1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Gencehan Tunay
  4. Ergenekon’un Demir Dağı Havzası Şorya: Unutulmayan Özerklik Direnişi

Ergenekon’un Demir Dağı Havzası Şorya: Unutulmayan Özerklik Direnişi

featured

Bu köşe yazısı, Güney Sibirya’nın kadim Türk topluluklarından biri olan Şorların tarihsel süreçte maruz kaldığı siyasi baskıları, asimilasyon politikalarını ve özerklik mücadelelerini ele almaktadır. Kaynak, Çarlık Rusyası’ndan Sovyet dönemine kadar uzanan süreçte Şor aydınlarının yürüttüğü özgürlük girişimlerini ve bu çabaların Stalin yönetimi tarafından nasıl kanlı bir şekilde bastırıldığını detaylandırmaktadır. Özellikle zengin maden yataklarına sahip olan Dağlık Şorya bölgesinin demografik yapısının değiştirilmesi ve yerel halkın toprak haklarının gasp edilmesi temel sorunlar olarak sunulmaktadır. Şor kültürünün Ergenekon Destanı ile olan bağlarına da değinilen metinde, halkın kimliğini koruma çabası ve günümüzdeki hak arayışları vurgulanmaktadır. Sonuç olarak eser, bir halkın kültürel varoluş mücadelesini ve uğradığı tarihsel adaletsizlikleri kapsamlı bir perspektifle özetlemektedir.

 

Şorlar, Güney Sibirya’nın kadim Türk halklarından biridir. Ataları Göktürk, Uygur, Yenisey Kırgız, Moğol ve Oyrat-Çungar siyasi hâkimiyetleri altında yaşadı. Merkezî bir Şor devleti bulunmasa da halk, seok denilen boy birlikleri hâlinde teşkilatlanıyor; bu birlikleri paştık adı verilen yerel önderler yönetiyordu.

XVII. yüzyılın başlarında Rus birlikleri, Şor topraklarını ele geçirmek ve kürk üzerinden alınan yasak vergisini toplamak için bölgeye ilerledi. Bazı Şor önderleri Çar’a bağlılık bildirmek zorunda kalırken bazıları Teleut, Yenisey Kırgızı ve Çungar güçleriyle birlikte direndi. Rusya, 1618’de Kuznetsk Kalesi’ni kurarak bölgede kalıcı hâkimiyet sağladı. Şorlar bundan sonra ağır vergiler, av ve toprak kayıpları, keyfî uygulamalar ve yerleşimci baskısıyla karşılaştı.

Çarlık yönetimi, misyonerlik yoluyla Ortodokslaştırma ve Ruslaştırma politikaları yürüttü. 1912 reformuyla paştık kurumu, geleneksel yargı düzeni ve Şorların yerel yönetim yapısı ortadan kaldırıldı. Şorlar kendi yurtlarında temsil ve toprak haklarını kaybederken artan Rus yerleşimleri asimilasyonu hızlandırdı.

1917 Devrimi’nden sonra Şor aydınları topraklarının korunmasını, yerel yöneticilerin Şorlardan seçilmesini, ana dilde eğitim verilmesini ve Güney Sibirya Türkleriyle ortak bir özerklik kurulmasını istedi. Sarı-Sep Konzaçakov öncülüğünde millî teşkilatlanma başladı. Ancak maden bakımından zengin Kuznetsk havzasının yerli halkın denetimine bırakılmak istenmemesi nedeniyle Şor toprakları, 1922’de kurulan Oyrat Özerk Bölgesi’nin dışında tutuldu.

Şor önderlerinin mücadelesi sonunda Dağlık Şor Millî Bölgesi 12 Nisan 1926’da kuruldu. İlk yöneticisi Fyodor Kuzmiç Telgerekov oldu. Fakat bölgenin sınırları Şorların çoğunlukta bulunacağı biçimde belirlenmedi ve yönetim sıkı parti denetimi altında tutuldu. Şorların ihtiyaçlarına öncelik verilmesini isteyen Fyodor Telgerekov kısa süre sonra “milliyetçilikle” suçlandı.

