Bu araştırma, Hakas Türkü lider Mihail Grigoryeviç Torosov’un hayatını ve Stalin dönemi baskılarında yaşadığı trajik süreci ele almaktadır. Mütevazı bir aileden yetişen Torosov, bölgenin ekonomik haklarını savunmuş ve Hakasya’nın özerk cumhuriyet statüsüne kavuşması için bürokratik mücadele vermiştir. Ancak bu talepleri “burjuva milliyetçiliği” ve hayali bir Sibirya Türkleri Birliği davasıyla ilişkilendirilerek ağır suçlamalara maruz kalmasına neden olmuştur. 1938 yılında haksız bir yargılama sonucu idam edilen Torosov, ancak ölümünden yıllar sonra iade-i itibar görmüştür. Kaynak, onun şahsında baskıya uğrayan Sibirya aydınlarının kimlik ve varlık mücadelesini tarihi bir perspektifle sunmaktadır.
Hakas Türkü Mihail Grigoryeviç Torosov, 1900 yılında yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası uzak bölgelerdeki altın madenlerinde çalışıyor, annesi ise geçimini gündelik işlerle sağlamaya çalışıyordu. Çocukluğunun bir bölümünü hayvancılıkla uğraşan büyükbabalarının yanında geçiren Torosov, halkının yaşadığı yoksulluğu ve imkânsızlıkları küçük yaşta tanıdı.
1919-1923 yılları arasında Krasnoyarsk’ta sağlık eğitimi aldı. Mezuniyetinin ardından doktor bulunmayan bölgelerde temel sağlık hizmetleri veren bir feldşer, yani sağlık memuru olarak çalıştı. Daha sonra Sovyet yönetiminin gençlik ve parti teşkilatlarında görev almaya başladı.
Torosov; sağlık, eğitim ve kültür alanlarında önemli görevler üstlendi. Hakas alfabesinin geliştirilmesine, Hakasça eğitime ve millî yayıncılığa katkıda bulundu. Hakasça yayımlanan “Hızıl Aal” gazetesiyle ilgilendi. 1935 yılında Hakas Özerk Bölgesi İcra Komitesi Başkanlığına yükselerek bölgenin en önemli yöneticilerinden biri oldu.
SSCB’de Hakasya için daha güçlü bir statü istiyordu
Torosov’a göre Hakasya yalnızca adı üzerinde özerkti. Bölgenin altın, kömür, demir, orman ve hayvancılık bakımından önemli kaynakları bulunmasına rağmen ekonomik ve idari kararlar büyük ölçüde Krasnoyarsk yönetiminin elindeydi.
Torosov, Hakasya’nın kaynaklarının bölge halkının kalkınması için kullanılması gerektiğini savunuyordu. Hakasların eğitim ve yönetimde daha fazla temsil edilmesini, Hakas dilinin geliştirilmesini ve bölgenin kendi geleceği hakkında daha fazla söz sahibi olmasını istiyordu.
Bu nedenle Hakasya’nın Krasnoyarsk Krayı’ndan ayrılarak Sovyet sistemi içerisinde özerk cumhuriyet statüsü kazanmasını savundu. Onun istediği, SSCB’den ayrılmış bağımsız bir devlet kurmak değil; Hakasya’nın Sovyetler Birliği içerisinde daha güçlü, yetkili ve saygın bir konuma ulaşmasıydı.
Fakat Stalin yönetiminin merkezileştiği ve millî hareketlere kuşkuyla yaklaştığı bir dönemde bu düşünceler tehlikeli görülmeye başladı.

Özerklik düşüncesi “Pan-Türkizm suçlaması” sayıldı
1937’de Stalin’in Büyük Terör dönemi Hakasya’ya da ulaştı. NKVD, Hakas, Altay ve Şor aydınlarının “Sibirya Türkleri Birliği” adlı gizli bir örgüt kurduğunu ileri sürdü. Bu kişilerin Sovyet yönetimini yıkarak Japonya’nın himayesinde bağımsız bir Türk devleti kurmaya hazırlandıkları iddia edildi.
