Feridun Yıldız’ın kaleminden çıkan bu araştırma, Güneydoğu Anadolu’nun tarihî ve demografik yapısını resmi arşivler ve arkeolojik bulgular ışığında inceleyen bir çalışmadır. Yazar, bölgenin tarih boyunca sadece tek bir etnik gruba ait olduğu yönündeki iddiaları anakronizm olarak nitelendirerek reddetmektedir. Ön Türk izlerinden başlayarak Hunlar, Hazarlar ve özellikle Selçuklu ile Akkoyunlu gibi Türk devletlerinin bölgedeki kurucu rolü vurgulanmaktadır. Osmanlı tahrir defterlerine dayandırılan verilerle, şehir merkezleri ve geniş ovaların yüzyıllardır Türkmen boylarının asli yerleşim alanı olduğu ifade edilmektedir. Sonuç olarak eser, coğrafyanın kültürel ve sosyal kimliğinin Türk-İslam medeniyeti tarafından şekillendirildiğini savunmaktadır.
Türkiye’de bazı konular vardır; tarih konuşulmaya başlandığında kısa sürede siyaset devreye girer. Güneydoğu Anadolu’nun tarihî ve demografik yapısı da bunlardan biridir.
Son yıllarda sıkça şu ezberle karşılaşıyoruz: Güneydoğu Anadolu, tarihin başlangıcından beri yalnızca Kürtlerin yaşadığı homojen bir yerleşim bölgesiydi; Türkler ise bu coğrafyaya çok sonraları, adeta sonradan dâhil olmuş bir topluluktur.
Peki arşiv belgeleri, tapu tahrir defterleri ve tarihî kaynaklar gerçekten bunu mu söylüyor?
Öncelikle temel bir yanlışı düzeltmek gerekiyor. Bugün “Güneydoğu Anadolu Bölgesi” dediğimiz Gaziantep, Kilis, Adıyaman, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak’ı kapsayan alan, binlerce yıldır aynı sınırlarla var olmuş tek tipli bir etnik bölge değildir. Bu, 1941 Coğrafya Kongresi’nde tanımlanmış modern bir idari ve coğrafi sınıflandırmadır.
Dolayısıyla bugünkü mülki sınırları geçmişe taşıyıp “Burası başından beri sadece Kürt bölgesiydi” demek tarihî gerçeklerle bağdaşmayan açık bir anakronizmdir.
Bölgedeki Türk Varlığının Kadim Kökleri
Tarihsel ve arkeolojik araştırmalarda, Türklerin Anadolu’ya sadece 1071 Malazgirt Savaşı ile değil, Proto-Türk (Ön Türk) kabul edilen topluluklar, Doğu Avrupa/Kafkasya üzerinden gelen boylar ve erken dönem göç dalgalarıyla M.Ö. binli yıllardan itibaren gelip yerleştikleri kabul edilmektedir.
Anadolu’da Ön Türk varlığı; kaya resimleri (petroglifler), kurgan tipi mezarlar, balballar, runik alfabeyle yazılmış kitabeler ve Orta Asya hayvan üslubunu taşıyan damgalar üzerinden takip edilmektedir.
Anadolu’da Ön Türklerin ve erken Türk topluluklarının yaşadığı dönemler ve yerleştikleri bölgeler:
- Milattan Önceki Dönemler (M.Ö. 15.000 – M.Ö. 1.000)
Arkeolojik bulgular ve yüzey araştırmaları (özellikle Servet Somuncuoğlu, Prof. Dr. Oktay Belli, Prof. Dr. Alpaslan Ceylan gibi araştırmacıların çalışmaları), Orta Asya bozkır kültürü ile Anadolu’daki en eski kaya resimlerinin aynı gelenek ve üsluba sahip olduğunu göstermektedir.
Van ve Hakkâri Yöresi (Tir-i Şin Yaylası, Gevaruk Vadisi, Yedi Salkım):
Dönem: M.Ö. 15.000 – 7.000 civarına tarihlendirilen kaya üstü resimleri ve **M.Ö. 15. yüzyıla (M.Ö. 1500)** tarihlendirilen 13 adet Hakkâri steli (taş-balbal).
İzler: Orta Asya’daki Altay/Sibirya örnekleriyle benzerlik gösteren insan, dağ keçisi ve kozmolojik tanrı figürleri.
Kars ve Erzurum Çevresi (Kağızman Geyiklitepe, Digor):
Dönem: M.Ö. 3000 – 1000 arası.
