Bu makale, Türk milletinin Anadolu coğrafyasındaki bin yıllık varlığını ve bu süreçte karşılaştığı bitmek bilmeyen tasfiye çabalarını ele almaktadır. Yazara göre, Bizans’tan Haçlı Seferlerine ve modern döneme kadar dış güçlerin temel amacı, Türkleri bu topraklardan söküp Orta Asya’ya geri göndermektir. Ancak Türk milleti, en zor zamanlarda bile devlet kurma kabiliyeti ve direniş ruhuyla tüm işgal girişimlerini ve diplomatik oyunları boşa çıkarmıştır. Kaynak, Anadolu’nun sadece askeri zaferlerle değil, aynı zamanda manevi mühürlerle de vatan kılındığını vurgulayarak toplumsal hafızanın diri tutulması gerektiğini savunur. Sonuç olarak eser, Türklerin bu coğrafyada kalıcı olduğunu ve dış destekli hiçbir tehdidin bu tarihi gerçekliği değiştiremeyeceğini ifade eder.
Türk Milletiyle uğraşanların tek bir emeli var. Anadolu’yu Türklerden geri almak. Bu uğurda ne bıktılar ne usandılar. Malazgirt’te Sultan Alpaslan’ın karşısına çıkan Doğu Roma İmparatoru Romanos Diogenes, Türklerin Başkenti Rey şehrine girip, Türkleri Orta Asya’ya geri göndereceğini söylüyordu.
Bu söylem Doğu Roma’dan Haçlılara, onlardan da ne kadar Türk düşmanı ve karşıtı varsa onlara miras kaldı.
Bin yıldır bu planlarını uygulamaya çalıştıkça Türk Milleti de Anadolu’da Beylikler kurdu, Devletler kurdu. Anadolu’yu adım adım Türkleştirdi. Ancak, Türkleri Anadolu’dan söküp atmakla ilgili söylemler ve koyulan hedefler hiç ama hiç değişmedi.
Üstelik güncellendi. Hasımlara yenileri eklendi, dallandı budaklandı. Anadolu Türklerin elinde kaldıkça her fırsatta Anadolu’dan Türkleri gönderme eylemleri artarak sürdü. Ve en olmadık zamanlarda hücumlarını yeniliyorlar.
Bizim en büyük handikabımız ise unutmak…Hafızayı beşer diye bir başlarız arkası gelmez.
Nisyan denen o kavrama ise selam veren olmaz.
Türkiye aleyhine yapılan açıklamaların ne ardı kesilir ne arkası, Türklerin Anadolu’da işi ne, Orta Asya’ya dönsünler, bu denilenleri isteyen öneri kabul etsin, isteyen tavsiye diyenler o kadar çok ki…
Yine saman alevi gibi parlamalar olur, sonra öyle demedi, öyle demek istemedi, yanlış anlaşıldı, şey diyecekti, şey dedi yanlışlıkla benzeri bir şeyler denir, ya da hiçbir şey denmez, o da geçer gider, unutulur bir süre sonra…
Her ne kadar anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az da dense, davul zurnalar kulağımızın yanında çala çala yoruldu, biz ne gördük ne duyduk.
Velhasılıkelam, aleykümselam…
Sonra kim dedi, ne söyledi, önemli miydi, hadi canım, öyle mi dedi, yok artık…
*****

Bu coğrafya bin yıldır bu işgal ve istila girişimleriyle yüz yüze. Uyanık kalmak, tetikte durmak, kendinden bir başkasına güvenmemek esasıyla ayakta…
Bin yıldır, okuyla yayıyla, mancınıklarıyla gelenler oldu. Yüz binlerce kişilik kimsenin yenemeyeceğini baş edemeyeceğini düşündüğü ordularla geldiler.
Yetmedi…
Toplarıyla tüfekleriyle, Majino hatlarıyla, uçaklarıyla, arkalarında dağlar gibi destekleriyle hiç kimse yokmuş gibi bando mızıkayla geldiler. İşgal ettiler, yaktılar, yıktılar…
Lakin;
Denize döküldüler.
