ne yapılacaksa yanındayız.”

Aradan iki ay kadar geçmiş. Kimse Evlenmez ayağa kalkmış, ata binmiş. Kendini iyi toparladığında Hancının kızına, “Hatunum,” demiş, “Sultanımıza verilmiş bir sözümüz var.” Karı koca binmişler atlarına, Payitahta doğru atlarını sürmüşler. İki gün kadar sonra yolları bir kervansaraya düşmüş. Kervansaraya girdiklerinde bir de bakmışlar ki kervansarayın sahibi Kimse Evlenmezden ayrılan o zengin kızı! Kesmiş önlerini. “Hancının kızı,” demiş, “yanlış yapmışsın. Ben ucuz kurtardım, hatta kendimi kurtardım. Sen onca hikâyeyi dinlediğin halde nasıl cesaret ettin de evlendin bu adamla? Onunla kimse evlenmediği için şehri terk etti gitti bu adam.” Hancının kızı, “Ben,” demiş, “bütün hikâyeyi biliyorum. Ölüm bizim elimizde olan bir şey değil. Sen öyle uygun görmüşsün, o senin tercihin. Bu evlilik de benim tercihim.” Kimse Evlenmez, “Kervansaray senin,” demiş, “kalmamızı istemezsen anlarım.” Kadın, “Ben de,” demiş, “Sultanın muhafızına ve karısına ‘git’ diyemem.” Odalarına doğru yürürken Hancının kızı, “Beyim,” demiş, “sezgilerim beni kolay kolay yanıltmaz, bu kadın senden ayrıldığına çok pişman.” Kimse Evlenmez, “Biliyorum,” demiş, “o mesele benim için yıllar önce kapandı, bak yanımda sen varsın.” Hancının kızı, “Beyim,” demiş, “sence de bir tuzağın içine kendi ayağımızla gelmedik mi? Sezgilerim beni yanıltmıyorsa gel çıkıp gidelim, hem de hemen.” Kimse Evlenmez, “Ben de,” demiş, “aynı şeyleri aklımdan geçirdim.” Onlara ayrılan odaya varmadan geri dönmüşler, binmişler atlarına, gece yarısına yakın kervansaraydan ayrılmışlar. Kervansarayın sahibi kadın her yeri didik didik aratmış. “Bu tuzağı,” demiş, “olsa olsa karısı anlamıştır,” demiş ve bir yerlere haber uçurmuş. O haberde, “Hedefiniz Hancının kızı, vurun onu! Kimse Evlenmez sağ kalsın, bir şey olmasın,” diyormuş.

Kimse Evlenmez ve karısı Payitahta kadar, hatta sarayın kapısına kadar gelmişler. Sarayın kapısının önünde kapalı bir araba durmuş. İçeriden biri, “Çabuk atlayın!” demiş. Atlamışlar arabaya. Öyle bir ok yağmuru başlamış ki ölümden kıl payı kurtarmışlar. Araba sarayın bahçesine girmiş. Okların erişemeyeceği bir yerde inmişler. Arabadaki kurtarıcı, Kimse Evlenmezin şehrinin Beyinden başkası değilmiş. “Mutlu ol inşallah,” demiş, “yeniden evlenmişsin. Ancak o kadar çok düşman edindin ki kendine de evlendiğin bu kızcağıza da dikkat et.” Karı koca varmışlar Sultanın huzuruna. Sultan, “Kimse Evlenmez,” demiş, “şu andan itibaren hatunun Başhekimin yanında çalışacak. Sen de Payitahtın asayişini koruyacaksın. Az önce yaşadığınız gibi bir olay bir daha bu şehirde yaşansın istemiyorum. Yetki senin. Ucu Vezirlerime dahi dayansa kimseye acıma.” Kimse Evlenmez toplamış adamlarını; Payitahta soluk aldırmayan, hadise çıkaran kim varsa başlamışlar ortadan kaldırmaya. Sultana en yakın Vezir, “Sen,” demiş, “ne haddini bilmez birisin! Dur artık, ya dur ya da sen bilirsin.” Kimse Evlenmez yakalamış Veziri, çatıdan aşağı fırlatmış. Vezire yakın kim varsa ya ortadan kaldırılmış ya zindana atılmış ya sürülmüş. Payitaht bir hafta ten gün sonra durulmuş. Yaşlı Sultanı tehdit etmeye kalkan Beyler de zindanı boylamış. Sultanın erkek çocuğu yokmuş, erkek kardeşi de. Karısı da ölmüş olunca en büyük kızı Memleketin Ecesi olarak babasından yetkiyi almış. “Kimse Evlenmez,” demiş, “şu andan itibaren bir Vezirin yetkilerine sahipsin. Memleketimde zorba, harami, soyguncu, ahaliye zulmeden birini görmek istemiyorum. Kadın olmuş, erkek olmuş fark etmez. Zalim her yerde zalimdir. Zalimlerin zulmüne son ver.”

Anlatırlar ki; kimsenin evlenmediği ancak Hancı kızının âşık olup evlendiği Kimse Evlenmez, Vezir olamasa da zalimlerin, gaddarların, haramilerin korkulu rüyası olmuş. Kervansaray sahibi eski karısı da dahil olmak üzere herkes hak ettiği cezayı almış. Hancının kızı, Hekimbaşının yanında salgınlara ve hastalıklara bulduğu çarelerle “Şifa Ana” olarak anılmış. Oğulları, kızları olmuş. Küçük oğulları memlekete Vezir olurken, büyük kızları anasının izinde şifacı bacı olarak şifa dağıtmış. Memleketin Ecesi bu aileden o kadar çok memnun kalmış ki Kimse Evlenmez ve karısının çocuklarını kendi eliyle evlendirmiş. Şifa Ananın babası Payitahtta büyük bir han açmış. O hana “Şifa Han” denmiş. Hancı öldükten sonra hanı şifahaneye çevirip memleketin en ünlü Hekimlerini şifa dağıtmak üzere oraya toplamışlar…

Şehir şehre, Kimse Evlenmez Kimse Evlenmez’e, gelin kızlar gelin kızlara, zengin kızı zengin kızına, hancının kızı hancının kızına, Çolak Alp Çolak Alp’e, Hancı Hancıya, Bey Beye, Sultan Sultana, Vezir Vezire, Memleketin Ecesi Memleketin Ecesine, Hekimbaşı Hekimbaşına, kervan kervana, konak konağa, şifahane şifahaneye, han hana, ahali ahaliye benzer…

Bir kıssadır anlatılan; her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçülisan eylediysek affola…

Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!