İzler: Kurgan tipi mezarlar, balballar ve boynuzlu geyik/dağ keçisi süvari figürleri içeren kaya resimleri.
Ankara (Güdül – Salihler ve Adalıkuzu Köyleri / Asmalı Yatak):
Dönem: M.Ö. 3000’lerden M.S. ilk bin yıla uzanan geniş bir zaman dilimi.
İzler: Bin civarında kurgan, kağan panosu, damgalar, şamanik unsurlar ve proto-runik işaretler.
- İskit / Saka Dönemi (M.Ö. 8. Yüzyıl – M.Ö. 3. Yüzyıl)
Gök-Türk öncesi dönemin en önemli bozkır/Türk topluluklarından kabul edilen Sakalar (İskitler), Kafkasya üzerinden Anadolu’ya büyük göç dalgaları gerçekleştirmişlerdir.
Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu: Kars, Erzurum, İspir, Çoruh Vadisi ve Ağrı çevresi.
Orta ve Güneydoğu Anadolu: Kapadokya, Amasya, Sivas ve Kahramanmaraş hattına kadar ilerlemişlerdir.
İzler: Hayvan üslubuna dayalı takılar, kurganlar, ok uçları ve taş heykeller.
- Avrupa Hunları ve Sabar (Sibir) Türkleri Dönemi (M.S. 4. – 6. Yüzyıl)
Anadolu’ya yazılı kaynaklarla sabit ilk büyük sistemli Türk akınları ve yerleşim denemeleri bu dönemde gerçekleşmiştir:
Avrupa Hunları (M.S. 395 – 398)
Basık ve Kursık adlı Hun komutanları önderliğinde Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya girilmiştir.
Bölgeler: Erzurum, Malatya, Çukurova, Antakya, Urfa ve Kayseri üzerinden Suriye ve Doğu Akdeniz sınırlarına kadar gidilmiş, ancak bu akın kalıcı yerleşimden ziyade ganimet ve keşif amaçlı kalmıştır.
Sabar / Sibir Türkleri (M.S. 515 – 530):
Balak Han önderliğinde Kafkasya’yı aşarak Anadolu’ya girmişlerdir.
Bölgeler: Doğu Anadolu, Kayseri, Ankara ve Konya civarına kadar ilerlemişlerdir. Bölgeye yerleşen bazı gruplar sonraki kültürlerin bünyesine katılmıştır.
- Orhun Yazıtları / Göktürk – Kıpçak Geleneği İzleri (M.S. 6. – 10. Yüzyıl)
İslamiyet öncesi ve erken Orta Çağ döneminde Anadolu’nun iç ve kuzey bölgelerinde runik alfabeyle yazılmış yazıtlar bırakılmıştır:
Ordu (Mesudiye – Esatlı Köyü):
İzler: Göktürk/Orhun alfabesine ait runik yazıtlar, kaya resimleri ve geyik motifleri.
Erzincan (Kemaliye – Dilli Vadisi):
İzler: Atlı okçu (“kartal okçuları”) figürleri, güneş kültü ve Orta Asya bağlamlı damgalar.
Hazar ve Avar Grupları:
Bizans İmparatorluğu döneminde sınır boylarına (Trakya, Batı Anadolu, Adana/Güneydoğu sınırları) paralı asker veya tampon nüfus olarak yerleştirilen Peçenek, Kuman/Kıpçak ve Hazar Türkleri.
Özetle Ön Türklerin Yaşadığı Başlıca Alanlar:
- Doğu Anadolu: Van (Tir-i Şin), Hakkâri, Kars (Kağızman, Digor), Erzurum, Erzincan (Dilli Vadisi).
- İç Anadolu: Ankara (Güdül), Kayseri, Konya, Kapadokya bölgesi.
- Karadeniz Bölgesi: Ordu (Mesudiye), Çoruh Vadisi (İspir/Artvin çevresi).
Anadolu’daki bu Ön Türk izleri; Türklerin Malazgirt öncesinde de binlerce yıl boyunca ticaret, göç, keşif ve yerleşim amacıyla Anadolu coğrafyasını yurt edindiğini göstermektedir.
Tarihî kayıtlar, Türk boylarının Güneydoğu Anadolu ve Yukarı Mezopotamya sahasındaki varlığının İslam öncesi dönemlere ve erken İslam fetihlerine kadar uzandığını göstermektedir. Abbasi döneminden itibaren Halifeliğin sınır boylarına yerleştirilen Suğur ve Avasım kentlerinde (Gaziantep, Maraş, Kilis, Urfa hattı) yoğun Türkmen garnizonları ve yerleşimleri kurulmuştu.