Fyodor’un kardeşi Yakov Kuzmiç Telgerekov ise Şor alfabesinin hazırlanmasına ve ana dilde eğitimin geliştirilmesine öncülük etti. 1926’dan 1930’lu yılların ilk yarısına kadar Şorlar kendi adlarını taşıyan millî bir bölgeye, yerel yönetimde temsil hakkına, Şorca eğitim ve yayın imkânına kavuştu. Şor okulları açıldı, öğretmen ve aydınlar yetiştirildi. Ancak topraklar, av sahaları ve güvenlik kurumları merkezî yönetimin elinde kaldığı için kazanılan haklar tam siyasi özerklik değil, sınırlı idarî ve kültürel özerklik düzeyinde kaldı.

Şor, Altay ve Hakas aydınları, küçük ve dağınık idarî birimler hâlinde kaldıkları sürece halklarının geleceğini koruyamayacaklarını düşünüyordu. Oyratya, Hakasya, Dağlık Şorya ve Tuva’yı Sovyetler Birliği içinde ortak bir Türk özerk cumhuriyeti çatısı altında birleştirmek istediler. Silahlı ayaklanma yerine imza ve dilekçelerle yürütülen bu girişim üzerine 1934’te “Sibirya Türkleri Birliği” davası açıldı; 37 kişi yargılandı ve 22 aydın üç ila sekiz yıl arasında hapse mahkûm edildi.

Baskıların en ağır örneklerinden biri Aleksey Yegoroviç Napazakov Davası oldu. Şor, Hakas ve Altay halklarının daha geniş bir özerklik içinde birleşmesini savunan Napazakov, 23 Şor aydınıyla birlikte “karşıdevrimci milliyetçilikle” suçlandı ve 22 Ağustos 1937’de kurşuna dizildi. Aynı yıl tutuklanan Şor eğitimcisi Georgiy Dmitriyeviç Kusurgaşev on yıl çalışma kampına mahkûm edildi; ardından sürgünde tutularak hayatının yaklaşık kırk yılını Kolıma-Magadan bölgesinde geçirmek zorunda bırakıldı. Yakov Telgerekov da 1938’de “Troçkist örgüt” suçlamasıyla tutuklanarak ağır baskılara uğradı.

Bu tasfiyeler Şorların yeni yetişen aydın sınıfını yok etti. Aynı dönemde maden ve sanayi yatırımları için bölgeye büyük bir dış nüfus taşındı; Şorların millî bölgedeki oranı 1926’da yaklaşık yüzde 47 iken 1935’te yüzde 14,4’e kadar düştü. Millî bölgeyi savunabilecek kadrolar susturulduktan sonra Dağlık Şor Millî Bölgesi 22 Haziran 1939’da kaldırılarak üç sıradan idarî bölgeye ayrıldı.

Şorlar böylece millî yönetimlerini, toplu temsil haklarını, ana dilde eğitim ve yayın imkânlarını kaybetti. Pedagoji okulu kapatıldı, eğitim Rusçaya çevrildi ve Şorca yayıncılık durduruldu. Sonraki yıllarda geleneksel ekonomik düzenin çökmesi ve işsizlik, Şorların köylerinden şehirlere göç etmesine yol açtı.

1980’lerin sonunda Mihail Anatolyeviç Todışev, Georgiy Çelboğaşev, Andrey Çudoyakov ve arkadaşları Şor millî hareketini yeniden canlandırdı. 17–18 Mart 1990’da toplanan Birinci Şor Halk Kongresi, 1939’daki kaldırma kararını haksız ilan ederek Dağlık Şor Özerk Bölgesi’nin yeniden kurulmasını, Şorca eğitimi ve tarihî toprakların korunmasını istedi. Ancak Şorların kendi yurtlarında azınlığa düşürülmesi, yönetimin isteksizliği ve maden çıkarları nedeniyle özerklik yeniden kurulamadı. Buna rağmen Şorca eğitim ve yayınlar canlandırıldı; Şorlar 2000 yılında Rusya’nın yerli küçük halklarından biri olarak resmen tanındı.

Çarlığın sömürgeci yönetimi, Stalinci devlet düzeni, NKVD (Stalin döneminin siyasi baskı ve güvenlik teşkilatı) ve Şor yurdunu yalnızca bir maden sahası olarak gören ekonomik sistem halka büyük acılar yaşattı. Şorya’dan kürk, demir, altın, kereste ve kömür çıkarılırken Şorlara yoksulluk, göç, tahrip edilmiş bir doğa, zayıflayan ana dil ve kaldırılmış bir özerklik bırakıldı. Bu adaletsizlik yakın dönemde de sürdü; 2013’te Kazas köyünün ortadan kaldırılması Birleşmiş Milletlerin gündemine kadar taşındı.

