1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Mehmet Edip Ören
  4. Devlet Haysiyeti ve Koltuk Sevdası

Devlet Haysiyeti ve Koltuk Sevdası

featured

Mehmet Edip Ören’in yazısında, Türkiye’deki siyasi yozlaşma, devlet geleneğinin kaybı ve yetkililerin sorumluluk almaktan kaçınması eleştirilmektedir. Büyük facialara rağmen yöneticilerin görevde kalması ve bazı siyasetçilerin yargı süreçlerindeki kibirli tavırları kamu vicdanını yaralayan unsurlar olarak vurgulanmaktadır. Yazar, geçmişteki bazı skandallara ve iddialara dikkat çekerek yargı bağımsızlığının ve siyasi hesap verebilirliğin olmadığını savunmaktadır. Ayrıca muhalefet liderlerinin tutumları eleştirilerek halkla ilişkilerdeki eksiklikleri ve halkın sorunlarına duyarsız kaldıkları ifade edilmektedir. Son olarak, ülkenin içinden geçtiği bu sıkıntılı süreçte Atatürkçü düşüncenin yeniden tesis edilmesi gerektiği savunulmaktadır.

Devlet haysiyeti, Devlet utanması, Devlet geleneği gibi şeyler vardır. Bunlardan yoksunsanız, ancak aşiret reisi statüsündesinizdir… KKTC’de bir ulaştırma-gemi faciası oldu. Başta Bakan ve bütün üst bürokratlar görevden alındı. Genç, henüz çocuk yaştaki bir devletin davranışı, bizlere de örnek olur mu bilinmez ama olmadığı ortada. Bundan katbekat daha hacimli, “Hızlandırılmış Tren”, “Hızlı Tren”, “Maden faciaları” (ki üç yüz kişi öldü), “Otel yangını” felaketleri vs. vs. olmasına, kamuoyu baskısına rağmen bir esas sorumlu koltuğunu kaybetmedi. Yüz derileri kösele hâline gelmiş kimseler pis pis sırıtarak ve de hiç arlanmadan makamlarında… Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…

Bazı şeyleri bilmemize karşılık yazamadıklarımıza hayıflanmamız gerekiyor. Ne yayıncı kuruluşu ne de kendimi zor duruma sokup hedef haline getirmek istemiyorum… İş yine Devlet terbiye ve geleneklerine uzanıyor. Biraz hafızamızı yoklayalım; eğer balık hafızalı değilsek hemen hatırlarız. “Soylu” dendiğinde beyniniz neyi çağrıştırıyor?.. Bende “Mafyadan maaş alan milletvekilleri var” diyen o devrin İçişleri Bakanı geliyor akıllara. Devrin en etkili güvenlik sorumlusu, resmî şahsiyetin bu lafını dikkate alıp soruşturma açan bir savcı henüz çıkmadı… Peki TBMM Başkanlığı, Başbakan Yardımcılığı yapmış, yirmi beş senedir iktidarda olan AKP’nin kurucularından Bülent Arınç’ın “Ankara’yı parsel parsel sattı” lafıyla ilgili soruşturma açacak savcıyı ne zaman göreceğiz? Onlar; söylentilerle, tehditlerle, itirafçı olanlar vasıtasıyla Hükûmet’in önünü temizlemekle meşguller, “şu an bu işlere bakmazlar” derseniz, çok haklısınız derim… Parsel satıcısı, Türkiye’nin en zengini denilen zatımuhterem geçtiğimiz günlerde ifadeye çağrıldı ama bambaşka bir konuyla alakalı. Bana göre her gün birkaç meseleden dolayı davet edilmesi gerekse de konum o değil… İfadeye geliş, binlerce mesajı içinde barındırıyor. Sanki haksızlığa uğramış kahraman edasıyla arabadan inip zafer kazanmış general gibi yürüdü. Ağzında çiğnediği sakız, “Siz kim oluyorsunuz, sizi hesaba katmıyorum” anlamını taşıyor. Her ne kadar parlak çocuk Osman onun şeker tableti olduğunu ve Adliye girişinde attığını söylese de istenen maksat oluşmuştur. Bunların hepsi kare kare planlanan ve de harfiyen uygulanan mesaj niteliğindeki şeylerdir. O tableti arabadan inip Adliye kapısına gidene kadar 5-10 saniye çiğnemese herhangi bir sağlık sorunu oluşmayacağını en başta kendisi çok iyi bilir ama verilmek istenen mesaj farklı… Bir muhalefet Belediye Başkanı olsa hemen gözaltına alınır ve de tutuklanır. Adam (lafın gelişi) işini yapan gazetecileri direkt olarak tehdit etti. Bu cesareti nereden alıyor? Elindeki dosyalar bir zaman tekrar belediye başkanı olmasını sağlamıştı; şu an yenileri de mi var?.. İş nereye kadar uzanacak bilinmez. Benim bildiğim tek şey: RT er ya da geç intikamını alır. Arşivlerde mevcut, bu konuyu yazmıştım. İ. Melih, RT’ye rağmen kendisini tekrar Bld. Bşk. Adayı yaptırdı… Ahmet Eşref Fakıbaba, RT’ye rağmen Urfa’da seçime bağımsız girip kazanmıştı ve de O’na ilk mağlubiyeti tattırmıştı. Benim bildiğim RT bunların intikamını mutlaka alır; gerekirse makam mevki verir, orada rezil eder diye yazmıştım. Olayları bu çerçevede değerlendirin… RT ortak istemez. FETÖ’ye yaptıracaklarını yaptırıp nasıl yok ettiyse buna benzer olaylar tekrar cereyan edebilir. İBB ulaşımından sorumlu iken yolsuzluk suçu ile mahkemelere çıkması siyaset ve Bakan olmasıyla önlenen, benim tabirimle “milyar Ali” yani Binali de topun ağzında. Diyorum ya, birçok şeyi yazamıyoruz; bu yüzden olayı kifayetsizliğimize vermeyin. Yirminin üzerinde gemi, Hollanda’daki muazzam servet İBB’deki memuriyetinde biriktirdiği paralarla oluşmadı… Ayrıyeten, embesil görünümlü şekilsiz oğlan da biliyorsunuz birilerinin damadını Ulusoylu gözde kişilerle tanıştırdı, yataklık yaptı, bir çuval da sopa yemesine sebep oldu…

