Sunulan yazı, Türkiye’deki siyasi manipülasyonları ve halkın uyutulmasına yönelik stratejileri sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, hükümet kontrolündeki medyanın dış ilişkilerdeki başarısızlıkları ve gerçekleşmeyen vaatleri gizleyerek toplumu yanılttığını savunmaktadır. Ahbap gibi sivil oluşumlar üzerinden toplumsal güvenin zedelendiği ve geçmişteki yolsuzlukların örtbas edildiği iddia edilmektedir. Ayrıca, emeklilerin ekonomik mağduriyetinin basın tarafından istismar edilmesi, sistemin vicdani bir çöküşü olarak nitelendirilmektedir. Sonuç olarak kaynak, iktidarın ve uluslararası güçlerin danışıklı dövüş içerisinde vatandaşları pasifize ettiğini vurgulayan bir manifesto niteliği taşımaktadır.
Uyusun da büyüsün ninni, tıpış tıpış oy versin ninni… Siyasetle uğraşanlar Özbek asıllı, CIA ajanı Ruzi Nazar’ı iyi tanır… Bu yaş baklanın, ABD tarafından kurulması düşünülen Kürdistan için söyledikleri bizler için çok önemli… Diyor ki: “İslami kesimi ve milliyetçileri uyutacak iki lidere ihtiyaç var…” Sizce durum ne… Başlangıcımı şimdi anladınız mı? Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…
Pedofili Trump geldi ve de gitti… Gelirken KAAN için motorlar, F-35 programına geri dönüş, CAATSA’nın kaldırılması dâhil bir çuval sürpriz ve hediye olduğu söylendi… Şu an itibarıyla gerçekleşen ve beklenen bir çöp bile yok… Sizler, hükümet kontrollü medyadan bunları dinlediniz, “Bravo Reis’e!” dediniz ama hiçbirinin gerçekleşmediğini öğrenemediniz; çünkü kimse yazmadı… İşte sistem böyle çalışıyor. Halledilmiş, yapılmış gibi gösterilen şeyler parlatılıyor ama sonuç söylenmiyor; siz de işi oldu bitti zannediyorsunuz. Yani ninni de yavrum ninni… Mikrogram aklı olan birisi bile bilir ki pedofili, kendisi için hayati önemdeki Kasım seçimleri varken Türkiye’ye zırnık vermez. Yahudi, Rum ve Ermeni lobilerini incitmez… Trump, Macaristan-Orbán seçimlerine müdahil oldu. Bizzat yardımcısını görevlendirdi ama sonuç onlar için hüsran, Macaristan için kurtuluş oldu. Bu yüzden, çok çok daha önemli olan Türkiye’deki olaylara bizzat müdahil oluyor. NATO zırvasına bile gelirken “Erdoğan olmasa gelmezdim” diyecek kadar işin içinde… Bize verilmesi gündemde olanlar sadece vaat seviyesinde kalmışken, bizim verdiklerimiz neler oldu? Bileniniz var mı? ABD = İsrail demekken, biz onlar ile iç siyaset gereği can düşmanı (!!!) gibi görünüyoruz. Bu durumda, ABD’nin her türlü teveccühüne mazhar oluşumuz, sadece ama sadece danışıklı dövüşün ispatıdır… “Abartma” diyenlere tek örnek yeter… Belçika, Kanada, Danimarka, İzlanda, İrlanda, Finlandiya, Macaristan, İtalya, Litvanya, Hollanda, Norveç, Slovenya, İsveç, İsviçre gibi ülkeler, Uluslararası Adalet Divanı’nın kararına uyacaklarını açıkladı. Yani İsrail Başbakanı Netanyahu, egemenlik alanlarına girdiği an tutuklayacaklar… Listeye dikkatlice bakmanızı öneririm… Türkiye’nin adı geçiyor mu? Türkiye’yi bırakın, bir tane İslam ülkesinin ismi var mı… Ey zekâ fukaraları, siz gene gaza gelin, Bilal Oğlan’ın peşinden Galata Köprüsü’nü işgal edin. Onlar evlerinde sizleri seyrettikçe gülmekten katılıyorlardır… Ninni de yavrum ninni. Uyusun da büyüsün, tıpış tıpış oy versin ninni…

Gelelim “Ahbap’a”… Gerçi hiç de ahbap görünmeyen bir sistem. Olayın uzun süredir bilinmesine rağmen şimdilerde gündeme taşınması, moda deyimiyle manidar… Gelelim malum çevrelere sağladığı imkânlara:
- Aklıbaşında, şuurlu, biat ehli olmayan kesimlerin hayal kırıklığı.
- Toplumda kimsenin tam güvenilir olmadığının anlaşılması.
- Artık en ufak bir bağışa bile niyetlensek elimizin cebimizden geri çıkacak olması.
- Daha önce gündeme gelen sistemleri aklamak. Mesela asrın soygunu denilen Deniz Feneri Davası’nın; Almanya’da camilerde toplanan paraların Türkiye’deki Kombassan, İmpaşı vb. şirketler vasıtasıyla sıfırlanması, cebellezi edilmesi; Kızılay’ın çadır satmasının örtülmesi, küllenmesi; hatırlatmak isteyenlere “Ahbap’a mı verseydik?” gibi sözlerin denmesi…
Bu kısımda memleketin sahipsizleri, ölüme terk edilenleri, ağzı olup dili olmayanlarından bahsedeceğim. İyi tahmin ettiniz. El üstünde tutmamız gereken emeklilerimizden bahsedeceğim. Açlık sınırının yarısı parayla yaşam savaşı veren eli öpülesi, eli nasırlılarımızdan bahsedeceğim. Çağdaş demokrasilerde bir devletin namusu olan büyüklerimizden, analarımızdan, babalarımızdan; yani özümüzden bahsedeceğim. Hayatları, bizim sonumuzun fragmanı gibi. Unutmasın, herkes onların şahsında yakın geleceğini canlı olarak seyrediyor… Bunları niye mi yazdım? Özeleştiri için… Mensubu olduğum sistemde gururu maalesef doğru düzgün yaşayamıyoruz. Tavır denilen bir gazete, bu güzide insanlarımıza olmayan ümitler veriyor. “Emekliye ek zam var mı?” gibi manşetler atarak garipleri istismar ediyor, duygularıyla oynuyor. İki kuruşluk satış için değer mi… Herkes biliyor ki ek zam falan yok. Bunu yapması gerekenlerin mevcut düşüncesi ve nihai kararı böyle şekillenmişken niye insanları beklentileri üzerinden istismar edip üzersiniz…
Hepinizi Yaradan’a emanet ediyorum. Hoşça kalınız…