Torosov’un Hakasya’ya daha geniş yetkiler verilmesi yönündeki düşünceleri de “burjuva milliyetçiliği”, “ayrılıkçılık” ve “silahlı ayaklanma hazırlığı” olarak gösterildi. Hakkındaki suçlamalar arasında Japonya ile bağlantı kurmak ve sözde Sibirya Türkleri Birliği’nin bölgesel merkezini yönetmek de bulunuyordu.
Torosov bu suçlamaları kesin biçimde reddetti. Herhangi bir gizli örgüte üye olmadığını, Japonya ile bağlantısının bulunmadığını ve silahlı ayaklanma hazırlamadığını söyledi. Buna rağmen 12 Ekim 1937’de tutuklandı.
Aylar süren sorgulamalar sırasında ağır baskı ve işkence gördüğü aktarılmaktadır. Hapishaneden ailesine yazdığı mektupta, gönderilen yiyecek ve para için teşekkür etmiş; eşine ve çocuklarına duyduğu özlemi dile getirmişti. Mektubunu, “Duruşmadan sonra yazacağım” sözleriyle bitirmişti.
Fakat bir daha yazamadı.
On dakikalık yargılama ve ölüm
Mihail Torosov, 13 Temmuz 1938’de Krasnoyarsk’ta Sovyetler Birliği Yüksek Mahkemesi Askerî Heyeti tarafından yargılandı. Belgelerde, her sanığın yargılanmasına yaklaşık on dakika ayrıldığı belirtilmektedir. Aynı gün toplam 48 kişi ölüm cezasına çarptırıldı; bunların 16’sı Hakastı.
Torosov hakkındaki idam kararı aynı gün uygulandı. Henüz 38 yaşındaydı.
Cenazesi ailesine teslim edilmedi. Aynı dönemde kurşuna dizilen diğer Hakas aydınları ve devlet adamlarıyla birlikte, kimliği belirtilmeyen toplu mezarlardan birine gömüldüğü düşünülmektedir. Ailesinin yıllar süren bütün aramalarına rağmen mezarının yeri bugüne kadar kesin olarak bulunamadı.
Geride öğretmen olan eşi Klavdiya Terentyevna ile dört çocuğunu bıraktı. Ailesi evinden çıkarıldı, eşi öğretmenlik görevinden uzaklaştırıldı ve çocukları “halk düşmanının çocukları” damgasıyla büyüdü.
Aile, Mihail Torosov’un kurşuna dizildiğini ancak yaklaşık yirmi yıl sonra öğrenebildi.
Adı ve mücadelesi yeniden yaşatıldı
Stalin’in ölümünden sonra Torosov’un dosyası yeniden incelendi. Hakkındaki suçlamaların dayanaksız olduğu kabul edildi ve 1956 yılında ölümünden sonra itibarı iade edildi.
Torosov’un savunduğu Hakasya’nın daha güçlü bir statüye kavuşması düşüncesi, ölümünden yarım asır sonra gerçekleşti. Hakasya, 1990’lı yılların başında cumhuriyet statüsü kazandı. Oğlu Vladislav Torosov da Hakasya’nın siyasi ve kültürel hayatında önemli görevler üstlendi.
Bugün Abakan’da Mihail Torosov’un adını taşıyan bir cadde bulunmaktadır. Adı anıtlarda, okullarda ve Hakas halkının hafızasında yaşamaya devam etmektedir.
Mihail Torosov’un hikâyesi yalnızca bir devlet adamının trajedisi değildir. Onun hayatı, Hakasların kendi diliyle eğitim görme, kendi kaynakları üzerinde söz sahibi olma ve millî kimliğini koruyarak yaşama mücadelesinin bir parçasıdır.
Stalin döneminde “Sibirya Türkleri Birliği” ve benzeri suçlamalarla çok sayıda Hakas, Altay ve Şor aydını tutuklandı; hapse gönderildi veya kurşuna dizildi. Birçoğunun mezarının nerede olduğu bugün dahi bilinmemektedir.
Mihail Grigoryeviç Torosov ve onunla aynı kaderi paylaşan bütün Sibirya Türklerinin ruhları şad, hatıraları ebedî olsun.











