1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Av Özcan Pehlivanoğlu
  4. Kaybettiklerimizde İnsan Faktörü!

Kaybettiklerimizde İnsan Faktörü!

featured

Av. Özcan Pehlivanoğlu’nun bu yazısı, Türkiye’nin temel sorunu olarak gördüğü düşük insan kalitesini ve bu durumun yol açtığı toplumsal çöküşü ele almaktadır. Yazar, bu kalitesizliğin kökenini yetersiz aile eğitimi, niteliksiz okul sistemi ve etkisiz dini kurumlar gibi yapısal eksikliklere dayandırmaktadır. Toplumun ahlaki, siyasi ve kültürel alanlarda yaşadığı tıkanıklıkların, bireylerin kendilerini geliştirmemesinden ve sorumluluktan kaçmasından kaynaklandığı savunulmaktadır. Çözüm yolu olarak, mevcut yozlaşmadan kurtulmak adına bireylerin kendi eksiklikleriyle yüzleşmesi ve milli değerler etrafında birleşmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Gelecekte daha ağır sorunlarla karşılaşmamak için vicdanlı ve vatansever bir duruş sergilenmesi çağrısı yapılarak yazı sonlandırılmaktadır.

 

İnsan, Havva ve Âdem’den bu yana gündemdeki ilk meselemiz. Ancak ne var ki, bu mesele olumlu bir çizgide gelişme göstereceğine, devamlı surette geriye doğru gidiyor. Belki bu, Türk için yeni kıyamet alametlerinden biridir.

Dünyanın her yerinde insan denilen mahlukata ilişkin sayısız sorun bulunuyor. Biz Türklerde ise bu sorunlar tavan yapmış vaziyette!

Ancak hayatın doğası gereği biz ilk önce toplumumuza, ailemize ve kendimize bakmak ve insana ilişkin sorunları bu noktadan çözmeye başlamak zorundayız.

Elbette değerlendirmelerimizi, insan fıtratını dikkate alarak yapmaya çalışıyoruz ama bu nefis tatminine dönük fıtratın varlığına rağmen, iyiye ve güzele doğru yol almak zorundayız.

Ülkemizde son günlerde dillendirilen fakat toplum tarafından önemli görülmemiş olacak ki; yankı bulmayan konulardan biri insan kalitemizin olup olmadığıdır.

İnsan kalitesinin yüksek olabilmesi için yaşam boyunca eğitim ve eğitici seviyesinin çok yüksek olması gereklidir.

İlk eğitici annedir. Ondan sonra aile gelir. Bu okullarla devam eder. Camiler ve diğer dini kurumlar eğitimi taçlandırır. Hatta bizde “Peygamber Ocağı” olarak gördüğümüz ordumuz da eğitim ocaklarımızdan biridir. Hatırlarsanız eskiden askerliğini yapmamış olanlara “adam” muamelesi yapmazlardı. Burada adamlıktan kasıt, asker ocağında alınan eğitimdir.

Kabul edelim ki; annelerimiz bu eğiticilik vasfını iyi bir şekilde yerine getiremediler. Onların anneleri ve anneannelerimizin anneleri de öyleydi!

Bir çocuğu yetiştirmek onun karnını doyurmak ve maddi ihtiyaçlarını temin etmekten ibaret değildir.

Hal böyle olunca babalar da ne yaptığını bilmez bir haldedir. Yani sorun, annede ve aile ocağında başlamakta ve nesilden nesile bir kısır döngüye dönüşmektedir.

Türk Milleti yüzyıllardır böyle ağır bir sorunla karşı karşıyadır… Çünkü toplumsal, kültürel ve siyasal meseleler ailelerimizde ve doğal olarak insanımızda anlaşılamamıştır. Yoksa bu hallere düşer miydik?

Milletin teşkilatlanmış hali olan devlet, bu sorunu tespit etse bile bugüne kadar herhangi bir çözüm sağlayabilmiş değildir.

Eğitim sistemimiz yüzyıllardır tel tel dökülmektedir. Anne ile başlayıp ailede devam eden insan yetiştirme konusundaki zafiyetimiz okullarımızda adeta taçlanmaktadır. Hatta bu konuda kasıt ve ihanet vardır diye rahatlıkla söyleyebiliriz!

İnsan buralarda olan eksikliği camilerde ve dini kurumlarda kapatırız diye düşünmek istiyor ama o da olmuyor. Nihayetinde din adamlarımızı da bu anneler, aileler ve eğitim sistemi yetiştiriyor.

Bir de buna devleti sevk ve idare eden iktidarların beceriksizlikleri, gafletleri ve ihanetleri eklenince, insanımızın kalitesi bir türlü artmıyor hatta gittikçe azalıyor. Türk Ordusu da her geçen gün profesyonelliğe doğru gittiği için insanın kalitesine katkı yapmak özelliğini kaybediyor…

Böyle bir girdabın içine düşmüş olan toplumun, insan kalitesinin yüksekliğinden elbette söz edilemez. Bu sebeple siz ülkenin her tarafını modern okullarla donatsanız da, her şehrimize bir üniversite kursanız da ve dünyanın en büyük camilerini yapsanız da bir sonuç alamazsınız.

Türkiye; insan kalitesizliği yaşadığı için de, öncelikle ahlaki olmak üzere müzminleşmiş siyasal, sosyal ve kültürel ağır sorunlarla boğuşuyor ve bu sorunları bir türlü çözemiyor. Gidişata bakınca da, sorun insan odaklı olduğu için daha da kötüye doğru yol alıyoruz.

Türk Milleti için gelecek daha zorlu geçecektir. Çünkü insan kalitesizliğinin getirdiği felsefi, ahlaki, ticari, siyasi, kültürel ve sosyal sorunlar ağırlaşacaktır. Ancak her zaman olduğu gibi bizler, bu sorunla yüzleşmekten kaçıyor ve topu başka yönlere atıyoruz.

Onun için Türkiye’nin temel meselesi “İnsan Kalitesi”nin olup olmadığıdır. Eğer bunun farkında isek çözüme yaklaşmışız demektir. Bana göre farkında olanlar vardır. Ancak bunlar istisnadır. Büyük çoğunluk kendi kalitesine laf söylemeden ve zinhar (!) laf ettirmeden bir kalitesizlik içinde yaşamaktadır. İnşallah kendimizle yüzleşmemiz bir an önce olur!

Bunları niye tekrar ettim biliyor musunuz?

Elbette bilseniz bile “biliyoruz” demek işinize gelmez!

Ama artık garbın ufkunu iyiden iyiye kara bulutlar sarmıştır… Hatta bu sarış çelik zırhlı bir duvara dönüşmüştür. Şimdi akıl, bilgi, tecrübe dolu ve bu konuda imanlı Türklük fedailerine ihtiyacımız var. Onların ortaya çıkışını bekliyoruz…

Bu kalitesizlik, menfaatperestlik, ahlaksızlık, yozluk, yobazlık, zevk-ü sefa içinde bile olsanız çocuklarımız ve torunlarımız için “insan” gibi davranmak zorundayız.

Şair Eşref’in dediği: “Bir soğan soyuluyor da yaşarıyor gözler / Memleket soyuluyor aldırmıyor öküzler…” modundan süratle kurtulmamız lazım, yoksa memleket altımızdan kayıp gidiyor…

İçinde biraz vicdan, vatan ve milliyetseverlik kalmış olanlara söylüyorum: birleşiniz ve ayağa kalkınız.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!