Hilelerle, entrikalarla, masa başı oyunlarla, kaleyi içten fethetme adına yerleştirdikleri Truva atlarıyla denediler…
Tutmadı.
İşi aleniyete döktüler. Bu coğrafyaya ayak bastığımızda ne Araplar vardı yanımızda ne İranlılar ne bir başkası ne diğeri ne öbürü ne ötekisi…
Türk Milletini Orta Asya’ya geri gönderme edebiyatları bin yıldan beri var. Doğu Roma’dan bu yana, Haçlı Seferlerinden bu yana, Ertuğrul Bey ve Osman Bey’den bu yana, Sultan Orhan’dan, Muradı Hüdavendigar’dan, Yıldırım Beyazıt’tan, II. Murat’tan, Fatih Sultan Mehmet’ten, Yavuzdan, Sultan Süleyman’dan bu yana var.
Sırp Sındığından, Birinci Kosova’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İkinci Kosova’dan, Mohaç’tan yana var. Avrupa Anadolu üzerine yaptığı her seferini Haçlı seferi niyetine, Türkleri Orta Asya’ya geri gönderme adına yapmaktan ne geri durdu ne de vazgeçti
En son Sevr’le denedi, yedi düvel bir oldu, yanına donanmaları da eklendi.
Sökmedi…
*****
Anadolu’da kimin gözü varsa, Türk Milletiyle kimin ne derdi ne hesabı varsa, Anadolu’yu bir türlü Türk Milletine yakıştıramayan, Türk Milletine layık göremeyenler varsa, koro halinde kimi tavsiye, kimi tehditvari devletler arası hukuk kurallarını da aşıp neler söylemediler neler.
Bir ara İran Şahı benzer kelamlar etmişti…
Bir ara Hafız Esat…
Bir ara Mısırlı General Cemal Abdülnasır.
Bir ara Saddam…
Venizelos’tan bu yana Yunanlılar, yüzyıllar boyunca İngilizler, Fransızlar ve Ruslar…
Onların arkaladığı geriye kim kaldıysa…
Ne zaman Türkleri Orta Asya’ya geri gönderme söylemleri başlasa, bu kelamları sıralayanların bir yerlerden destek aldıkları, sırtlarını bir yerlere dayadıkları er geç ortaya döküldüğü için, demiyoruz ne, neden ve niçin?
İnsanda az biraz Tarih bilgisi olacak…
İnsan az biraz kim ne dedi, kim ne yaptı, sonunda ne oldu diye araştıracak…
Bu coğrafyanın bir de az bilinen bir özelliği daha var.
Anadolu coğrafyası ara ara şöyle bir ayağa kalkar, silkinir, kendine gelir, toparlanır.
Bu arada üzerinde ona ait olmayan her ne varsa, coğrafya üzerinde tutunamaz, barınamaz, duramaz yuvarlanır düşer.
Ondan sonra kolu kanadı mı kırılır? Kafası gözü mü yarılır? Bir daha iflah mı olmaz?
Daha kim bilir neler olur da en doğrusunu hakikatleri açık seçik bilen ve gözler önüne seren Tarih bilir…
*****

Bu coğrafya üzerinde kurulu devletlerin yıkıldı yıkılacak görünümlerine rağmen, son raddeye kadar vatan toprağını ölümüne savundu.
Bir dönemlerin hasta adamı Selçukluydu. Moğol Noyanlarının Selçuklu Sultanlarını etkisiz hale getirmek için yapmadıklarını bırakmadıkları o yıllarda dahi, Selçuklu bundan böyle iflah olmaz denildiği anlarda dahi yeni bir devletin kurulmasına imkân sağladı.
Türk Milletiyle uğraşanlar, Türk Milletinin devlet kuran vasfını unutuyorlar. Hem de her defasında. Devletsiz millet olmaz diyen bir millet Türk Milleti. Tarih boyunca devletsiz kalmanın acılarını çekmiş bir millet.