Sümerlerin doğrudan Türk olduğunu söylemek bilimsel olarak kesinleşmiş bir olgu olmamakla birlikte, Ön Türkler veya Proto-Türkler ile çok yakın bir akrabalık/komşuluk bağının bulunduğu fikri güçlü dilsel ve kültürel delillerle desteklenmektedir.
Ancak bu tarihsel derinlik göz ardı edilerek bölgenin etnik kimliği tek bir unsura indirgenmeye çalışılmaktadır.
Modern araştırmalar ve tahrir kayıtları, Güneydoğu Anadolu’nun ana gövdesini ve yerleşim merkezlerini oluşturan geniş havzaların yüzyıllar boyunca Türkmen boylarının asli yerleşim ve yurt alanı olduğunu net biçimde ortaya koyar.
Yani Türklerin bölgedeki varlığı geçici bir idari veya askerî geçiş değil, toprağa kök salmış asli bir demografik omurgadır.
Bu durum, diğer toplulukların varlığını inkâr etmek anlamına gelmez. Sadece siyasi propagandalar ile somut belge ve tahrirleri birbirinden ayırmak anlamına gelir.
Selçuklu ve Beylikler Dönemi: Türk Yurdunun İnşası
Öte yandan “Türkler bu coğrafyaya geç dönemde dâhil oldu” şeklindeki iddia da belgelerle uyuşmaz.
- yüzyılın hemen başından itibaren Selçuklu akınlarıyla birlikte Oğuz/Türkmen toplulukları bölgeye kitleler hâlinde yerleşmeye başladı. Büyük Selçuklular, Marvaniler sonrasında bölgenin sevk ve idaresini tamamen üstlendi ve Diyarbakır, Urfa, Mardin hattını Türkmen boylarıyla iskân etti.
- yüzyıldan itibaren ise bölgede Artuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Dönbessiler, Karakoyunlular ve Akkoyunlular gibi tamamen Türkmen karakterli köklü devletler ve devletçikler kuruldu.
Özellikle Artuklular, Diyarbakır, Mardin, Hasankeyf, Harput ve Cizre çevresinde asırlar süren imar, kültür ve yerleşim faaliyetleriyle bölgeyi bir Türk-İslam medeniyet merkezine dönüştürdü.
Dolayısıyla Güneydoğu Anadolu’nun şehir merkezleri, ovaları ve ticaret yolları kesintisiz biçimde Türkmen hâkimiyetinde ve nüfus ağırlığında biçimlenmiştir.
Ancak bölgenin siyasi ve demografik tarihini tek taraflı okumak yerine, Türkmen teşekküllerinin bu coğrafyadaki kurucu rolünü doğru tespit etmek gerekir.
Diyarbekir, Mudar ve Rebîa Havzası
Erken İslâm ve Türk-İslam döneminin coğrafi yapısı ve toponimisi (yer adları) de bölgenin iskân tarihini açıkça gösterir.
Bugünkü Diyarbakır kent merkezinin antik adı Amida’dır. “Diyâr-ı Bekr” kavramı tarihsel süreçte Arap Bekir bin Vâil kabilesine atıfla anılsa da, Selçuklu ve Akkoyunlu dönemleriyle birlikte bölge tamamen Oğuz boylarının yurt edindiği bir Türkmen coğrafyası hâline gelmiştir.
Yukarı Mezopotamya’nın geniş bir bölümünü oluşturan el-Cezîre sahası; Diyâr-ı Bekr, Diyâr-ı Rebîa ve Diyâr-ı Mudar alanlarına ayrılırken, bu alanların tamamı Akkoyunlu Devleti’nin (1378-1508) başkenti ve ana vatanı olmuştur.
Urfa, Harran, Birecik ve Suruç çevresi de tarih boyunca Türkmen aşiretlerinin ve Oymaklarının (Yörel/Bayat/Beğdili vb.) kesintisiz yerleşim sahası olmuştur.
Akkoyunlu Uzun Hasan döneminde Diyarbakır merkezli kurulan muazzam siyasi yapı, Güneydoğu’nun şehirlerinden kırsalına kadar Türkmen demografisinin ve kültürünün ne denli baskın olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde belgeler.