Yazımı bitirmeden, bazı tenkitlere cevap olacak şeyler yazmak istiyorum. Yanılmıyorsam Başbuğ Alparslan Türkeş’in sözleri olacak: “CHP Atatürkçü çizgide kalsaydı, bizim parti kurmamıza gerek kalmazdı…” Evet, sıkıntı muhalefette. CHP’nin yavrusu Yeni Parti ve lideri Küçük Kripto Özgür de Kurucu Önder’imizin üniter yapısının dibine dinamit yerleştirmekle meşgul. Avrupa yerel yönetimler şartını uygulayacağını söylemesi, ispat için başka şeylere gerek bırakmıyor… Birçok kitabı olan, TRT emekli Belgesel Programlar Müdürü kadın dostum sevgili Korkmaz Göçmen Kardeşime dediğim gibi: Bizim partiyle işimiz yok. Atatürkçü düşüncenin tesisine ihtiyacımız var. Şu an itibarıyla bu işi gündemde tutan tek kişi ve lider Prof. Dr. Ümit Özdağ. Bu kadar…

Geçen hafta yazıları yolladıktan sonra cereyan ettiği için yazamadım. Bu yüzden bugünkü finali onunla yapmak istiyorum… Yeni ve de genç kripto Özgür’ün yeni alametlerini herkes seyretti ama değerlendirmeyi ben yapacağım… Olay Yalova Halk buluşmasında geçti.

1- Bir kişi seslendi: “Bizim 3600 ek göstergeler ne olacak?” diye. Döndü, kızdı: “Allah seni kahretsin!” dedi… Siyaset içinde olmayan ben olsaydım ne yapardım? Hükûmete golü atardım; “Bizim iktidarımızda halledeceğiz” gibi laflar ederdim…

2- Kendisine börek ikram etmek isteyen garip kadına: “Şimdi sırası mı, tövbe tövbe” diyerek azarlardan o da nasibini aldı. Yine ben olsam bir parça alır, “Çok güzel olmuş, söz yarın kahvaltıda devam ederim” derdim. Veya tepsiyi alır, bir parçasını yerken diğerlerini başta çocuklar olmak üzere halka dağıtırdım… Bu düşündüklerimi yılların siyasetçisinin düşünememesi mümkün değil ama kriptolğun gereğini de yapmak lazım… Ayrıyeten yüzüne, mimiklerine dikkat ettiniz mi?.. O şeytani ifade dikkatlerinizden kaçmamıştır…

Hepiniz Yaradan’ıma emanet olun. Hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!