Mehseti Şerif’in kaleme aldığı metin, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki sarsılmaz bağların son dönemde neden sert bir dille eleştirildiğini ve siyasi bir malzeme haline getirildiğini sorgulamaktadır. Yazar, iki ülke arasındaki ilişkilerin köklü bir geçmişe dayandığını vurgularken, Azerbaycan’ın bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu kimsenin unutmaması gerektiğinin altını çizmektedir. BM’deki anlaşmazlıklar veya okullardaki başörtüsü tartışmaları gibi münferit olayların bu gerilimi tam olarak açıklayamayacağını belirten yazar, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e ve Azerbaycan yönetimine yönelik artan tepkilerin arkasındaki asıl siyasi hesapları merak etmektedir. Son olarak metin, iki kardeş ülkenin ortak çıkarlarla hareket ettiğini ancak birbirlerinin iç ve dış politikalarını belirleme hakkına sahip olmadığını hatırlataraktan, gerçek kardeşliğin karşılıklı egemenlik haklarına duyulan saygıyla mümkün olabileceğini savunmaktadır.
Son günlerde yaşananlara bakıyorum ve kendime şu soruyu soruyorum:
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik neden birdenbire bu noktaya geldi?
Gerçekten mesele sadece Birleşmiş Milletler’de yaşanan bir tartışma mı?
Sadece Azerbaycan’daki ortaokullarda başörtüsü meselesi mi?
Yoksa bunlar, daha büyük bir siyasi gerilimin görünen yüzleri mi?
Ben bunun bu kadar basit olduğuna inanmıyorum.
Çünkü Türkiye ile Azerbaycan ilişkileri bir günde kurulmadı.
Bu kardeşlik savaşlarda, zor günlerde, ekonomik ilişkilerde, diplomatik dayanışmada ve yıllar boyunca verilen karşılıklı emekle oluştu.
Bugün birdenbire Azerbaycan’a karşı kullanılan dilin sertleşmesini, Azerbaycan devletinin ve Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in hedef haline getirilmesini yalnızca tek tek olaylarla açıklamak bana yeterli gelmiyor.
Ortada daha büyük bir soru var:
TÜRKİYE–AZERBAYCAN İLİŞKİLERİNDE NE DEĞİŞTİ?
Ve bu değişimin arkasında hangi siyasi hesaplar var?
Kardeşlik, egemenliğe saygıyla başlar
Türkiye ile Azerbaycan birbirine çok yakın iki devlettir.
Hatta o kadar yakınız ki bazen bu yakınlığın sınırlarını unutabiliyoruz.
Aynı dili konuşuyoruz.
Aynı kültürden besleniyoruz.
Aynı tarihî hafızanın önemli bölümlerini paylaşıyoruz.
Birbirimizin acısını kendi acımız biliyoruz.
Bu nedenle Türkiye’de yaşayan bir insanın Azerbaycan’a karşı özel bir hassasiyet taşıması son derece doğaldır.
Fakat tam da burada çok önemli bir çizgiyi unutmamak gerekiyor:
Azerbaycan Türkiye’nin bir eyaleti değildir.
Azerbaycan bağımsız ve egemen bir devlettir.
Kendi parlamentosu vardır.
Kendi hükümeti vardır.
Kendi anayasası vardır.
Kendi dış politikası vardır.
Kendi kararlarını kendisi verir.
Türkiye ile ne kadar kardeş olursak olalım, Azerbaycan’ın egemenliği bizim kardeşliğimizin önünde bir engel değil; tam tersine kardeşliğimizin temel şartlarından biridir.
Kardeşlik, diğerinin egemenliğine saygı duymaktır.
Bazen “kardeşlik” yanlış anlaşılıyor
Türkiye ile Azerbaycan’ın yakınlığı bazı çevrelerde farklı bir anlayış oluşturmuş olabilir.
Sanki Azerbaycan’da alınan her kararın Türkiye tarafından onaylanması gerekiyor.
Sanki Azerbaycan’ın dış politikasını Türkiye belirlemeli.
Sanki Azerbaycan’ın hangi ülkeyle nasıl ilişki kuracağı konusunda Türkiye’deki siyasi grupların söz hakkı var.
Hayır.
Azerbaycan kendi kararlarını verir.
Türkiye de kendi kararlarını verir.
İki ülke ortak çıkarlarını müzakere eder, birbirine danışır, gerektiğinde birbirini destekler.
Ama biri diğerinin iç ve dış politikasının sahibi değildir.
Bu ayrımı yapamazsak kardeşlik adına kardeşliğin kendisine zarar veririz.

Peki neden şimdi?
İşte benim asıl sorum burada başlıyor.
Neden son dönemde Azerbaycan’a yönelik söylemlerde belirgin bir sertleşme görüyoruz?
Neden Azerbaycan’ın her kararı Türkiye’de farklı siyasi çevrelerin iç politika malzemesine dönüştürülüyor?
Neden Azerbaycan’ın dış ilişkileri üzerinden Türkiye’de hesaplaşmalar yapılıyor?
Neden Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev doğrudan hedef haline getiriliyor?
Ve neden Azerbaycan’ın Türkiye’deki diplomatik temsilciliğinin önünde protestolar yapılması artık sıradan bir siyasi faaliyet gibi görülüyor?
Bunların her birinin tek tek açıklaması olabilir.
Ama hepsini yan yana koyduğunuzda insanın aklına şu soru geliyor:
Bu sadece tesadüf mü?
Ben bu sorunun cevabını bilmiyorum.
Ama bilmediğim için sormaktan da vazgeçmeyeceğim.
BM meselesi bunun tamamını açıklamıyor
Birleşmiş Milletler’de yaşanan herhangi bir diplomatik tartışma elbette eleştirilebilir.
Türkiye’nin Azerbaycan’ın tutumundan rahatsız olduğu bir konu olabilir.