Mardin, Urfa ve Gaziantep Hattındaki Demografik Gerçek
Bölgenin tarihini homojen bir Kürt coğrafyası gibi sunmak tarihsel tahrir kayıtlarıyla tamamen çelişir.
Gaziantep, Kilis, Adıyaman, Şanlıurfa, Mardin ve Diyarbakır şehir merkezleri yüzyıllar boyunca Türkmen neseplerinin, ustalarının, tüccarlarının ve idarecilerinin çoğunlukta olduğu merkezler olmuştur.
- yüzyıl Osmanlı tahrir defterleri (1518, 1526, 1540 ve 1564 kayıtları) incelendiğinde, Güneydoğu şehirlerindeki konar-göçer ve yerleşik nüfusun ezici bir bölümünün Oğuzların 24 boyuna mensup Türkmen taifelerinden oluştuğu görülür.
Örneğin, Diyarbakır ve Mardin sancaklarında kaydedilen Bayat, Afşar, Begdili, Çepni, Kınık, Döğer, Salur, Bayındır, Eymür ve Yıva boylarına mensup binlerce hane ve köy açıkça listelenmiştir.
Tahrir defterlerindeki isim, kabile ve vergi haneleri incelendiğinde, Batı ve Orta Güneydoğu Anadolu nüfusunun ezici bir çoğunluğunun Türkmen olduğu sabittir.
Ama şu sonuç tarihsel belgelerle açıktır: Güneydoğu Anadolu’nun kilit kentleri ve geniş coğrafi sahası tarih boyunca hiçbir zaman homojen bir Kürt bölgesi olmamış; aksine Türkmen nüfusunun ve idaresinin ağırlıkta olduğu bir coğrafya niteliği taşımıştır.

Türkmen Yerleşimi Sadece Yönetici Sınıftan İbaret Değildir
Yapılan en büyük yanılgılardan biri, Türklerin bölgedeki varlığını sadece vali, komutan veya askerî bürokrasiden ibaret görmektir. Bu iddia tarihî belgeler karşısında tamamen geçersizdir.
Selçuklu, Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemleri boyunca yüzbinlerce Türkmen hanesi bölgedeki ovalara, vadilere ve dağ eteklerine kalıcı olarak yerleşmiş, köyler kurmuş ve toprağı işlemiştir.
Osmanlı tahrirlerinde Diyarbakır, Urfa, Mardin, Antep ve Nusaybin çevresinde Bektaşlı, Haydarlı, Çepni, Köseli, Bayındır, Hacılı, Develi, Karakeçili, Barak, Elbeyli, Bozulus Türkmenleri ve daha onlarca büyük Oğuz oymağı kayıt altına alınmıştır.
Yani Türkmenler bölgeye sadece hükmetmekle kalmamış; köy kurmuş, araziyi imar etmiş, mimari Eserler bırakmış ve coğrafyanın asli sosyal dokusunu oluşturmuşlardır.
Kürt Varlığının Sınırları ve Coğrafi Gerçekliği
Tarihsel nesnellik gereği bölgedeki diğer toplulukların varlığı da doğru bir coğrafi çerçeveye oturtulmalıdır.
- yüzyıl Osmanlı belgelerinde Cizre, Hakkâri, Bitlis, Eğil ve Palu gibi daha ziyade engebeli doğu kesimlerde yerel Kürt beylikleri ve aşiretleri mevcuttur.
Çaldıran Zaferi (1514) sonrasında İdris-i Bitlisî’nin diplomatik gayretleriyle bazı Kürt beyleri Osmanlı idaresini tanımış, Osmanlı Devleti de doğu sınır güvenliğini sağlamak adına bu dağlık bölgelerdeki beylere Yurtluk-Ocaklık ve Hükümet Sancağı statüsünde idari özerklikler vermiştir.
Ancak bu idari düzenlemeler ve sınırlı bölgelerdeki aşiret varlığı, bütün Güneydoğu Anadolu’nun Kürt bölgesi olduğu anlamına gelmez.
Kürt aşiretlerinin varlığı belirli dağlık ve doğu alanlarla sınırlıyken, bölgenin geniş ovaları, ticaret yolları ve büyük şehirleri Türkmen nüfusunun ve kültürünün merkezî sahası olmuştur.
“Kürdistan” Tabirinin İdari ve Coğrafi Sınırları
Tarihî kaynaklarda geçen “Kürdistan” tabiri üzerinden yürütülen etnik manipülasyonlar da bilimsel değildir.