Şorya, Temir Dağı’nın çevresinde bulunan kadim bir Türk yurdudur. Ergenekon Destanı’nda Türklerin demir dağı eriterek vadiden çıkması ile Şorya’daki Temir Dağı ve köklü demircilik kültürü arasındaki benzerlik son derece dikkat çekicidir. Ergenekon’un kesin coğrafyası tartışmalı olsa da bu tarihî izler, destanda anlatılan vadinin Şorya ve çevresi olabileceğini hatırlatmaktadır.

Şorlar; dilleri, destanları ve demircilik gelenekleriyle özbeöz bir Türk halkıdır. Onların topraklarını yağmalayan, aydınlarını katleden, dillerini susturan ve özerkliklerini ortadan kaldıran Çarlık ve Stalin dönemi Rus devlet politikalarını lanetliyoruz. Şor halkı yalnız değildir; Şorların hak, kimlik ve özgürlük mücadelesi bütün Türk dünyasının ortak davasıdır.

Şorlar böylece millî yönetimlerini, toplu temsil haklarını, ana dilde eğitim ve yayın imkânlarını kaybetti. Pedagoji okulu kapatıldı, eğitim Rusçaya çevrildi ve Şorca yayıncılık durduruldu. Sonraki yıllarda geleneksel ekonomik düzenin çökmesi ve işsizlik, Şorların köylerinden şehirlere göç etmesine yol açtı.

1980’lerin sonunda Mihail Anatolyeviç Todışev, Georgiy Çelboğaşev, Andrey Çudoyakov ve arkadaşları Şor millî hareketini yeniden canlandırdı. 17–18 Mart 1990’da toplanan Birinci Şor Halk Kongresi, 1939’daki kaldırma kararını haksız ilan ederek Dağlık Şor Özerk Bölgesi’nin yeniden kurulmasını, Şorca eğitimi ve tarihî toprakların korunmasını istedi. Ancak Şorların kendi yurtlarında azınlığa düşürülmesi, yönetimin isteksizliği ve maden çıkarları nedeniyle özerklik yeniden kurulamadı. Buna rağmen Şorca eğitim ve yayınlar canlandırıldı; Şorlar 2000 yılında Rusya’nın yerli küçük halklarından biri olarak resmen tanındı.

Çarlığın sömürgeci yönetimi, Stalinci devlet düzeni, NKVD (Stalin döneminin siyasi baskı ve güvenlik teşkilatı) ve Şor yurdunu yalnızca bir maden sahası olarak gören ekonomik sistem halka büyük acılar yaşattı. Şorya’dan kürk, demir, altın, kereste ve kömür çıkarılırken Şorlara yoksulluk, göç, tahrip edilmiş bir doğa, zayıflayan ana dil ve kaldırılmış bir özerklik bırakıldı. Bu adaletsizlik yakın dönemde de sürdü; 2013’te Kazas köyünün ortadan kaldırılması Birleşmiş Milletlerin gündemine kadar taşındı.

Şorya, Temir Dağı’nın çevresinde bulunan kadim bir Türk yurdudur. Ergenekon Destanı’nda Türklerin demir dağı eriterek vadiden çıkması ile Şorya’daki Temir Dağı ve köklü demircilik kültürü arasındaki benzerlik son derece dikkat çekicidir. Ergenekon’un kesin coğrafyası tartışmalı olsa da bu tarihî izler, destanda anlatılan vadinin Şorya ve çevresi olabileceğini hatırlatmaktadır.

Şorlar; dilleri, destanları ve demircilik gelenekleriyle özbeöz bir Türk halkıdır. Onların topraklarını yağmalayan, aydınlarını katleden, dillerini susturan ve özerkliklerini ortadan kaldıran Çarlık ve Stalin dönemi Rus devlet politikalarını lanetliyoruz. Şor halkı yalnız değildir; Şorların hak, kimlik ve özgürlük mücadelesi bütün Türk dünyasının ortak davasıdır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!