Osmanlıya da hasta adam demişlerdi…
Türk milleti enkazların arasından yeni filizlenen fidanlara, çiçek açan dallara ve budaklara sahip olarak istisnai bir Millet olduğunu ortaya koydu.
Selçuklu tarih sahnesinden giderken, Ertuğrul ve Osman Bey çıktı ortaya…
Osmanlı giderken Gazi Mustafa Kemal Paşa geçti Türk Milletinin başına. Toparlayıcı ve birleştirici özelliklere sahip olan bu insanlar Anadolu coğrafyasında destan yazdılar.
Biz bu coğrafyaya kalmak için geldik, niye gidelim?
Maddi manevi fethettiğimiz bu coğrafyaya Türklük mührünü vurduğumuz Miryokefalon’u da hatırlamak istemez o gitsin diyenler. Kılıçaslanları da bilmezler.
Konya’ya Kılıçaslanlar şehri dendiğini de…
Ankara’ya umutların şehri diye seslenildiğini de…
*****
Bir türlü millet olamamış, devlet kuramamış, himaye ve destek almadan ayakta durma şansları olmayanların bunu anlaması elbette kolay değildir. Biz devleti olan, tarih boyunca nice devletler kuran bir Milletiz. Türk Milletiyiz.
Türk Milletini Anadolu’dan göndermeye kalkanların izinden gidenleri çok gördü bu coğrafya ve Türk Milleti.
Şaşırtıcı bir şey değil.
Avrupa bin yıldır binlerce yol denedi…
Savaş dedi olmadı…
Sefer düzenledi olmadı…
İttifaklar kurdu olmadı…
Anadolu üzerinde, Rabbimin izniyle Hoca Ahmet Yesevi’nin eli ve duası var.
Mevlânâ’nın, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş’ı Velinin, Hacı Bayramı Velinin, Emir Sultanın duaları var…
Nice isimsiz kahramanların ve şehitlerimizin sevdaları var.
*****
Türk Milletinin Oğuz kolu, Üçok olarak, Bozok olarak, on ikişer boydan toplam yirmi dört boyla birlikte Anadolu coğrafyasını yurt tutup, üzerinde Beylikler ve devletler kurmaya başladıktan sonra, başta Doğu Roma olmak üzere, Türkleri Anadolu’dan çıkarmak ve Orta Asya’ya geri göndermek söylemleri başladı.
Bu söylemlerin en ciddisi Haçlı Seferleriyle önem kazandı. Çünkü ilk üç sefer Anadolu üzerinden Kudüs’e doğru devam ediyordu. O yıllarda Türkiye Selçuklu Devleti vardı Anadolu’da.
Kılıçaslanlar vardı. Sultan Mesut vardı. Önünde neredeyse durulması imkânsız Haçlı orduları Anadolu’dan geçerken, Roma, Türklere kaybettiği şehirlerini ve kalelerini geri alma hayalindeydi. Haçlı orduları Anadolu’da çok ağır yaralar aldılar. Anadolu hem Haçlılara hem de umudunu onlara bağlayan Doğu Roma’ya mezar oldu. Roma, Haçlı seferleri sırasında fırsattan istifade ederek bazı şehir ve kalelerini Selçukludan geri almayı başardı. Ancak Selçuklu Kudüs’e kalkan olmakla kalmadı, Avrupa’nın o meşhur ve mağrur Krallarını, İmparatorlarını ve asilzadelerini perişan etti. Her Haçlı seferi öncelikle Türkleri Anadolu’dan çıkarmak, geldiği Orta Asya’ya geri göndermekle ilgili değişmez bir maddeye sahipti. Bu değişmez madde bugün de mevcut.
Bu maddeleri savunanların bilmediği, bilmek istemediği konu, bizim bu coğrafyadan değil bin yıldır, binlerce yıldır hiç gitmediğimiz.