Bu kavramı bugünkü Güneydoğu Anadolu’nun tamamını kapsayan etnik ve siyasi bir harita gibi okumak tamamen yanlıştır. Selçuklu Sultanı Sancar döneminde (12. yüzyıl) ihdas edilen Kürdistan eyaleti, bugünkü İran sınırları içerisinde kalan Zagros ve Kirmanşah bölgesini ifade ediyordu.
Sonraki dönemlerde Osmanlı idari taksimatında kullanılan bölgesel adlandırmalar ise, etnik bir mülkiyet tapusu değil, belirli aşiretlerin yoğunlaştığı dar idari alanları ifade eden coğrafi terimlerdir.
Bir Osmanlı belgesinde veya haritasında bu ifadenin geçmesi, Güneydoğu Anadolu’nun tamamının tarih boyunca etnik olarak yalnızca Kürtlere ait olduğunu asla göstermez.
Tarihî coğrafya isimleri, günümüzün ideolojik ve siyasi sınırlarına dayanak yapılamaz.
Asıl Tablo
Güneydoğu Anadolu’nun tarihî ve etnografik haritasına belgeler ışığında bütüncül baktığımızda Türkmen damarının ne kadar geniş ve baskın olduğunu görüyoruz.
- Gaziantep, Kilis, Adıyaman ve Şanlıurfa hattı tarihsel olarak ezici Türkmen çoğunluğa sahiptir.
- Diyarbakır ve Mardin ovaları ile kent merkezleri Artuklu ve Akkoyunlu Türkmen medeniyetinin beşiğidir.
- Şırnak ve Hakkâri hattına doğru gidildikçe demografik yapı farklılaşsa da, bölgenin genel karakteri Türk-İslam mührünü taşır.
Güneydoğu Anadolu’yu tarihsel gerçeklikten koparıp homojen bir Kürt coğrafyası gibi sunmak ne kadar büyük bir çarpıtma ise, Türkmenlerin bu topraklardaki asırlardır süren asli, kurucu ve çoğunluk yapısını görmezden gelmek de o kadar büyük bir hatadır.
Tarih ve tahrir defterleri gerçeği net biçimde ortaya koymaktadır.
Sonuç
Öyleyse soruya açık ve net bir cevap verelim:
Güneydoğu Anadolu’nun tamamı, tarihin bilinen dönemlerinden bugüne kadar iddia edildiği gibi homojen bir Kürt yerleşim bölgesi olmamıştır; aksine bölgenin tarihî omurgası ve geniş alanları Türklerin/Türkmenlerin asli yurt edinme sahasıdır.
Bölgenin Kürt yerleşimi olduğu iddiası tarihî belgeler, tapu tahrirleri ve şehir tarihleriyle bağdaşmaz.
Kürtlerin özellikle bölgenin engebeli doğu kesimlerinde ve Zagros hattına yakın alanlarda tarihî bir varlığı bulunsa da, Güneydoğu Anadolu’nun bütününe damgasını vuran asli demografik ve siyasi güç Türkmen boyları ve Türk devletleridir.
Aynı coğrafyada Türkmenlerin yanı sıra Araplar, Süryaniler ve diğer topluluklar da yaşamış, ancak sosyo-politik ve kültürel üst yapı Türkmen medeniyeti tarafından şekillendirilmiştir.
Bu nedenle Güneydoğu Anadolu’yu tek taraflı bir etnik harita gibi okumak tamamen yanlıştır.
- Devletler kuruldu ve yıkıldı.
- Türkmen boyları bölgeyi baştan başa yurt kıldı.
- Şehirlerin mimarisi, dili, kültürü ve nüfusu Türk-İslam mührüyle yoğruldu.
- Savaşlar ve göçler demografiyi etkilese de Türk varlığının köklü temelleri silinemedi.
Bugünün siyasi söylemlerini ve kurgusal anlatılarını geçmişe taşıyarak tarihî hakikatleri değiştirmeye çalışmak bilimsel bir yaklaşım değildir.
Tarihten ideolojik tapu çıkarılamaz; ancak belgelerden tarihsel hakikat çıkar.
Güneydoğu Anadolu’nun gerçek tarihi, Türk milletinin köklü devlet aklı, Türkmen boylarının asırlık iskânı ve bu toprakları vatan kılan medeniyet mührünün açık bir özetidir.











